Maliye Bakanlığı'ndan Özel İletişim Vergisi'nde indirime “Yeşil Işık”

Fatma Ağaç

Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan, bütçedeki mali disiplini bozmayacak şekilde, Özel İletişim Vergisi'nde de iyileştirme olabileceğini belirterek, “Sağlayabileceğimiz tasarrufları özel iletişim vergisi için de, diğer vergiler için de yine iyileştirici yönde kullanabiliriz” dedi.
Yıllardan beri gündemde olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen Özel İletişim Vergisi'nde indirim konusuna Maliye Bakanlığı bir açıklık getirdi. Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan, bütçedeki mali disiplini bozmayacak şekilde, Özel İletişim Vergisi'nde de iyileştirme olabileceğinin işaretini vererek, “Sağlayabileceğimiz tasarrufları özel iletişim vergisi için de, diğer vergiler için de yine iyileştirici yönde kullanabiliriz” dedi.
Aktan, önümüzdeki süreçte bütçenin öngörülen mali disiplin anlayışına uyulmak kaydıyla bütçe dengelerinde olumlu bir keyfiyet devam etmesi durumunda, özel iletişim vergisinde de bir indirime gidilebileceğini ifade etti. Aktan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Beklediğimizden daha fazla gelir elde edersek. Harcamalarımız öngördüğümüzün üstüne çıkmazsa vergilerde sağlayabileceğimiz tasarrufları özel iletişim vergisi için de, diğer vergiler için de yine iyileştirici yönde kullanabiliriz. Önceliğimiz istihdam üzerinde mali yüklerin düşürülerek, rekabetçi bir üretim ortamını yaratmak. Türkiye'de enflasyonun da istikrar içerisinde düşmesine katkı yapmak. Türkiye'nin ürettiği ürünlerin dış pazarlarda rekabet edebilir bir düzeye gemlisini sağlamak.”
Öte yandan, Maliye Bakanlığı'nın ilgili tüm tarafların görüş ve önerilerini alarak hazırladığı “ARGE Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” Bakanlar Kurulu'na imzaya sunulacak aşamaya geldi. Müsteşar Aktan, hazırlanan tasarının, ARGE faaliyetlerine önemli destek sağladığını dile getirdi. Aktan, bu yasa tasarısının TÜBİTAK'ın teknik görüş ve katkıları alınarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) şemsiyesi altındaki özel sektörün ve ilgili tüm tarafların görüş ve önerileri alınarak hazırlandığını anlattı.
Aktan, Türkiye Bütçesi'ndeki cari açığın finanse edilebilmesi ve ileri de daha sağlıklı bir düzeye gelinebilmesi için Türkiye'nin gecikmeden yüksek teknolojik ürün üreten, ihraç eden bir konuma gelmesi gerektiğini vurguladı. Mali disiplinin sağlanmasında önemli düzenlemelere imza atan Hasan Basri Aktan “Telepati”nin sorularını şöyle cevaplandırdı:

