Sinan OYMACI

Saydam

Vandal

‘Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan, bunların değerini bilmeyen kimse veya topluluk’.
‘Miladın başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı’.
Diyor, Türk Dil Kurumu sözlüğü ‘Vandal’ kelimesinin karşılığı olarak.
Nedense bu ay teknoloji, bilişim, yönetim gibi konularda ne yazayım diye düşünürken ‘Vandal’ kavramını işlemek aklıma düştü.
Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkma düşünce ve davranışı’ na ‘Vandallık’ deniyor yine aynı sözlüğe göre.
‘Vandal’ olma yanlısı da ‘Vandalizm’.
He ne kadar bazı kaynaklara göre ‘Sebepsiz yere zarar verme, yakıp, yıkma eylemine’ ‘Vandalizm’ dense de ben sebepsiz olduğu kısmına pek katılmıyorum. Bir sebebi olduğu muhakkak. İntikam, kıskançlık, çekememe, bağları koparma gibi sebepler olduğunu düşünüyorum.
Wikipedia’ya göre, ‘Vandallık, Vandalizm’ bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca veya ürüne zarar verme eylemidir olarak nitelendiriliyor ve ‘Vandal diye tanımlanan bir kişi; kırma, parçalama, yok etme, kesme, yakıcı madde atma, boya atma yoluyla sonucunu bilerek, başkasının ya da kamunun sahiplendiği, önemsediği ve değerli bulduğu bir maddeye (örneğin, okul araç-gerecine, müzede sergilenen tarihsel bir yapıta, resim galerisindeki bir tabloya) zarar verir’ diye devam ediyor.
‘Vandalizm’ bir diğer deyişle ‘Tahripçilik’
Mülkiyet hakkının kutsallığını bir kenara bırakarak adaleti kendi kurallarına göre kurmak için yıkma, yakma, zarar verme güdüsü.
Geçenlerde katıldığım bir toplantıda Portakal Ağacı öyküsü anlatıldı. Nereden aklıma geldiyse bu yazıda sizlerle paylaşayım dedim.
Efendim, eskiden kişilere, şirketlere, kurumlara portakal ağacı dikmek ve yetişen portakalları toplamak öğretilirmiş. Şimdi iş biraz değişmiş; öncelik portakal ağacının sağlıklı büyüyebileceği ve kuruyup gitmeyeceği ortamı hazırlamak olmuş. Eğer toprağı ve ortamı yeterli seviyede hazırlarsanız, üzerine dikeceğiniz her ağaç büyüyecek, kök salacak, meyve verecek ve sonsuza dek yaşayacakmış. Doğru söze ne denir!
Bir de bu arada; ‘En son ne zaman gittiniz?’, ‘Gidip para harcadınız mı?’, ‘.... için ne yaptınız?’ gibi konuşanlara Ahmet Kutsi Tecer’in, ‘Orda Bir Köy Var Uzakta’ şiirinden ilk dörtlüğü aktarayım.
Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Sizi bilmem ama ben bizden sonraki nesillere neler kalacağını merak ediyorum.
Özellikle Avrupa’daki şehirlere gidenlerin bildiği gibi, şehir merkezlerindeki tarihi – tarihi olmasa da topluma mal olmuş – yerlerin nasıl korunduğunu gözümün önüne getiriyorum. Yenileme çalışması her yerde yapılıyor da, aslına uygun olarak korunarak. Ne diyebiliriz ki!

Bize her gün indirim
Teknoloji zincir mağazalarındaki indirim kampanyalarının sürekli hale geldiğinin farkında olmalısınız. Yılsonu yaklaştıkça hep bir sebep bularak indirimler yapılıyor. Ürünlerin gerçek fiyatlarının ne olduğunu bilmek olası değil artık. İndirimsiz ürün kalmadı. Bunun sonunda birileri dükkanı kapatacak da kim kapatacak tahmin edemiyorum. Sanki bir elimizdeki bir an önce nakde döndürelim durumu yaşanıyor. Öyle ilginç fiyatlar görüyoruz ki, tüketim çılgınlığı yaşanıyor. Gerçekten ihtiyacı olmayanların dahi aklı çeliniyor, taksitler, taksit ötemeler de işin içine girince alma içgüdüsü harekete geçiyor. Ekstreler gelip, taksitler üst üste eklenmeye başladığında yaşam zorlaşacak. Aman dikkat!
Görüş ve düşüncelerinizi bana iletin ki, neyi doğru neyi yanlış yapıyoruz görelim. Tüm güzellikler sizlerle olsun. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Sağlıcakla kalın. (İstanbul – 8.Aralık.2012)