TEMMUZ 2007 Sayı: 142

Canon ve Yalçınlar, teknolojinin Türkçe'si ve Vestel…

Ben konuyu, geçen ayki yazımda yine bu sayfadan dile getirmeye çalışmıştım. TDK-Türk Dil Kurumu'ndan dahil birçok uyarı alan ve bazı ürünlerinde devlet ihalelerine katılma yasağı olan Vestel, inatla Türkçe'mizi bozmaya devam ediyor.

TV'de çeşitli ürünleri ile ilgili yapmakta olduğu reklamlardaki logolarının yanına, bir de ‘teknolojinin türkçesi' logosunu eklemişler. Sanırım Türkçe gramerin yanısıra, sözcüklerin karşılıklarını da bilemedikleri için; yayınlamakta oldukları reklamlarda ürünlerini tanıtırken: ‘Aplas enerji ile tasarruflu nofrost…', ‘Multiflow teknolojisi ile…', ‘İyonayzır teknolojisi ile stresinizi…‘ gibi anlaşılmaz laflar sarfediyorlar.

RTÜK, Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği gibi denetim mekanizmaları ve STK'leri göreve davet ediyorum. Türkçe okuma-yazma oranının %90'a ancak ulaştığı ülkemizde biz ana dil sorunu yaşarken, Hazar Bölgesi Türk devletleri ile bile hala ortak bir Türkçe dilde anlaşamazken, okullarımızda verilen yetersiz eğitimden bahsederken, bir de bu kavram kargaşası yaratan, ikinci vatanımıza yani dilimize saldıran zihniyetlerle mi uğraşacağız?

İnsanoğlu, doğası gereği bilmediğinden korkar. Anlamadığı şeyi de almaz. Vestel olarak gidip de Avrupa ülkelerinde Türkçe reklam yayınlasanıza…?

Birkaç ay önce Hazar Bölgesi Türk Devletleri telekom toplantısının 6. sı İstanbul Ritz Carlton Otel'de gerçekleştirildi. Etkinlik sırasında; otelin ve organizasyonun onca güvenlik sistemi olmasına rağmen, bir sürü hırsızlık oldu ve bu arada bizim dergimizin de iki adet fotoğraf makinası çalındı. İlk beş yıl Hilton'da düzenlenen toplantılarda en ufak benzeri bir şey yaşanmadığı için resmen gafil avlanmıştık. Etkinlik çerçevesinde bizi koruyan bir sigorta olmadığı, bizim kendi sigortamızın da sadece ofis malzemeleri çerçevesinde kendi binamız içinde geçerli olduğu için, iş makinalarımızı yeniden satın almak zorunda kaldık.

Alırken de, ülkemizdeki resmi bir kuruluştan belgesiyle birlikte aldık. Daha önce çok memnun kaldığımız Canon EOS 350 serisinin yeni modeli 400'ü seçmiştik. Aynı, reklamlardaki ‘patlıcanın bir yenisi' hesabı. Broşüründe, tanıtımlarında ve kullanıcı el kitabında neredeyse her şey yazıyordu ve gerçekten de bir eski modele göre çok becerikliydi. Söyleşilerin ve basın toplantılarının genellikle bina içerisinde olması nedeniyle, çoğunlukla dahili çekim yapıyorduk. Fakat bir türlü makinayı kullanamıyorduk. İki çekim arasında 10 saniye gibi bir süre beklemek zorunda kalıyor ve görüntüleri kaçırıyorduk. Bu arada, çekilen görüntüler de istenilen kalitede olmuyordu.

Sonunda anlaşıldı ki; fotoğraf makinasının bilgileri arasında bina içi otomatik çekim yaparken, dahili flaşın devreye girdiği, dahili flaşın ise şarj olurken ikinci çekimi engellediği ve beklemenin bu yüzden oluştuğu ile ilgili bir bilgi yer almıyordu. Verilen bilgide sadece, saniyede 3 kare resim çekilebildiği ve dahili flaşın mevcut olduğu vardı. Saniyede 3 kare çekim yeterli, dahili bir flaşın olması da ayrı bir avantaj gibi görünüyordu. İyi de, sonuçta bu makina bu haliyle bizim işimize yaramıyordu. Satın aldıktan sonra bu sonuca varabilmemiz de, yasal iade süresi olan bir ayı biraz aştıktan sonra olabilmişti. Yalçınlar'a ‘değişiklik' talebi ile başvurduk. Etiler şubeden konuyla özel olarak ilgilenen Ayhan Saral ve Yalçınlar, bizi kırmayarak talebimizi olumlu karşıladılar ve derhal değişikliği gerçekleştirdiler. Bugünlerde Nikon D70s kullanıyoruz. Müşteri satıcı ilişkisi ve zihniyetinin ülkemizdeki bu gelişimini sağlayan tüm insanlara ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz. Benzeri gereksinimi olanlara duyurulur.

Saygılarımla.