Kenan CAVNAR

 

Danışmanın dediği

Ellerimizdekilerin değerini bilmek

Sevgili Okuyucularım,
Rekabette farklılaşmak için atılması gereken adımlar yazı serimizin bu sayısında iş modelini değiştirip başarılı olan şirketlerden örnekler vermeyi düşünüyordum. Ancak Kasım ayı içerisinde eski yöneticimin bir dergideki yazısını okudum ve son zamanlarda İstanbul’un farklı yerlerine yapılması düşünülen camiler ve okullarda kılık-kıyafetin serbest bırakılması vb. gibi konuları farklı gözden görebilmek için faydalı olacağını düşündüğüm bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Ortanca ya bayılırım... Rengarenk kocaman kocaman açar çiçekleri ... Pembe, beyaz, mor... Geçen ilkbaharda büyük bir hevesle gidip her renginden ortanca aldım, bahçemdeki duvar kenarına özene bezene diktim kendi ellerimle, sonra gübreledim, suladım. Hergün gözlerinin içine bakıyordum acaba tuttular mı, yeni yeni çiçekler açacaklar mı diye.
Birkaç gün sonra annem küçük bir poşet gösterdi, mevsimlik çiçek tohumu almış ve ortancaların arasına ekivermiş. Ortancalar büyüyünceye kadar aralarındaki boşlukları değerlendirmiş böylece...
Gerçekten aradan 1 hafta geçmeden tohumlar fideye dönüştü, ortancalarda hiçbir büyüme alameti yoktu ama bu tohumlar öyle hızlı büyüyordu ki inanamazsınız! Bir süre sonra ortancalar bu çiçeklerin arasında kaldı, boyları çok hızlı uzuyordu, yüzlerce incecik kök ile çok derine inmiyor ama toprağın yüzeyine yakın çok geniş bir bölgeye ulaşıyordu. Böylece topraktaki suyu ve tüm besinleri emiveriyordu. Ortancalar giderek bozulmaya, sararıp kurumaya başladı. İsmini bilmediğim bu çiçekler ise rengarenk çiçekler açtılar, kökleriyle suyu, upuzun gövdeleriyle güneşi sonuna kadar kullandılar kısa sürede çok yol katetmek için.
Ama derinliği yoktu bu çiçeklerin... Çaba sarfederek derinlere inmek yerine başkalarının alanına girerek, onların haklarını alarak büyüyorlardı. Ben ise bu çiçeklerin boyuna, açtıkları çiçeklere kandım önce. Ortancaların bunlar arasında ne kadar mağdur olduğunu göremedim...
Fakat bu çiçekler, büyüdükleri hızla solmaya başladılar. Sağa sola yatmaya, şekilleri bozulmaya, yaprakları sararmaya başladı. Ortancalarımın gördüğü zararı da o an daha çok fark ettim. Mütevazı bir duruşla, acelesi olmadan ama sağlam adımlarla toprağı taşları yara yara derinlere iniyor, emekle ve özenle etli yapraklarını, kocaman rengarenk çiçeklerini besleyip büyütüyordu. 1-2 aya sığdırmak değildi amacı bütün ömrünü, daha uzun yıllar vardı önünde serpilip büyüyebileceği...
Mevsimlik çiçeklerin zamanının geçtiğini görünce, seneye kalmaz dedi bahçıvan, kökleriyle temizlemelisin ve ben de öyle yaptım... Garip bir hüzün vardı içimde, bir yandan kızıyordum bu çiçeklere; açgözlü bir hırsla yüzlerce ince köküyle heryere yayılmış ve başka bitkilerin hakkı olanı alarak boy atmışlardı. Ama öte yandan üzülüyordum hallerine, kısacık ömürlerine hem büyümek hem çiçek açmak ve hem de çiçekleriyle bir süre gurur duymak sığmalıydı, elbette acele edip tüm kaynakları bencilce sömürme telaşına düşeceklerdi...
Peki ya biz? Bizim telaşımız niye! Kolay olan hiçbir şeyin değerli olmadığını, gerçek güzelliğe/başarıya erişmek için sebat, emek ve sabır gerektiğini neden unuturuz... Gerçekten emek verilmeyen hiçbir şeyin kalıcı ve değerli olmadığını, akıtılan her damla alın terinin er ya da geç karşılığını bulduğunu bildiğimiz halde neden bu acelemiz?
Oysa hepimiz biliriz, hayatımızda bizim için en değerli olanlar uğruna en çok uğraş verdiklerimiz, ter akıttıklarımızdır...
Elimizdekilerin değerini bilerek, sabırla, emekle ve keyifle tıpkı bir kanaviçe işler gibi bir hayat geçirmeniz dileklerimle, sevgiyle kalın.
(Kaynak: Selda Seçkinler, Kibarca Dergisi)