Sektörümüz yani telekom sektörü, dünyanın en seçkin insan kaynaklarının kullanıldığı sektörlerin başında gelmekte. Birden fazla üniversiteden mezun ve birden fazla dil konuşabilen uzmanların oluşturduğu bir sektör. Bu sektörde görev yapabilmek için uzun zaman ve paralar harcanıyor, bir yerlere gelebilmek ve başarıyı yakalamak da bir hayli zor oluyor. Bunca eziyetten sonra, o sektörü terk etmek ise gerçekten çok zor ve üzüntülü oluyor. Kur, çalıştır, cefas
ını çek; sonra terk et git…
Şarkı gibi: “Kimler geldi, kimler geçti”. Şöyle bir düşünsenize Turkcell'in, Telsim'in, Ericsson'un, Motorola'nın kurucularını, unutabilir miyiz Netaş'ın, Alcatel'in, Siemens'in bu gün burada olmalarını sağlayanları, olmazsa olmaz düzenleyici kurumumuzun kurucularını ve daha nicelerini. Hep gittiler… Sadece görevi devretmediler, sektörden tamamen ayrıldılar. İşte onlardan biri: Çağatay Özdoğru. Onunla söyleştik, nostalji yaptık, düşüncelerini paylaştık.
2.5 yıl önce sessiz sedasız Sabancı Telekom'dan ve sektörden ayrıldınız ve bambaşka alanlara girdiniz. Bunun nedeni neydi?
Biliyorsunuz, ben telekomünikasyon yüksek mühendisiyim. İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünde öğrenciyken konsantrasyon olarak bilinçli olarak haberleşme alanını seçtim. Sonra da yine aynı bilinçle ABD'de George Washington Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptım. İş hayatımın birinci gününden itibaren Koç-Unisys ve IBM gibi BT-Bilişim Teknolojileri şirketlerinde telekomünikasyon alanında çalıştım. Sonrasında da, İnternet sektörünün oluşmasıyla beraber France Telecom grubunun Türkiye'ye girmesini gerçekleştirdim, ardından da Sabancı grubu'nun telekom sektörüne yatırım yapmasını sağladım.
Şu anda TELKODER yönetimindeki birçok arkadaşla beraber; daha TELKODER yokken, ortak lobi çalışmaları yapmaya baş
ladık ve sonunda da TELKODER'i kurduk.
Yani ben, telekom'a gönül vermiş ve bu işin mutfağından yetişmiş bir emekçisiyim.
Ama maalesef bugün itiraf etmek isterim ki, bazı öngörülerim gerçekleşmedi. Sanıyorum ki, biraz fazla iyimser düşüncelerle kendimi donatmışım. Özellikle Ankara için Türk Telekom'un özelleştirilmesinin pazarın serbestleştirilmesinden daha önemli olduğuna bir türlü inanmak istemedim ve bu konuda çok çalıştım. Ama çok uğraşmamıza rağmen Ankara'yı ikna edemedik. En önemli öngörümüz maalesef gerçekleşmedi. Sektör serbestleşemedi ve bugün bile bu durum devam ediyor. Tabi bugünkü durum geçmişe göre çok daha da kötü, şimdi pazarda özel bir tekel var. Sanıyorum Türkiye, telekom sektörünün serbestleştirilmesi sürecini iyi yönetemedi. Ankara Türk Telekom'u özelleştirerek, kısa vadede elde edeceğe gelire baktı ve büyük resmi kaçırdı
Sonuç olarak, telekom alanı çok zor bir alan ve yatırımcılarının bu işi ana iş olarak görmeleri ve sabırla ciddi lobi faaliyetlerinde bulunmaları gerekiyor. Ben de kendi yatırımcımdan bu azim ve isteği göremedim ve Don Kişot gibi mücadele etmekten açıkçası çok yoruldum. Bunca yıl emek verdiğim alandan ayrılma kararı aldım.
Ayrıldığımda, artık bilişim ve telekom alanında çalışmama kararı almıştım. Kendimi evrensel ve bir yönetici olarak görüyordum ama, diğer sektörleri hiç denememiştim. Turizm ve perakende alanındaki iki holding'in başkanlığı konusunda görüşmeler halindeyken, Şevket-Emine-Ali Sabancı ortaklığı olan Esas holding'den bir teklif aldım. Kendilerini zaten iyi tanıyor olmam sebebiyle de, hiç düşünmeden bu teklifi kabul ettim.
Esas holding'de icra kurulu üyesisiniz ve perakende ve sağlık sektörlerinden sorumlusunuz. Bu sektörlerle telekom sektörü arasında benzeyen ve benzemeyen neler var?
