İşimiletişim

‘Biz olmadan Ben olmaz’: UBUNTU

2012 Londra Olimpiyatlarını seyrediyorum. Olimpiyat ruhunu ateşleyen ve en fazla dalda müsabakayla başlı başına görsel bir şölen olan atletizm yarışları henüz başlamamış olmasına rağmen, dereceler her dönemde olduğu gibi şaşırtıyor, insanı performansı üzerine düşündürüyor.
Farklı dallardaki finalleri birbiri ardına seyredip madalya alanları tatlı bir imrenmeyle alkışlarken aklımdan neler geçiyor neler! Geniş bir bakış açısıyla, hangi dalda olursa olsun kırılan her olimpiyat ya da dünya rekorunda, eski rekorlarla yenilerini kıyaslayarak, ağzım bir karış açık kendi kendime şu soruyu soruyorum:
-Bu insan bedeninin sınırlarını zorlamak daha nereye kadar gidecek, insanoğlunun gücünün sınırları nerede durup bitecek, tükenecek?
Çocukluğundan başlayarak uzunca yıllar -zor koşullarda dahi- voleybol oynamış bir sporcu empatisiyle seyredildiğinde, takım sporları ise ayrı bir heyecan! Üstelik söz konusu olan milli formalı kızlarımız, ‘Filenin Sultanları’ ya da ‘Potanın Perileri’ olunca, gel de otur oturabilirsen oturma yerinin üstüne?
Futboldan farklı olarak, basketbol ve voleybol gibi takım sporlarında milli kızlarımızla ortaya koyduğumuz takdire ve övgüye değer performansın mutluluğuyla, bu başarının kaynağını düşünürken, şu sıralar “birlikte başarmak yolculuğu” yapmakta olduğum gençlerden oluşan benzer bir takımla yaşadıklarımı tebessümle görüyoruz adeta ekranda açılan küçük bir pencerede!
Başarının kimi kişisel gelişim uzmanları tarafından –Batılı metodolojiler esas alınarak- gençlere sunulmakta olan yöntemlerini aklımdan geçirmekteyken, zihnim bir kuantum sıçraması ile eskilere gidiverdi: O Silifkeli doğulu yanının insani zenginlikleriyle, çok farklı bir zeminde, batılı değerlerin en batısında, ABD’de bir akademisyen olarak yaşanmışlıklarının birikimiyle ülke insanına hizmete dönen değerli Doğan Cüceloğlu hocamın katıldığım bir eğitim semineri aklıma geldi: Biz Bilinci.
Daha sonraki bir tarihte, bu kez de hocanın çalışma arkadaşı olan sevgili Yavuz Durmuş ile bir başka okulda katıldığım aynı seminerin zaman-mekan sarmalında katılımcılarıyla o güzel içeriğinin derin manasını tekrar ruhumda hissettim. Ortamın mutluluk hali yüzümdeki gülümsemede iken hakiki başarının biz bilincinin idrakine varmak olduğunu tekrarladı bilincim…
Başarı, ekip olmak, biz bilinci, kavramlarının üzerinde çalıştığımız o günlerden günümüze zamanda geri yolculuk yaparken gene bir beyaz adam hikayesi geldi aklıma:
Afrika’da çalışan bir Antropolog, bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. Koşacakları ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü, onları yemek olacaktır.
Çocuklara, “haydi, şimdi koşmaya başlayın. Birinci gelen ödülü kazanacak” der. O anda bütün çocuklar elele tutuşur, koşup ağacın altına beraberce güle oynaya varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Bu duruma şaşıran antropolog, neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu yanıtı alır:
Bu UBUNTU’dur: Nasıl olur da diğerleri mutsuz iken birimiz o ödülü yiyebilir ki?
Ve UBUNTU’nun anlamını açıklarlar: Onların dilinde “UBUNTU; Ben, Biz olduğumuz için ‘Ben’im” demektir!