Av. Tolga İşmen
, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr


Kanun-e


Telekomünikasyon sektöründeki kriz

SİZLERİ bu ay, buralardan biraz uzaklara götürmek ve nedense Türkiye'deki etkilerine pek fazla dikkat çekilmeyen ancak tüm dünyada telekomünikasyon sektörünü ciddi biçimde sarsan krizden ve bu krizin nedenlerinden bahsetmek istiyorum. Öncelikle bu konuda benim herhangi bir uzmanlığım olmadığını ve aktaracağım görüşlerin özellikle dış basında* konuya ilişkin olarak yazılmış olan kaynaklardan yararlanarak aktarıldığını peşinen belirtmek isterim.
Telekomünikasyon sektöründe dünyada yaşanmakta olan çöküş, dünyanın belki de gördüğü en büyük çöküşlerden birisi. Telekomünikasyon sektörünün bankalara yaklaşık olarak 1 trilyon ABD Doları borcu olduğu tahmin ediliyor. Geçen ay iflas etmiş olan WorldCom'un borcu 32 milyar ABD Doları, Avrupa'nın devlerinden France Telecom'un 60 milyar Euro, Deutsche Telekom'un ise yaklaşık 70 milyar Euro'yu bulmakta. Kimse, Avrupa'da yer alan eski tekellerin iflas etmesine, ilgili devletlerin izin vereceğine ihtimal vermese de, krizin bu ülkelerin ekonomilerine çok ciddi etkileri olduğu açık. Sadece ABD'de 500.000 kişi telekomünikasyon sektörünün içinde olduğu kriz neticesinde işini yitirdi. WordCom, Quest, Global Crossing iflas eden şirketlerden bazıları. Aslında bu Amerikalı şirketlerin içinde bulundukları hukuki durumu, Türk hukukunda yer alan iflas müessesinden daha çok konkordato müessesine benzetmek mümkün. Bu şirketlerin hepsi borçlarını belli bir süre içerisinde ödemek üzere "Chapter 11" adı altında anılan bir prosedürü takip etmek üzere mahkemeye başvurdular, bu prosedürün sonucunda ayakta kalıp kalamayacaklarını ise zaman gösterecek.
Sektörde genel bir kanı 1990'ların ortasından beri yaygın olarak benimsenmekteydi: "Eğer inşa edersen, gelecekler". Sektöre, özellikle ABD'de yeni giren şirketlerin pek çoğu Internet trafiğinin son derece artacağına güvenerek ve kablo döşemeye başladıktan sonra döşenecek miktarın maliyeti çok değiştirmeyeceğine inanarak çok yüksek kapasitede fiber optik ağlar ördüler. 1998-2001 yılları arasında toprak altındaki fiber optik kabloların miktarı beş kat arttı. Aynı dönemde fiber üzerinden taşınacak trafiği iletme teknolojisindeki gelişmeler nedeni ile toplam kapasite 500 kat artış gösterdi. Oysa aynı dönemde talep sadece 4 kat artmıştı. Her yıl Internet kullanımı % 100 oranında çok ciddi bir şekilde artmasına rağmen, bu artış telekomünikasyon sektöründeki firmaların beklentilerinin altında kaldı. Onlar bir günde dünyanın Internet'in etrafında dönmeye başlayacağını düşünmüşlerdi. Sonuçta hem Amerika'da hem de Avrupa'da son derece ciddi bir atıl kapasite ve bunun sonucu olan ciddi borç yükü meydana geldi. Avrupa'da mobil telekomünikasyon hizmetlerinin patlaması ve bu patlamanın devam edeceğine ilişkin öngörüler 3G (üçüncü nesil) mobil ağlara ilişkin lisanslar için 100 milyar Euro'yu aşan ücretler ödenmesine neden oldu. Sonuçta bu kumar da pahalıya patladı.
Bu gelişmelerden Avrupa ve Amerika'da telekomünikasyon sektöründe yer alan neredeyse her firma etkilendi. Bazı kişiler, Deutsche Telekom'un Genel Müdürü de dahil olmak üzere, işlerini kaybettiler, bazı şirketler iflas etti, bazı ekipman üreticilerinin gelirlerinde son derece ciddi azalmalar meydana geldi, halka açık pek çok telekomünikasyon şirketinin değerleri 2000 yılının ortalarına nazaran neredeyse 1/4'lere hatta 1/5'lere geriledi.
Bu aşamadan sonra ne olacağı herkesin merakı. Türkiye'ye bu krizin etkileri, Türkiye'de yer alan büyüklü küçüklü şirketlerin bu krizdeki konumları ciddi bir soru işareti. Bu noktada özellikle liberalleşmeye geç başlanmasının (başlandı mı?) bir sevindirici yanı, hiçbir şirketin atıl fiber optik kapasitesi kurma imkanı bulamamış olması oldu. Ancak bir diğer yandan da yatırımcıların telekomünikasyon sektörüne yapabilecekleri yatırım kısıtlandığı için, bu pastadan Türkiye'nin alabileceği pay da, yeni lisanslar, Türk Telekom'un özelleşmesi veya diğer şirketlere katılımlar şeklinde, son derece azaldı.

* Özellikle The Economist, 20 Temmuz 2002.

Köşe Yazarları