Numan AYDINOĞLU

@ktör

Bir şiir, bir mektup

Eylül sayımızda “Neden Ölüyoruz?” başlığı ile, ülkenin eğitimi ile ilgili bir yazı yazdım. Henüz o yazı yayıma girmeden okullar açıldı ve 3x4 konusu ile ilgili farklı olaylar yaşandı daha okulun ilk açıldığı gün. Henüz konuşma zorluğu çeken çocuklar, Okulların fiziksel şartlarının çocukların fiziksel gelişimleri ile örtüşmediği örnekler ile karşılaştık. Görünüyor ki, bu gemi böyle gidecek. Bu işe muhalif olan tüm bilim adamları ve eğitmenler bağıracaklar, çağıracaklar ama kimse onları dinlemeyecek. TV’ler her iki taraftan konuşmacılar bulup programlar yapacak ve kafaları iyice karıştıracak. Böylece düşük maliyetli uzun programlar yapacaklar. Hiç bir şey değişmeyecek. Zamanla da kanıksanıp unutulacak. Şimdi işler böyle yürüyor. “Şimdi işler böyle yürüyor” derken, sanmayın ki önceleri her şey yolunda ve bir düzen içinde gidiyordu.
Tesadüfen elime geçen bir kitaptan bahsedeceğim size, Talat S. Halman tarafından hazırlanmış ve Türkiye İş Bankası Yayınları çıkarmış. Kitabın adı, “Eski Uygarlıkların Şiirleri” Eski uygarlıklar, şiir yazarken resmen tarihe ışık tutmuşlar. O günleri anlatmışlar.
Mesela Mısır’da ilk şiir örneklerine M.Ö. 2000’li yıllarda rastlanıyor. Daha eskisi var mıdır? Muhtemelen vardır. Yazının M.Ö 5000 yılında Sümerler tarafından bulunduğunun söylendiğini düşünürsek… Neden olmasın? Dememiz son derece normal.
Şimdi gelin bu kitaptaki bir şiire bakalım. Şiir oldukça uzun yazılmış ve yazıldığı dönemi anlatıyor. Tahminen 3000 yıl önce filan yazılmış (en iyimser tahmin ve bu benim tahminim). Size bazı mısralarla örnekler vereceğim. İnsanlığın bu günü ile karşılaştırmanız için.
Şiirin adı: Kıvranan ülkemiz
Çoluk çocuğumuzu, evimizi barkımızı
Koruması gerekenler diyor ki:
“Hadi gidelim, çalıp çırpalım.”
...
Babalar düşman gözüyle bakıyor oğullarına.
Dürüst kişiler kan ağlıyor ülkenin durumuna.
...
Baştan başa yıkım. Kahkaha öldü. Gülen yok.
Ülkenin dört bucağında çığlık ve inilti...
Anayurtta yabancı oldu Mısırlılar.

Ve şiir şöyle bitiyor:
Soylu hanımlar, açlıktan perişan,
Kasaplar yedikçe şişiyor.
Adamlar kardeşini öldürüyorlar da gözü önünde
Kendi canını kurtarmak için kaçıyor...
Dediğim gibi, şiirin tam metnini bahse konu kitabın 37.sayfasında bulabilirsiniz. Eğer ilginizi çekti ise.
3000 yıldır gelişmeyen insanlık, kabahati eğitim dışında aramasın bence. İşte son günlerde Facebook ve diğer sanal ortamlarda gezen son derece önemli bir mektup. Bildiğim kadarı ile bu yıl okullar açılırken, tüm çocuklara bir mektup dağıtıldı. Koskocaman bir fotoğrafın altında. Her ne kadar aynı günkü gazetelerde okul kitaplarından ATATÜRK ile ilgili sayfaların çıkartıldığı da yazıldı ise de, arkalarda bir yerde olduğu için pek dikkat çekmedi. Ötekini ise, kimsenin dile getirmeye gücü yetmedi. O mektupta ne yazdığını bilmiyorum, ama ne yazmadığını tahmin ediyorum. İnsan olmaktan önce dindar olmayı hedeflediğini söyleyenlerin ne yazacağını tahmin etmek çok da zor değil aslında. Dilerim aşağıdaki metin bir şekilde hem öğrencilere hem de öğretmenlere dağıtılmış olsun.
Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş:
Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğneler ile ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.
Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.
Sizlerden isteğim şudur:
Öğrencilerinizin ‘insan’ olması için çaba harcayın.
Çabalar bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin.
Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.
Yazı bu olmalı aslında, fotoğrafın ne önemi var?
Umarım ve dilerim ki; her doğan güneş insan olma yolundaki çabanızı aydınlatsın, yüreğinizi ısıtsın.