Numan AYDINOĞLU

@ktör

Kifayetsiz kelimeler

Yazıma nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Güzel ülkem adına çok ama çok canım yanıyor. Öyle bir noktaya geldik ki anlatmak pek mümkün değil gibi görünüyor.
Hani ünlü şair Orhan Veli’nin dediği gibi:
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum...
Şair burada düştüğü sevdayı anlatıyor. Bende aynı sevdayla söylüyorum aynı şiiri. Benim sevdam memleketime. Aynı duygular ve aynı şiir.
Son bir yıldır içime akıyor bu duygular sağanak bir yağmur gibi. Her gün bir başka fırtına, bir başka sağanak. Oysa sağanak yağmur yanan ormanlar için bir kurtarıcıdır değil mi? Ama bende öyle olmuyor. Her sağanak bir başka toru getiriyor yüreğimin ortasına yerleştiriyor.
 Geçtiğimiz günlerde bir film seyrettim. Abraham Lincoln’ün suikastı sonrası kurulan askeri mahkemenin durumunu gözler önüne seriyordu. Ailesini korumak için her şeyi yapmaya hazır bir kadının ve onu korumak için her şeyi riske eden bir adamın gerçek hikâyesini anlatıyor. Mary Surratt. Filmi Robert Redford çekmiş. İzlemeyenlere şiddetle öneririm. Filmin adı The Conspirator ya da Türkçesi ile Suikast. Bu suikast, 1865 yılının Nisan ayında işlenmiş ve akabinde kurulan ÖZEL YETKİLİ MAHKEME tam bir adli suikast yapmaktadır. En azından Mary Surrat için.
1865 yılında Amerika’da özel yetkili bir mahkeme ve 2013 yılında ülkemizdeki mahkemeler. Şimdi isterseniz yukardaki şiiri bir kez daha okuyun.
Bu sayfadan defalarca seslendim, yazdım. Hatta en son geçen ay yine yazdım. İlgi duyanlar (www.numanaydinoglu.com) adresinden yazılarıma ulaşabilirler. Mustafa Kemal Atatürk neden eleştirilemezmiş, onun da hataları varmış, diktatörmüş vs. Bunlara karşı çıkanlara da sen Ulusalcısın, Kemalist’sin gibi etiketler vurularak aşağılanmaya çalışılıyor. Sanki bu iki unsur bir öcüymüş gibi gösterilerek. Sonra da bir TV dizisi örnek gösterilerek Muhteşem Süleyman’ın eleştirilmesine ya da onun yapmış olduğu yanlışlıklara dokunulunca, Kanuni Sultan Süleyman birden ecdadımız oluverdi. Peki, Kanuni ecdadımız da Atatürk değil mi? Kanuni güçlü bir devleti aldı daha da güçlü kıldı. Atatürk işgal edilmiş bir topraklar karmaşasından, yok olmaya yüz tutmuş bir halk ile birlikte yeni bir devlet kurdu. Yaranamadı… Kanuni kendi oğlunun idamını yan odadan dinledi ama yine ecdadımız oldu. Atatürk ise, halkla birlikte hareket etti. Medeni Kanunu ülkemize getirme konusunda inanılmaz çaba sarf ederek ümmetten bireye dönmemize sebep oldu yine yaranamadı…
Ecdadımız dedikleriniz haremlerinde yüzlerce kadın alırken Atatürk tek eşliliği getirdi. Yine yaranamadı. Hareminde yüzlerce kadın olana ecdat dediniz ama akşamları arkadaşları ile ülke sorunlarını tartışırken içtiği bir kadeh rakı nedeni ile de Atatürk’ü hemen ayyaş yaptınız. Sarhoş dediniz. Yakıştı mı bu? Eğer adalet anlayışınız da ecdadınız gibi kendi evladınızın idamını imzalamak ise ona yorum yapamam.
Daha yazayım mı?
Siz isterseniz yukardaki şiiri bir kez daha okuyun.
Beni anlamasanız da olur…
Saygılarımla