HAZİRAN 2002 Sayı: 81

"Anlaşılmak" veya "yanıtlamak"

GEÇEN gün dikkat ettim de, insanlarla doğru iletişim kuramıyorum. Birilerine birşey söylemek istediğim zaman; Türkçe olduğuna inandığım kelimeleri biraraya getirerek anlamlı ve açık olduğunu sandığım bir takım cümleler kuruyorum. Karşı taraf genellikle ifade etmeye çalıştıklarımı, bir defada anladığını belirten kelimeler ile cevap veriyor veya en azından baş göz işaretleri ile yanıtlıyor. Fakat bir süre sonra, karşı tarafın beni hiç anlamadığını veya yanlış anladığını ya da başka bir deyişle kendimi ifade edemediğimi fark ediyorum. Ve bu anlattıklarım bir hayli sık oluyor. Tekrar düşündüm ve bu duruma inanılmaz sıkıldım.
Neydi sorun? Ben mi Türkçe bilmiyordum, yoksa bozulan ve süratle bozulmaya devam Türkçemiz, insanların anlama ve düşünme sistemlerini de mi bozmuştu?

Bana birşeyler satmaya uğraşan birisine "param yok" diyorum, "olsun çek verirsin" diyor. "Param yok" cümlesi bana göre; belirtilen ürün ve hizmet için ayırabileceğim paranın var olmaması; ona göre ise üzerimde yeterli miktarda para taşımıyor olmam anlamına geliyor.
Anlaşmaya varılan bir konuda; "son gün" için sorulan soruya verdiğim cevap, olabilecek son günün cevabı, sorana göre; her zaman aşılabileceğine inandığı bir fikir sadece. Olası bir gecikme durumunda gayet rahatlar: "Ne var ki, topu topu bir gün veya üç vakit" gecikildi.
"Ne içersiniz?" sorusuna; "Buzsuz, limonsuz buz gibi bir kola" cevabım üzerine, buzlu ve içine bir parçada limon konulmuş bir bardak kola getiren garson özürünü şöyle kapatıyor: "Herkes böyle tercih ediyor". Birincisi; öyle olsa fabrika vanilyalı kola ürettiği gibi limonlu kola da üretirdi. İkincisi; madem benim dediğimi yapmayacaktın, neden sordun?
"45 numara ayakkabınız var mı?" sorusunun çok basit iki cevabı vardır: "Evet" veya "Hayır". "Bizim kalıplarımız geniştir" ya yanlış cevaptır, ya da numaralamayı beceremediklerinin ispatıdır.

Bir de, iletişimsizliğin farklı bir boyutu var: Soru neden sorulur? Cevabını öğrenmek, anlamak istediğimiz için!
Bir avukata sorduğunuz sorunun cevabında; "layiha", "içtihat" ve "celse" gibi kelimeler, bir doktora sorduğunuz sorunun cevabında, "pinemokonyus", "pelat", "krup" veya "vertigo" gibi teşhisler, ilk öğretimde okuyan bir öğrenci velisinin bir bilgisayar satıcısına sorduğu sorunun açıklamasında; "Megabyte", "GigaHertz", "Cache", "EDORAM" gibi teknolojik terimler varsa, soruyu soranların %99'u hiçbirşey anlamıyor. Üstüne üstlük anlayamadığı için de çok utanıp, ne pazarlık edebiliyor ne de anlamak zorunda olduğu diğer konularla ilgili soru sorabiliyor. Ödemesini yapıyor, sessizce mekanı terk ediyor. Madem verilen cevapları anlamayacaktı, neden sorular soruyordu ki? Oysa, tüm soruların Türkçemiz'de anlaşılabilir bir karşılığı vardı.
Düşünün bakalım bu iletişimsizlikler içinde kim ne kazanabiliyor?

Örnekleri neredeyse sonsuza taşıyabileceğimiz bu iletişimsizlikler, sanırım sizinlerin de başına gelmiştir. Yoksa gelmiyor mu?
Peki söylenenleri neden anlamıyor veya anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz? Çok mu vurdumduymazız ya da hoşgörülüyüz? Yoksa çok mu sorumsuz veya ard niyetliyiz? Son bir seçenek daha aklıma geliyor: Ya aptalız ya da aldığımız eğitimin sonucu.

Şöyle yazarsam kimbilir kendimi belki de İngilizce karşılığı ile daha iyi ifade edebilirim: İnsanlar arasında "communication" yok. Olan, sadece "connection". Bu da beni çok rahatsız ediyor.

Saygılarımla...