Hep gündemde olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen Özel İletişim Vergisi'nde bu yıl içinde bir indirime gidilebilir mi?
İşi başından bilerek değerlendirmekte fayda var. Bir defa bizim bir ekonomik programımız var. Bu programın temel unsurlarından biri fiyat istikrarını sağlamak. Türkiye'de kamu maliyesinde bütçe disiplini yoluyla sağlıklı bir yapı kurmak. Türkiye'nin borç yapısının sağlıklı, vadesini uzatarak, faizlerini düşürerek sürdürülebilirliğini istikrara kavuşturmak. Ve Türkiye'de yüksek büyüme elde ederek; milli gelirin toplumun yaşam kalitesini artıracak şekilde gerçekleşmesi. Türkiye'de sağlıklı bir üretim, yatırım, istihdam ve ihracat ortamının oluşturulması.
Bu anlayıştan hareketle baktığımızda; tabi ki kamu maliyesinde bükçe yapısı, gelir ve giderler, bütçe açıkları ve bütçe dengesi büyük önem kazanıyor. Olayın bu perspektiften değerlendirilmesi gerekir.
Bütçe dengesine geldiğimizde de bütçenin harcamaları var, gelirleri var. Bizim önceliğimiz bütçe açıklarını oldukça azaltmak ve dengeli bir bütçe noktasına gitmek.
2002 yılı sonunda bütçe açıklarının gayri safi milli hasılaya oranı yüzde 14.6 düzeyinde iken 2006 sonunda bunu yüzde 1'in altına düşürdük. Bu çok önemli. Bu sayede bütçenin yapısı değişiyor. Bütçenin içinde faizin payı küçülüyor. Faizin payı vaktiyle çok yüksekti. Şimdi daha küçük oranlara geldi. Ve bütçenin diğer unsurlara da harcama yapabilme niteliği daha da önem kazanıyor. Ama bütçe disiplinine uymayıp da buralarda öngörülenden daha fazla harcama yapar da öyle bir karara giderseniz; bir defa gelirleriniz belli; o farklı harcamaları nereden yapacaksınız. Daha fazla borçlanıp, daha fazla faiz ödeyeceksiniz. Bu ekonomik dengeleri de bozacak.
Biz böyle bir yola gitmiyoruz. Onun için bütçemizin gelirleri ve giderlerine bir bakıyoruz. Eğer bütçemizde öngördüğümüz harcamaları gelirlerimiz karşılıyor; bir miktarda tasarruf edip bazı alanlarda iyileştirme yapma imkanını bulabileceğimiz kanaatine varıyorsak, o takdirde vergilerde de indirimlere gidiliyor. Nitekim son 2-3 yılda bunun örneklerini yaptık. Kurumlar vergisini yüzde 33'ten yüzde 20'lere kadar indirdik aşamalı olarak. Katma Değer Vergisi gıda maddelerinin hemen çok geniş bir kesiminde yüzde 8'e indi. Sağlık ve eğitimde; ilaçta tümüyle yüzde 8'e indi. Bazı alanlarda yüzde 1'e çektiğimiz unsurlar da oldu.
Gelir vergisinin üst tavanı yüzde 45'di. Önce bunu yüzde 40'a, sonra yüzde 35'e düşürdük. Damga Verisi'nde, Harçlarda buna benzer bir çok alanda kademeli olarak irili ufaklı iyileştirmeler yaptık. Ama bunu nasıl yaptık; işte bu bütçe dengelerini hep gözeterek. Bütçedeki mali disiplini bozmayacak tarzda dikkatli giderek yaptık. O bakımdan özel iletişim vergisine de geldiğimizde, eğer önümüzdeki süreçte bütçemizin bu öngördüğümüz mali disiplin anlayışına uyulmak kaydıyla dengelerinde olumlu bir keyfiyet devam ederse; yani beklediğimizden daha fazla gelir elde edersek, harcamalarımız öngördüğümüzün üstüne çıkmazsa vergilerde sağlayabileceğimiz tasarrufları özel iletişim vergisi için de, diğer vergiler için de yine iyileştirici yönde kullanabiliriz. Önceliğimiz bu alanda istihdam üzerinde mali yüklerin düşürülerek, rekabetçi bir üretim ortamı yaratmak. Türkiye'de enflasyonun da istikrar içerisinde düşmesine katkı yapmak. Türkiye'nin ürettiği ürünlerin dış pazarlarda rekabet edebilir bir düzeye gemlisini sağlamak. Olaya böyle bakmakta teknik yönden yarar olduğunu düşünüyorum. Tabi bütün bu temel kararlar vergi indirimleri, vergiyle ilgili düzenlemeler siyasi iradenin alacağı kararlardır. Hükümetin alacağı kararlardır. Ama meselenin teknik değerlendirmesi nasıl olmalıdır konusunda benim kişisel görüşlerim bunlar.

