|
|
Kanun-e
Telekomünikasyon sektöründeki kriz
SİZLERİ bu ay, buralardan biraz
uzaklara götürmek ve nedense Türkiye'deki etkilerine pek fazla dikkat
çekilmeyen ancak tüm dünyada telekomünikasyon sektörünü ciddi biçimde
sarsan krizden ve bu krizin nedenlerinden bahsetmek istiyorum. Öncelikle
bu konuda benim herhangi bir uzmanlığım olmadığını ve aktaracağım
görüşlerin özellikle dış basında* konuya ilişkin olarak yazılmış olan
kaynaklardan yararlanarak aktarıldığını peşinen belirtmek isterim.
Telekomünikasyon sektöründe dünyada yaşanmakta olan çöküş, dünyanın
belki de gördüğü en büyük çöküşlerden birisi. Telekomünikasyon sektörünün
bankalara yaklaşık olarak 1 trilyon ABD Doları borcu olduğu tahmin
ediliyor. Geçen ay iflas etmiş olan WorldCom'un borcu 32 milyar ABD
Doları, Avrupa'nın devlerinden France Telecom'un 60 milyar Euro, Deutsche
Telekom'un ise yaklaşık 70 milyar Euro'yu bulmakta. Kimse, Avrupa'da
yer alan eski tekellerin iflas etmesine, ilgili devletlerin izin vereceğine
ihtimal vermese de, krizin bu ülkelerin ekonomilerine çok ciddi etkileri
olduğu açık. Sadece ABD'de 500.000 kişi telekomünikasyon sektörünün
içinde olduğu kriz neticesinde işini yitirdi. WordCom, Quest, Global
Crossing iflas eden şirketlerden bazıları. Aslında bu Amerikalı şirketlerin
içinde bulundukları hukuki durumu, Türk hukukunda yer alan iflas müessesinden
daha çok konkordato müessesine benzetmek mümkün. Bu şirketlerin hepsi
borçlarını belli bir süre içerisinde ödemek üzere "Chapter 11"
adı altında anılan bir prosedürü takip etmek üzere mahkemeye başvurdular,
bu prosedürün sonucunda ayakta kalıp kalamayacaklarını ise zaman gösterecek.
Sektörde genel bir kanı 1990'ların ortasından beri yaygın olarak benimsenmekteydi:
"Eğer inşa edersen, gelecekler". Sektöre, özellikle ABD'de
yeni giren şirketlerin pek çoğu Internet trafiğinin son derece artacağına
güvenerek ve kablo döşemeye başladıktan sonra döşenecek miktarın maliyeti
çok değiştirmeyeceğine inanarak çok yüksek kapasitede fiber optik
ağlar ördüler. 1998-2001 yılları arasında toprak altındaki fiber optik
kabloların miktarı beş kat arttı. Aynı dönemde fiber üzerinden taşınacak
trafiği iletme teknolojisindeki gelişmeler nedeni ile toplam kapasite
500 kat artış gösterdi. Oysa aynı dönemde talep sadece 4 kat artmıştı.
Her yıl Internet kullanımı % 100 oranında çok ciddi bir şekilde artmasına
rağmen, bu artış telekomünikasyon sektöründeki firmaların beklentilerinin
altında kaldı. Onlar bir günde dünyanın Internet'in etrafında dönmeye
başlayacağını düşünmüşlerdi. Sonuçta hem Amerika'da hem de Avrupa'da
son derece ciddi bir atıl kapasite ve bunun sonucu olan ciddi borç
yükü meydana geldi. Avrupa'da mobil telekomünikasyon hizmetlerinin
patlaması ve bu patlamanın devam edeceğine ilişkin öngörüler 3G (üçüncü
nesil) mobil ağlara ilişkin lisanslar için 100 milyar Euro'yu aşan
ücretler ödenmesine neden oldu. Sonuçta bu kumar da pahalıya patladı.
Bu gelişmelerden Avrupa ve Amerika'da telekomünikasyon sektöründe
yer alan neredeyse her firma etkilendi. Bazı kişiler, Deutsche Telekom'un
Genel Müdürü de dahil olmak üzere, işlerini kaybettiler, bazı şirketler
iflas etti, bazı ekipman üreticilerinin gelirlerinde son derece ciddi
azalmalar meydana geldi, halka açık pek çok telekomünikasyon şirketinin
değerleri 2000 yılının ortalarına nazaran neredeyse 1/4'lere hatta
1/5'lere geriledi.
Bu aşamadan sonra ne olacağı herkesin merakı. Türkiye'ye bu krizin
etkileri, Türkiye'de yer alan büyüklü küçüklü şirketlerin bu krizdeki
konumları ciddi bir soru işareti. Bu noktada özellikle liberalleşmeye
geç başlanmasının (başlandı mı?) bir sevindirici yanı, hiçbir şirketin
atıl fiber optik kapasitesi kurma imkanı bulamamış olması oldu. Ancak
bir diğer yandan da yatırımcıların telekomünikasyon sektörüne yapabilecekleri
yatırım kısıtlandığı için, bu pastadan Türkiye'nin alabileceği pay
da, yeni lisanslar, Türk Telekom'un özelleşmesi veya diğer şirketlere
katılımlar şeklinde, son derece azaldı.
* Özellikle The Economist, 20 Temmuz 2002.
|
|