|
|
Sivrisinek
Tesadüfen...
Sevgili okurlarım, birazdan okuyacağınız satırların yazarı ben değilim. Kim olduğunu da bilmiyorum, İnternet'ten posta kutuma düşen bir mesajda okudum. Özetleyerek aktarıyorum:
“Erdoğan, hiçbir sıfatı olmamasına rağmen, Seçimden önce “Tesadüfen” ABD'ye gitti. “Tesadüfen” Yahudi Lobisinin liderleriyle, Bush'la ve Bush'un yakın çalışma arkadaşlarıyla görüştü.
Erdoğan'ın mahkûm olmasına neden olan şiiri okuduğu il olan Siirt'te seçimler “tesadüfen” iptal edildi. Ve Erdoğan, tesadüfen O ilden milletvekili oldu.
AKP'nin iktidara gelmesiyle, 57. hükümet döneminde hergün ülkenin farklı bir yerinde yapılan türban eylemleri “tesadüfen” durdu. Türbanlılar lehine bir gelişme olmamasına rağmen AKP iktidarları döneminde neredeyse hiç türban eylemi yapılmaması tamamen bir tesadüftü.
Resmi Gazete'nin 18 Mayıs 2004 tarihli sayısında yayımlanan kararla 20 Mayıs-31 Ağustos 2004 tarihleri arasında geçerli olmak üzere mısır için 900 bin ton tarife kontenjanı açıldı. 3 ay 11 günlük süre içerisinde kontenjan belgesi olanlar için gümrük vergisi oranı yüzde 80 yerine yüzde 25 olarak uygulandı. Bu dönem içerisinde Kemal Unakıtan'ın oğlunun şirketi tesadüfen 582.285 Kg mısır ithal etti ve yalnızca vergi oranındaki değişiklik sonucu %55 havadan para kazandı.
Ne ilginç bir tesadüf ki, kuş gribi yüzünden insanların pastörize yumurtaya ilgi duyacakları sırada- Kemal Unakıtan'ın oğlunun kurduğu tesis, piyasaya "pastörize yumurta" satmaya başlar. Bu konuda daha büyük tesadüf vardır. Pastörize yumurtanın Katma Değer Vergisi oranı, 2005 yılı başında, yani oğul Unakıtan tesisi faaliyete geçirmeden biraz önce, yüzde 18'den yüzde 8'e indirilmiştir. Ve yine tesadüfen bisküvi, pasta gibi unlu mamullerin fabrikasyon üretimlerinde normal yumurta yerine pastörize yumurta kullanmak zorunlu hale getirilmiştir.
Vodafone yöneticileri ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın kızı Zeynep Basutçu Unakıtan, 14.Kasım 2005' günü 11.45 ile 12.10 arası “Tesadüfen” Telsim binasındadırlar. Vodafone ihale Öncesi Cüneyt Zapsu'ya ihalede yardımcı olması için “tesadüfen” faks çeker. Ne ilginç “tesadüftür ki”, birkaç ay sonra Telsim ihalesini, Vodafone kazanır.
Başbakan Erdoğan Lübnan'da Harriri Ailesine başsağlığı ziyaretine gider. Uzun süre aile fertleriyle başbaşa görüşür ve Türk Telekom özelleştirme ihalesini Harriri ailesinin şirketi olan Oger Telekom “tesadüfen” kazanır.
