Demet Zübeyiroğlu

Büdütör

Anı yaşamak, ama nereye kadar?

Bu sektörde binlerce kişi bizzat benimle tanışmıştır 18 yılda, bir yerlerde... Çeşitli sürümlerime şahit olmuşlardır. %99’unun izlenimlerini soracak olsanız; canlı, heyecanlı, enerjinin dibi, matrak, deli, komik, Kızılderili, “Hululululu!” gibi yorumlarda bulunacaklardır. Her yerde bulunma özelliğim vardır... Çat orada çat kapı arkasında, sabah Belçika’da akşam İrlanda’da olabilirim. Uçaktan inişte toplantıya geçer, oradan da gece baskıya yetişecek yazılarla ilgili ahkam kesebilirim. Bir yandan da, yurtdışındayken bile 9 yaşındaki kızımı da sabah 06.30’da kaldırmak üzere telefon eder, servis gelmek üzereyken telefonumu çaldırdığında da ikinci kez haber veririm Türkiye’ye. Anı yaşamak gerekiyorsa, hemen yapılması gerekiyorsa, telefondayken ileti yazılması, içerideki odada dönenlerin dinlenmesi, telefon kapanınca da o odaya ilgili yorumların yüksek sesle aktarılması için oradayım. Geç de olsa gece etkinliklerine varıp, olası iki sohbette sektörle ilgili daha çok veri toplamış olmak da benim işim. Yönetici kimliğimde ise sağım solum belli olmasa da, sanırım benimle birlikte çalışanlar da eğleniyorlar çoğunlukla (Hele bir farklı şey söylesinler!). Eh bir de ülkemizin en seçkin üniversitelerinden biri İTÜ’de Elektronik Mühendisliği okuduk, bitirdik de üstelik, mühendislik yapmamış olsak da var böyle bir altyapı serde. Bir de MBA ballı olur üzerine... Ama bu bir tesadüf sadece... Ve bu bile yeterli değil bence.
Niye mi anlattım bunca şeyi? Neden mi çizdim bu profili? Bu özellikle teknoloji sektöründe medya işindeyseniz, aslında herkesin şaşkın bakışları arasında sıyrılmanızı sağlayan bir profil. Özellikle bir de bu bir kadın profili olunca, kendiliğinden öne çıkartıyor sizi.
Şimdi bunu koyalım bir kefeye. Bu çok özellikli; normal insanların, kendine has dilini birçok sektörden daha zor anlayabildikleri sektörde yönetici profilini bir yana bırakıyor, çalışan profiline geçiyorum. Böyle bir medyada çalışan olarak yer alması gerekli profilin (canım elemanlarım beni affetsinler) aslında altyapısı benim gibi teknikçe olan insanlardan eli kalem tutanlarının, daha da tutar hale gelmesiyle oluşması gerekiyor. Yahut alaylı bir biçimde kendini yetiştirse bile, telekom/bilişimin her bir alt sektöründen bir nebze eğitim alması. Temelde de olsa birşeyleri kapması gerekiyor bu eğitimlerden. Peki mühendislik okumuş bir ekibi medyada istihdam etmek için onların aklını mühendislikten çelmek, başka sektörlerde yönetici olmaktan caydırmak Türkiye şartlarında mümkün müdür? Pek de olamadığı aşikar şu andaki medya profilinden anlaşıldığı üzere. Ya altyapısı mühendislik olmayan ama eli feci halde kalem tutan çalışan profiline temel eğitim vermek mümkün müdür? O da değildir. Öyle bir eğitim biçimi yoktur. Gider toplantılara, gittikçe öğrenir ne öğrendiyse... Elde edilen sonuç yüzeyseldir mecburen. Çekici şartlar sağlama imkanı bulunmayan sektörel medya, eleman stoğunu kaliteli hale getirmekten, onlara da değer katabilmekten acizdir.
Gelgelelim özellikle de bizim sayfalarımızda bilişim/telekom teknolojilerinin alıcı firmalarına ahkam kesmekte olduğumuz ve veri depolama, iş zekası, analiz, fiber, sanallaştırma, bulut vb. teknoloji altyapılarına. Peki bu teknolojiler sektörel medyalar, hatta sektörel olmayanlar tarafından layıkıyla kullanılmakta mıdır? Hayır! Çünkü bu altyapıları kuracak güçleri de yoktur onların. Ya da bilgi birikimleri. Veya anı yaşamak zorunda olmaktan geriye kalan zamanları. Bilişim/telekom altyapıları da sallanmaktadır bu durumda çoğu medyanın.
Zaten çoğu sektörel medyanın vizyonu da yoktur. Çünkü o yayını aslında diğer işlerine ilişki ağı yaratsın diye kurmuşlardır. Üçe beşe bakmadan dağıtmaktadırlar reklam stoklarını. Ne de olsa diğer tarafta yürüyen bir gemisi vardır onların…
Tüm bu bacakları eksik, gedik, yamalı olan bir medyanın ürettiği dikey içerik de, özellikle güzide insanlara sahip olmak zorunda olan telekom/bilişim pazarında genellikle mükemmel İngilizceye sahip yöneticilerin zaten dış medya kaynaklarından doyum sağlamasına neden olur. Çünkü burada geliştirilen içerik onun dişinin kovuğuna gitmemektedir.
Sonuç nedir o halde? Körler sağırlar birbirini ağırlar bir durum ortaya çıkar ve medya planlama tayfası, pazarlama iletişimi birimleri ve bazen de karışmamak istese de halkla ilişkiler ajansları; “Aman herkese aynı mesafede olalım, ... Bey de üzülmesin ona da 300 verelim, ... Hanım da üzülmesin ona da 500 verelim. Ama ... yayınının da fiyatları onlardan çok yukarıda onlara da yılda iki üç defa sus payı verdik mi... tamamdır” hesabına dönerler... Ve hep birlikte anı kurtardık zannetsek de, aslında hem sektör olarak hem de medyası olarak bir arpa boyu yol almamış oluruz...
2013’te böyle hesapsız yaşamaya devam etmemek dileğiyle... Birlikte nice senelere...