Kenan CAVNAR

 

Danışmanın dediği

Bankalar e-eğitime ısındı…

Günümüzde kurumların çalışanlarına verdikleri eğitimlerde e-eğitimin payı giderek artıyor. İngiltere'de banka ve finans sektörünün % 27'si; Amerika'da tüm firmaların % 24'ü eğitimlerde e-eğitim teknolojilerini kullanıyor. Dünyanın önde gelen araştırma kuruluşlarından IDC'nin verilerine göre dünyada e-eğitim gelirlerinin 2007 yılı sonunda yüzde 40 oranında büyüyeceği belirtiliyor.
Türkiye'de e-eğitim pazarının 5- 5,5 milyon Dolar büyüklüğünde olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın önümüzdeki 2 yıl içinde 8-9 milyon Dolar'a ulaşacağı ve başta finans sektörü olmak üzere e-eğitim kullanımının yaygınlaşacağı konusunda farklı hedefler gösteriliyor.
Peki ne oluyor da e-eğitim pazarı bu kadar hızlı bir büyüme gösteriyor? Bunun en büyük sebeplerinden biri düşük maliyetler. Zira e-eğitim kurumların yıllık eğitim maliyetlerini yarı yarıya düşürebilecek bir fırsatı eğitim yöneticilerine sunabiliyor. Maliyet avantajına ek olarak verimlilik ve ölçülebilirlik özellikleri de e-eğitimi cazip hale getiren diğer sebeplerin arasında geliyor.
Türkiye'de bankaların büyük bir çoğunluğu isimlerinin sonlarına koydukları akademi veya eğitim merkezleri ile sınıf eğitimlerinde çalışanlarının eğitim ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu akademiler son yıllarda gerek bina anlamında gerekse içerideki organizasyon konusunda önemli bir değişim yaşıyorlar. Birçok banka ya eğitim binasını yeniledi veya mevcut binasını daha modern bir hale getirdi. Bu değişimin altında yatan temel sebep şüphesiz ki; binlerce banka çalışanına daha modern ortamlarda eğitim imkanları sağlamak. Çalışanların eğitime katılım oranlarını arttırmak ve dolayısı ile memnuniyet derecesini yükseltmek.
Burada karşımıza çıkan soru şu; bu kadar yatırım karşılığını bulabilecek mi? Ya da bu kadar geniş bir kitleyi motive edebilmek için başka ne tür araçlar kullanılabilir. Bu soruyu yanıtlamadan önce normal bir bankada eğitim süreçlerinin nasıl işlediğine bir göz atalım. Bir bankanın en önemli eğitim ihtiyacı personelin temel bankacılık eğitimlerini almasından geçmektedir. Bu eğitimler tüm personelin alması gereken zorunlu eğitimlerdir ve genelde kurum içi eğitmenler tarafından verilir. Bu mesleki eğitimleri daha sonra ‘soft skill-uzmanlık' eğitimleri takip eder. Departmanın ihtiyaçlarına göre teknik eğitimler, yabancı dil eğitimleri bu sırayı takip eden eğitimler arasında yer alır.
Orta ölçekli bir bankanın çalışan sayısının en az 3,500-4,000 arasında olduğunu düşünürseniz, bu kadar personele zorunlu eğitimleri atamak, eğitim planları oluşturmak ve eğitimlerin takibini yapmak ciddi bir iş yükü doğurur. Binlerce çalışanı olan bankaların ikinci en önemli sorunu da farklı coğrafi bölgelere dağılmış bölgelere sahip olmalarıdır.
Yapıları gereği çok geniş insan kaynağını istihdam eden bankacılık sektörü, belirttiğim önemli 2 sebepten dolayı sınıf eğitimlerine alternatif olabilecek kaynak arayışına girmiştir. Bu kaynakların en başında da e-eğitim gelmektedir.
