Demet ZÜBEYİROĞLU

Büdütör


Telepati 9 yaşına girerken…

YIL 1995. Aylardan Mayıs. Yanlış hatırlamıyorsam mobil telefon abone sayısı 60 binli rakamlarda. İnternet erişimi normal birşey değil, öyle sandığınız gibi. Alırım bir paket bağlanırım falan yok. Sadece bir iki girişimci işi bilen genç insanımızın kurduğu servis sağlayıcı var. “Çukurova Holding servis sağlayıcılığa soyunuyor” başlıkları… Adı da Superonline olacakmış. Yapı Kredi’nin bir kuruluşu olarak kurulacakmış. Bir sürü de adam alıyorlar. Ne yapacaklar bu kadar adamı? Adı henüz sadece Netaş olan Netaş’ta staj yaparken giriyorum bir deryaya, bu da İnternet diyorlar. 19-20 yaşlarındayım o zaman. “Anaaa” diyorum, içimden tabii, rezil olmamak maksat.
Benim okulla ofisleri karşı karşıya o zamanlar. Turkcell’in girişinde bir sayaç. Türkiye çapındaki abone sayısının artışını sayıyor. Kapınızdaki elektrik sayacından bir farkı yok. Toplantıya girerken ..345. Toplantıdan çıkarken ..545. İnanılmaz!
Dünyada telekom patlamış durumda. Yepyeni şirketlerin hisse değerleri bile tavana vuruyor. Bir çılgınlık içinde, herkes geleceğe yatırım yapıyor. Bugünü, yarını, gelecek haftayı düşünen yok. Bilişim teknolojileri ile telekom teknolojileri arasındaki iç içe geçişme başlamış durumda. Hatta bu eğilim dolayısıyla dünya telekom devleri bir takım daha küçük bilişim şirketlerini satın alıyor. Mobil komünikasyon pazarının hızına diyecek yok, ivme grafiği eğim kazanacak neredeyse.
Tekrar Türkiye’ye dönecek olursak, o sıralar bu patlamanın henüz yanından bile geçmiyoruz. Daha çok tekel dolayısıyla durağan bir pazar. Serbestleşme, özelleşme sesleri her kafadan çıkmakta, halen çıktığı gibi. Herkes serbestleşmenin rekabeti, rekabetin de kaliteyi getireceği konusunda hem fikir. 7-8 ay öncesinin tartışmaları o zaman da yapılıyor. Sanırım biraz uzun sürmüş. 8 yıl kadar… Tüketici tüketmeye devam etmeye çalışıyor. “Ne veriyorlarsa onu” mantığıyla. Ama bir yandan da bilinçlenmekte. Çünkü iletişim kanalları gittikçe artmakta.
Türkiye’de tanıtım toplantısına gittiğim ilk GSM telefon modeli olarak şu anda aklıma Ericsson 197-198’inki geliyor. Yandan döner antenli, minicik (!), plastik tuşlu, iki satır ekranlı, şimdiki Ericsson modelleriyle karşılaştırdığınızda çekme halatı yanında saklanabilecek bir mobil telefon. Ama o zamanların en küçük modellerindendi. Ya Nokia 2110’a ne demeli, Nokia’nın, belki de abartıyorum ama, en çok tutulmuş telefonuydu. Çünkü o zamanlar mobil telefonlara olan bağlılık bugünlerdekiyle karşılaştırılabilecek birşey değildi. Bir trafik kazasından sonra yedi parçaya ayrılan Motorola 5200’ümüzü birleştirip konuşmuş, hastaneden yardım çağırmıştık, daha ne diyeyim? O 5200’den kim ayrılmak ister ki?
Dedim ya enformasyon ve komünikasyon teknolojileri yakınsamaya başlamış diye, birkaç sene içinde sektörün adının EKT olacağı görülüyordu daha o zamanlarda da. İşte böyle bir zamanda kuruldu Telepati Dergisi. Yani okumakta olduğunuz dergi. Telepati dediğimiz için kızdılar, sektörünün o zamanki adını altına yazdık biz de. Ama kimse düşünmedi, o zamanlar sektörün adının yakında EKT olacağı görülüyordu da, 2195’te Telepati olmayacağını kim bilebilirdi?
Köprünün altından seller aktı. Köprümüz yıkılmadı. Sayenizde. Hep birlikte geldik bugünlere.

Teşekkürler, 9. yaşına girdiğimiz bu sayıda birlikte olmamızı sağlayan, mensubu olduğumuz enformasyon ve komünikasyon teknolojileri (EKT) sektörünün değerli üyelerine.