Esas holding'e katıldığımdan bu yana, hissedarlarımız ve ortaklarımızla beraber Electroworld (Dixons) Türkiye, Flymedair helikopter taşımacılığı ve BSK hastaneleri şirketlerinin kuruculuğunu yaptım. Şu anda da perakende alanında bir şirketin kuruluşu, diğer bir şirketin de satın alınması konusunda çalışıyorum.
Ben bugüne dek hep hizmet sektöründe çalıştım. Ayrıca şirket satın almaları ve birleşmeleri, şirketlerin ‘turnaround' edilmesi gibi alanlarda çok tecrübelerim oldu.
Sonuç olarak telekom sektörü çok zor bir alan. Buna ek olarak ben 32 yaşında genel müdür oldum ve 2001 ekonomik krizini yabancı bir şirkette genel müdür olarak yaşadım. Bunun dışında, tekelci görüş tarafından defalarca taciz edildik ve baskılara maruz kaldık ve mahkemelere verildik.
Bu sebeple inanılmaz bir tecrübeye sahip oldum ve inanın şu anda faaliyet sorumluluğumdaki alanlarda, sadece “iş problemleriyle” uğraşıyorum. Mutlaka her sektörün kendine özgü problemleri var, her sektörde düzenlemelerle ile ilgili sıkıntılar var ama, bizim yaşadıklarımızla karşılaştırdığınızda İngilizce'siyle bu problemler sadece “peanuts”, yani dikkate alınmayacak kadar küçük.
Gerek sağlık sektörü gerekse perakende; telekomünikasyon sektörüne çok benziyor, sonuç itibariyle ticaret yapıyorsunuz ve hizmet sağlıyorsunuz. Temel konular tamamen benzer sadece detaylarda ayrışmalar oluyor. Geçmiş tecrübem sayesinde bu iki alandaki iş dinamiklerine çok kısa bir sürede uyum sağladığımı söyleyebilirim.
Esas holding'in hedefleri neler? Teknoloji sektörüne girmeyi planlıyor musunuz?
Biz Esas holding olarak perakende, gıda, sağlık ve havayolu işlerinde büyüme kararı aldık. Bunun dışında gayrimenkul geliştirme konusunda da bir yabancı şirketle ortaklık kurduk. Şu anda Pegasus havayolları, Medline, Electroworld dahil olmak üzere 11 adet şirketimiz var. Satın alma veya sıfırdan şirket kurma yöntemleriyle genişliyoruz.
Bildiğiniz gibi biz, teknoloji işinin ticaret kısmına girmeye karar vedik. İngiliz Dixons grubuyla ortaklık kurarak, Electroworld zincirini Türkiye'mize kazandırdık.
Elektronik perakende sektörüne yepyeni bir boyut getirdiğimize inanıyorum. Her türlü elektronik ve elktrikli eşyanın yer aldığı 3,000 metrekare ve üzeri büyüklükteki mağazalarımızda ilkleri gerçekleştirdik. İlk mağazamızı 5 Eylül'de Bursa Korupark alışveriş merkezinde açtık. Eylül ayı boyunca mağazamıza toplam 280,000 ziyaretçimiz oldu. 27 eylül'de bu kez Konya'da M1 merkez alışveriş merkezinde ikinci mağazamızı açtık. Her açılışımızda kapımızda kuyruklar oluştu. Aralık ayı başında İstanbul'da tüketicilerimizle buluşuyoruz ve Bakırköy'de Capacity alışveriş merkezinde mağazamızı açıyoruz. Sanıyorum yeni yılın ilk ayında, toplam 5 mağazamız olacak.
Bugün için telekom sektörüne nasıl bakıyorsunuz? Sektörde faaliyet göstermekte olan çeşitli büyüklükteki firmalara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı? Üretici ya da pazarlamacı olmaları düşüncelerinizde bir farklılık yaratıyor mu?
Pazarda faaliyet gösteren firmalara şunları söyleyebilirim: Lütfen bu sektöre uzun vadeli bakınız ve bu işi ana işiniz olarak görünüz. Sonuçta müthiş bir değer yaratmanın gerçekleşebileceğini unutmayınız. Bugünkü dünyada hiçbir iş kolay değil, ama özellikle telekomünikasyon sektörü çok daha fazla “işe gönlünü koymak” prensibini gerektiriyor.
Devletin görevi de, sağlıklı bir rekabet ortamının yaratılmasıdır. Tekellerin oluşması nihai tüketicinin aleyhinedir, dolayısıyla toplumun tümünün iyiliği için her alt pazar bö
lümünde en az 3 adet benzer büyüklükte ve rekabet eden firmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca istihdam açısından da sektörde tekeller yerine rekabetin olması hem insan kaynağı rekabetini ve dolayısıyla kaliteyi ve çalışan sayısını artıracak, hem de sektörde yerel ARGE'yi tetikleyecektir. Tüm dünyada bu böyle olmuştur.