Türkiye Tarihinin en büyük kadrolaşmasının yapılması; kadrolaşmanın kıyımında ötesinde zulme dönüşmesi; kamu kuruluşlarında kurumsal hafızanın yok edilerek, devlet çarkına çomak sokulması; kadrolaşmada ehliyet veliyakat dışında kriterlerin esas alınması, ( AKP'den aday olmak, Seçimlerde AKP için fiilen çalışmak, eş dost akraba olmak, tarikat vb bağları bulunmak, İHL kökenli olmak vb) tamamen tesadüftür. Örneğin, üst görevlere getirilen Binali Yıldırım'ın ve Abdulkadir Aksu başta olmak üzere, AKP' ileri gelenlerinin 1. derece akrabaları arasında yapılan atamaların binlerle ifade edilmesi; bazı bakanlıkların bazı tarikatlarca parsellenmesi; Cumhurbaşkanına imzaya gelen atamaların önemli bir bölümü Cumhurbaşkanınca imzalanmamasına rağmen aynı kişilerin vekaleten aynı görevleri yürütmesi; İmam kadrosundan Genel Müdürlüğe, Daire Başkanlığına atanan yüzlerce bürokrattan bahsedilmesi; tamamen tesadüftür.
Dış Politikanın Ahmet Davutoğlu ve Cüneyt Zapsu başta olmak üzere, Başbakanın Danışmanları tarafından yürütülmesi; Dışişleri bürokratlarının tamamen devre dışı kalmaları, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde ne gibi tavizlerin verildiğinin bilinmemesi, Kıbrıs'ta taviz üzerine taviz verilmesi, tüm blöflere kamuoyu önündeki rest çekmelere rağmen Kuzey Irak'ta harekat yapılamaması, dün astsubay çavuşla görüşme yapmak için randevu alan Talabani'nin, bugün Irak Cumhurbaşkanı olması ve hatta zaman zaman Türkiye'ye kafa tutan demeçler vermesi; Türk Tarihinde ilk defa Türk Subaylarının başına çuval geçirilmesi, İncirlik'te bir Binbaşımıza ABD'li çavuş tarafından kelepçe takılması vb. yüzlerce olay tamamen tesadüftür. Bu olaylar “Türkiye Bağımsız ve onurlu dış politika anlayışından vazgeçti” şeklinde yorumlanamaz.
Fındık ve tütün başta olmak üzere Türk Tarımının gözden çıkarılması, zamanın tarım bakanı Sami Güçlü'nün köylülere hitaben gözünüzü toprak doyursun demesi, kuş gribi vakasında gerekli önlemler alınamayarak Tavukçuluk sektörünün bir bölümü yabancı üç-beş sermayedarın eline geçmesine imkan verilmesi,
Yabancıların; özelleşme ile Türkiye'nin büyük sanayi kuruluşlarına, toprak ve köy kanununda yapılan değişikliklerle tarım arazilerine, diğer kanun değişiklikleri ile Türk finans sistemine, hatta büyük hipermarketlerin tamamına sahip olması, yabancılara daha düşük vergi oranlarının uygulanması, kısacası tarım ve sanayi politikalarının yabancıların çıkarı doğrultusunda düzenlenmesi, ülkemiz insanına kara kara düşünmek dışında seçenek bırakılmaması tamamen tesadüftür.
Halkla İlişkiler Uzmanları Beyaz'ın, Ak'ın temizliğin lekesizliğin rengi olduğu için, şaibeli liderlere, şüpheyle karşılanan olaylara, kirlilik şüphesi oluşmaması istenilen örgütlere “beyaz”la “ak”la ilgili önerilerde bulunurlar. Örneğin; Tansu Çiller'in hep beyaz giysileri tercih etmesi, İran Şahının kurduğu zulüm düzenini “AK Devrim” diye tanımlaması, ihtilallerden sonra Beyaz Kitap'lar yayınlanması. Dünyanın en kirli yerinin, “Beyaz Saray” diye tanımlanması hep bu nedenledir. AKP'lilerin partilerine AK Parti denmesini istemeleri, AKP diyenlere itiraz etmeleri ise bir tesadüftür. Bu olayın AKP'nin kirlenmesi ile bir ilgisi yoktur.”
Dediğim gibi, yukarıdaki satırların yazarı ben değilim. Eğer, emeğini kalemi ile kazanan bir gazeteci/yazar ise beni affetsin; çok ilginç bulduğum için sizlerle paylaşmak istedim...
|
|