ARALIK 2005 Sayı: 123

Anlamıyorum…

NEDENİNİ hala anlayabilmiş değilim ama, ICT-Information & Communication Technologies/BHT-Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri sektörü her ayın son haftasında inanılmaz bir yoğunluğa sahne oluyor. Genellikle Salı ve Perşembe günlerine denk getirilmeye çalışılan büyük organizasyonların en büyükleri de, ayın son haftasında gerçekleştiriliyor. Bu, yaklaşık yirmi senedir böyle. Hal böyle olunca, aylık süreli yayınlar tarafından organizasyonla ilgili kamuoyu bilgilendirilmesi de bir hayli gecikmeli olarak, bir sonraki aya kalıyor. İşte yıllardır bize sorduğunuz, ‘Telepati, neden ay bittikten sonraki ayın 7'si civarı pazara sunuluyor'un cevabı. Ya kamuoyunu geç bilgilendireceksiniz ya da dergiyi bir hafta geç basacaksınız.

Dikkat ettiyseniz, Dünya'da birbiriyle iç içe geçen bilgi ve haberleşme sektörlerinin adını, ICT veya BHT olarak telaffuz ettim. Bugünlerde yine nedenini anlayamadığım biçimde ICT/BHT sektörüne ‘Bilişim' denilmekte. Haberleşme, yani telekom ya da muhabere bilişimin neresinde? Bil-işim'in, ‘Bil' bölümünde değil ama, ‘-işim' yani iletişim bölümünde de değil. O zaman, neresinde? Ben henüz çözemedim. ‘-işim' bölümde diyeceklere de bir çift sözüm var: Communication yani komünikasyon, ‘haberleşme' demektir. Haberleşmek için, karşılıklı taraflar gerekir. Yani, tek yönlü haberleşme olmaz. Haberleşme etkileşimlidir. Yani birileri ‘communicate' eder.

Birileri yazacak, birileri de okuyacak. Ya da birileri yayın yapacak, birileri de dinleyecek veya seyredecek. Bu örnekler ise, haberleşme değil, temel ‘iletişim' örnekleridir. Zaten Üniversite'lerimizin ‘İletişim Fakültesi'den mezun olanlar da, o yüzden Netaş ya da diğer telekom firmalarının Ar-Ge bölümlerinde değil de, medya ya da hakla ilişkiler kuruluşların da çalışıyor ve kendilerini ‘iletişim'ci olarak tanıtıyorlar ya!

Buraya nereden geldim? Yine ayın son haftası ve tabi ki, yine önemli organizasyonlar var. Konuk konuşmacılardan biri, reklam sektörünün dahi çocuğu olarak tanıtılan Sayın Ali Taran. Ali Taran, yanlış kullandığımız birkaç sözcüğe değiniyor, “Ama olsun! Biz, insanların aslında ne demek istediklerini anlıyoruz” diyordu. Taran, konuşmasının bir çok yerinde; ‘biz iletişimciler' sözlerini tekrar tekrar kullanıyordu. Halbuki daha on dakika önce, ev sahibi şirketler grubunun telekom sektörüne ait olan şirketinin genel müdürü de ‘iletişim' sözcüğünü kendi işlerini tanımlarken kullanmıştı. Taran bir mesaj mı iletmek istiyordu, yoksa genel konuşma biçimi mi öyleydi bilemiyorum. Ama, benim özellikle dikkatimi çekmişti. Aynı toplantının başında ise, şirketler grubu başkanı ‘e-devlet'i, ‘i-devlet' diye telaffuz ediyor, bizleri yine şaşırtıyordu.

Ayın son günü de; Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin, ülkemizde ilk defa müfredatına alarak, ders olarak vermeye başladığı ‘e-devlet' dersinde Ulaştırma Bakanı'mız, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı e-devlet bakan danışmanı, rektör, dekan ve bölüm öğretim üyesinin sunduğu çok zevkli bir derse katıldık. Sayın Binali Yıldırım ve N. Hüseyin Kuran sözlerinde ne kadar titiz ve doğru konuşmaya dikkat ettilerse, öğretmenlerimiz de o kadar vurdumduymaz ve yanlış terimler kullandılar. Dersin içeriğinde kullanılan kelimeler için TDK ile birlikte çalışsalar, ya da sadece Net'teki Türkçe sözlüğümüzü bile kullansalar yeter. Evet, ön görüş ve uygulamaya geçiş için alkışlar, ama yanlış öğretiye hayır! Eğitim şart ama, doğru olduğu sürece…

Saygılarımla,