AĞUSTOS 2002 Sayı: 83

"Oy" mu dediniz?

GEÇEN hafta günlük basında çıkan haberlere göre; bir Türk vatandaşı olarak yabancılara olan borcum, yıllık gelirimden yaklaşık 800 ABD Doları daha fazlaymış. Dünyada yaşanmakta olan telekom krizine, bir de ülkemizde yaşadığımız ekonomik olumsuzluklar eklenince, göstergeler tersine döndü. Büyüme durdu. Yatırımlar durdu. Satışlar durdu.
Bu arada olumlu şeyler de oluyordu ülkede. Belki Irak yüzünden ama, ABD büyük destek veriyordu. Turizm gelirleri neredeyse patlamıştı. İhracatımız rekorlar kırıyordu. AB kapısı da açılmış, içeri girmemizi bekliyordu. Bize ne lazımdı? Para. Başka ne lazımdı? Yine para. Ama borç değil. Gelir lazımdı. Niye lazımdı? Tabii ki önce borçlarımızı ödemek, sonra da gelişmemizi sürdürebilmek ve hak ettiğimize inandığımız yere gelebilmek için.
Nereden bulacaktık gerekli olan parayı? İhracattan, turizmden. Başka? Telekom gibi yabancı sermayeyi getiren lokomotif sektörlerden. Daha başka? ABD'ye milyarlar tutan borçlarımızı sildirerek. Ya da, AB ile ilişkilerimizin yoğunlaştırılıp; Türkiye'ye uygulanan açık veya gizli kotaların kaldırılması, AB ülkelerinden gelecek yabancı sermaye yatırımlarının sağlanması ve ilgili ülkelerle olan dış ticaret açığımızın olumlu yönde geliştirilmesiyle.
Sanırım, sorunlar ve çözüm arayışları siyasetçilerimize beyin felci etkisi yapıyor ama, üç buçuk partilik koalisyondan oluşan 57. Hükümet, belki de Cumhuriyet tarihinin en güçlü hükümeti çıkıyor. Öyle ya; muhalefet istemiyor, basın istemiyor, hatta Hükümet bile istemiyor. Ama, düşüremiyorlar. Peki ne yapıyorlar? Devlet sıkıntı içindeyken, halk bunalmışken, bize sadece ve sadece para ve istikrar gerekirken; borcumuza borç katmanın, iyi veya kötü olan istikrarın bozulmasının bir yolunu buluyorlar: Erken seçim!
Hem de seçim günüyle kısıtlanmış bir yaşam sürerek, bir metrelik kağıtların tahta sandıklara atıldığı, ulaşmayı arzu ettiğimiz medeniyet için yüz kızartıcı bir şekilde. Seçim istedikleri tarih de, ülkemizin bir Ortadoğu savaşı içinde olma ihtimaline veya rejim tehlikesiyle ilgili uyarılara aldırmadan belirlenen bir tarih.
İşi o kadar abartıyorlar ki, AB ile ilgili ve belki de son şansımız olan çalışmaları durduruyor ve bir kısmının da bana ait olduğuna inandığım, devletin, güzide holding ve bankaları batırma pahasına zorla bulduğu borç paraları, seçim için harcama kararı veriyorlar.
Teknolojiye maddi ya da manevi yatırım yapmamışlar, Internet ve diğer telekom teknolojilerini görmezlikten gelmişler, anlamaya bile çalışmamışlar. Özelleştirmeye ve teknolojinin Türkçe'mizi bozan etkilerine neredeyse hiç önem vermemişler. Internet'i "Basın" sanmışlar. Bilişim ve telekomun sınırlarını bilmedikleri için ilgili konulardaki suçları tanımlayamamış ve yasaları çıkartamamışlar. Ben medyum filan değilim ama, belirlenen tarihte seçimlerin yapılması durumunda, olabilecek en iyimser sonucu söyleyeyim: Üç buçuk merkezci partiden oluşan bir koalisyon hükümeti. Yani şu anki hükümetin bir benzeri. Bunun dışındaki sonuçlar, ya imkansız ya da ülkeyi olumsuz etkiler. En iyi sonuç bugünkü olan ise; bunca para ve zaman neden harcanıyor, niye ayağımıza gelen fırsatlara sırt çevriliyor.
Ve sonunda çok daha ileri gidip, benden "oyumu" istiyorlar. Alırlar!