E- eğitimin gerek maliyetler gerek ise diğer hususlarda bankaların tercihi olma nedenlerini bir örnekle açıklayalım.
Diyarbakır şubesinde çalışan Erdal Bey'in 2 günlüğüne İstanbul'a gelip İletişim Becerileri eğitimlerine katılacağını düşünelim. Erdal Bey'in önce uygun zamanını belirledik. Sonrasında ulaşım ve konaklama işlerini de hallettik. Erdal Bey'i İstanbul'a uçakla getireceğiz ve burada bankanın misafirhanesinde konaklamasını sağlayacağız. Erdal Bey'in katılacağı eğitime 15 kişi katılacağı için aynı işlemleri diğer çalışanlara da uygulayacağız. Bu arada son anda bir terslik olmaması açısından katılanlara teyit telefonu açacağız. Bir yandan da eğitim merkezinin organizasyonunu takip edeceğiz, sınıf ve eğitmen uygunluğu, ikram, araç, gereç takibi vs. Bin bir zahmetle yürüttüğümüz eğitim organizasyonun tam sorunsuz başlayacağını düşünürken, eğitime son anda 8 kişinin katıldığını öğreneceğiz.
Tüm bunlar şu anda bankaların eğitim yöneticilerinin karşılaştığı sorunlar. Erdal Bey'in 2 gün eğitimde olmasından dolayı meydana gelen iş gücü kaybı, laşım maliyetleri, eğitime yeterli sayıda kişi katılmamasından dolayı eğitimin veriminin düşmesi ve sonrasında gelen olumsuz değerlendirme anketleri.
Neler okumadık ki olumsuz verilen değerlendirme formlarında şimdiye kadar… “Yol yorgunuydum eğitimi takip edemedim, kafam çok karışıktı kendimi derse veremedim, hava çok güzeldi aklım deniz kenarında kaldı” gibi bir sürü bahaneler…
Erdal Bey'in İletişim Becerileri eğitimini bir de e-eğitim olarak aldığını düşünelim. Erdal Bey'in e-posta adresine gelen bir yazı ile organizasyonumuza başlayalım.
“ Sayın Erdal Bey, adınıza İletişim Becerileri eğitimi tanımlanmıştır lütfen en kısa sürede eğitiminizi tamamlayınız !..”
Erdal Bey kendisine tanımlanmış kullanıcı adı ve şifre ile dilediği zaman ve dilediği mekanda (evde, işyerinde vs.) eğitimi alabilir. Bunun için 2 gün şubeden ayrı kalmasına gerek yok. Ulaşım ve konaklama derdi yok, organizasyon sıkıntısı yok...
Üstelik Erdal Bey'in eğitimi ne zaman aldığını günü ve saatine varıncaya kadar raporlayabiliyoruz ... Eğitim içerisindeki sınavlarla öğrendiği bilgiyi kontrol etme imkanınız da var.
Sınıf eğitimleri mi? E-eğitim mi? Konusunda tartışma gerektirmeyecek bir konudur, zira e-eğitimin sınıf eğitimlerinin yerini almak gibi bir hedefi yoktur. Yalnızca sınıf eğitimlerinin maliyetlerinin çok yüksek olduğu günümüzde akla gelebilecek en iyi alternatif çözümdür. Çünkü e-eğitim çalışanlara daha somut, zamandan ve mekandan bağımsız çözümler sunabilecek en önemli teknolojik araçtır. Bugün bankaların önemli bir bölümünün e-eğitim oranlarını yüzde 20-30'lara çıkarmalarının en önemli sebepleri de kazandırdığı bu avantajlardır.
Bu avantajlarından ötürü e-eğitim zaman içerisinde gelişimi bu hızla devam ederse, sınıf eğitimleri arasındaki pay oranını kendi lehine çevirecek hamleleri yapacaktır. E-eğitim bu gücünü teknolojiden almaktadır ve teknolojide asıl olan insandır.
Bir sonraki yazımızda e-eğitimin bankalardaki kullanım alanlarını paylaşmaya çalışacağım…
O zamana kadar sevgiyle kalın…
Kenan Cavnar
Danışmanın Dediği


Köşe Yazarları
Danışmanın Dediği