Kenan CAVNAR

 

Danışmanın dediği

En ağır cezanın adı: Belgesel…

Şubat ayının ortalarıydı. Bir sabah uyandığımda kendimi işe gidemeyecek kadar hasta hissediyordum. Bir şekilde güç toplamayı başarmış ve işime gidebilmiştim. Ama sadece öğleye kadar dayanabilmiştim. Öğleden sonra durumum biraz daha kötüleşince doktora gittim, üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi koyulmuştu. Bu da en az 3 gün evde dinlenmek anlamına geliyordu.

Eşim çalıştığı için evde tek başına kalmak zorundaydım. Yarıda bıraktığım birkaç kitabı okumayı denediysem de, hasta halimle bunun doğru bir fikir olmadığını anladım. Uyku dışında vakit geçirebileceğim birkaç alternatif denedikten sonra, son çare olarak televizyona başvurmuştum. Hemen tüm kanallarda sanki anlaşmış gibi, ya gelin-kaynana programları oluyor ya da kadın-eğlence programları yer alıyordu. Bu sıkıcı durumdan kurtulmak için hemen belgesel kanallarına yöneldim. 3 gün boyunca da belgesel kanalları dışında başka bir kanal izlemedim..

Hastalanıp evinde dinlendikten sonra işe gelen arkadaşlarınızdan da benzer şeyler duymuşsunuzdur mutlaka. Onlar da benim gibi sıkıcı programların arasından sıyrılıp belgesel programları ile keyifli vakit geçirmeyi başarmışlardır. Aslında, birçok insan için belgesel türü program izlemek bir prestij ve üstünlük duygusu ifade etmektedir.

Aklı başında, kendini bilen insanlar için hal böyleyken, televizyon dünyasını kontrol altında bulunduran RTÜK (re-tük okunur) üyeleri için belgesel kavramı sanırım farklılık arz ediyor. Bilindiği üzere birkaç ay önce özel bir kanalda şaklabanlığı ile prim yapan bir şovmen tarafından tatsız bir olay yaşanmıştı. Programda yardımcısının donunu indirip bu kadarı da olmaz dedirten bu utanç verici durum karşısında RTÜK ne yaptı dersiniz? İlgili kişiyi cezalandırıp, benzer programları yapmasını yasaklayacağına tam tersi kişinin çalıştığı kanalı cezalandırmayı tercih etti.

Bundan daha kötüsü kanala verilen cezanın şekliydi. Cezaya göre ilgili TV kanalı, yarışmanın yayınlandığı saatte belgesel yayınlayacaktı.

Şimdi, bu konuyu iki şekilde ele almamız gerekiyor. Birincisi bu uygulama, insanlar üzerinde belgesel - ceza kavramlarını aynı anda çağrıştıracak, bunun sonucunda bu programların kendine ait değeri ve önemi ortadan kalkacak. Özellikle çocuklar bir bilgi kaynağı olan bu programları yanlış bir şeyin cezası algısı ile izleyecekler daha doğrusu izlemeyecekler….

İkincisi ise, bizler belgeselleri dünyada neler oluyor, doğa, tarih vs. gibi konulardaki bilgilerimizi arttırabilmek için izlerken belgeseller inatla önümüze bir ceza unsuru olarak çıkarılıyor.

Ne kadar rahatsız edici bir durum değil mi?

Televizyonda yapılan ufak bir aykırı davranış karşısında akla gelen ilk ceza yolunun belgesel yayınlanması olmasından dolayı aşırı rahatsızlık duymaktayım. Şimdi çıkıp da birileri olayı bir de farklı taraftan değerlendirin deyip, en azından prime-time'da insanlar belgesel izleyecekler; böylece insanların dikkati bu yöne çekilecek deyip konunun olumlu tarafından da düşünülmesi gerektiğini söyleyebilir.

O şekilde düşünenlere, aynı saatte o kadar çok dikkat çekici program arasından çok az kişinin hatta kimsenin belgesel yayınlanan kanalı izlemeyeceğini şimdiden garanti ederim. Seyredenlerin de ceza programı neymiş acaba diye düşünerek, şöyle bir göz gezdirip başka kanala geçeceklerini şimdiden görür gibiyim.

Davranışlar ve cezalardan konu açılmışken, bu yazıyı yazmama sebep olan olayın yakın tarihlerinde Mel Gibson'la ile ilgili çıkan bir haberden yola çıkarak cezalandırma şeklindeki farklıklardan söz etmek isterim.

Alkollü bir şekilde araç kullanan ve bu şekilde yakalanan Mel Gibson'a yargıç 2 ceza alternatifi sunar. Ya iki yıl boyunca çocukları alkollü sürücüler yüzünden ölen anneleri dinlemesi veya 6 ay boyunca bir morgda çalışması…

Neresinden bakarsanız bakın, o şöhrette birine verilebilecek en ağır psikolojik cezalar diyebilirim.

Yurt dışında durum böyleyken, bizde aynı şöhrette biri toplum değerlerine aykırı bir tutum sergilediğinde ve üstelik bunu milyonların izlediği bir televizyon programında yaptığında ceza kendisine değil de, başkalarına veya çalıştığı kuruma verilmekte. Üstelik o kişi, şimdi başka bir kanalla ve aynı kadro ile benzer program için anlaşma yaptığı halde.

Ne diyelim…

Anlayışı farklı, kültürü farklı, felsefesi farklı RTÜK.

Kenan Cavnar


Köşe Yazarları
Danışmanın Dediği