Türk Telekom hisselerinin yüzde 55'i özelleştirildi. Maliye Bakanlığı tarafından yüzde 5 hissenin de halka arz edileceği sık sık dillendirildi. Buna ilişkin bir gelişme olur mu?
Özelleştirme konusu Türkiye'nin aşağı yukarı 20 yıla yakın süredir gündeminde olagelmiştir. Son 4-5 yıl öncesine kadar da istenen mesafe alınamamıştır. AK Parti Hükümeti döneminde bu alanda gerçekten köklü politikalarla, kararlar alınıyor. En önemli büyük yapılı kuruluşların özelleştirilmesi piyasalarda iyi fiyatlarla şeffaf bir biçimde gerçekleştirildi. Türk Telekom'da bunlardan biri. Türk Telekom'un özelleştirilmesi yıllardır konuşuluyordu. Türk Telekom'un yüzde 5 hissesinin özelleştirilip, özelleştirilmemesi, nasıl özelleştirileceği konusunda ayrıntılı teknik düzeyde bir bilgim yok. Özelleştirme İdaresi bunu daha iyi bilir. Ama uygun bir konjonktür aranıyor olabilir. Bu konuda alınmış; halka arz yoluyla özelleştirileceği yönünde Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun aldığı bir karar yok bildiğim kadarıyla. Ama uygun bir zaman içerisinde böyle bir irade oluşursa gereği yapılır diye düşünüyorum.

Maliye Bakanlığı ve ilgili kuruluşların ortak çalışmasıyla ARGE'nin desteklenmesine ve vergi indirimine gidilmesine ilişkin bir yasa tasarısı taslağı hazırlandı. Çalışmalarda sona yaklaşıldı mı?
Türkiye'nin yüksek katma değer yaratan; yüksek teknolojik ürün üreterek hem iç hem dış piyasaya satması, bu sayede hem ithal ikamesi sağlaması hem de büyük getiri temin etmesi en önemli perspektiflerden biri. Bunun da olabilmesi için ARGE çalışmalarıyla ortamın hazırlanması gerekiyor. Çünkü Türkiye iki açıktan öteden beri hep sıkıntı çekmiştir; birincisi bütçe açıklarının kontrol edilememesi, ikincisi de dış ticaretteki cari açık dediğimiz döviz dengesinin iyi ayarlanamamasından kaynaklanan sıkıntı. Son yıllarda cari açığı dikkatle izliyoruz. Bunun finanse edilebilmesi ve ileri de daha sağlıklı bir düzeye gelebilmesi için bizim bugünden yarına gecikmeden yüksek teknolojik ürün üreten, ihraç eden bir konuma gelmemiz lazım.
Bunun da altyapısı ARGE faaliyetidir; inovasyon dediğimiz yenilikçi bakış açısı; yükte hafif pahada ağır ürün üreterek ihraç etmek. Türkiye'de oturmuş bir özel sektör var. Küresel sermayenin de gelip Türkiye'de yatırım yapmasını sağlayacak iyi bir ortamımız var. Son yıllarda da doğrudan sermayede 20 milyar Dolar'lara yakın yıllık girişler var. Bunlar olumlu gelişmeler. Bu konjonktürde yenilikçiliği, ARGE faaliyetlerini desteklemek durumundayız ki belirttiğim atılımlar zaman içinde gerçekleştirilebilsin. Onun için de ARGE faaliyetlerinin desteklenmesi hususunda bir kanun tasarısı taslağı hazırladık. Bu yasa tasarısı bütün ilgili kuruluşlarla görüş alış verişinde bulunularak hazırlandı. TÜBİTAK'ın teknik görüş ve katkıları alındı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Hazine Müsteşarlığı, ARGE faaliyetlerine özgü olarak Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) şemsiyesi altındaki özel sektörün ve ilgili tüm tarafların görüş ve önerileri alınarak hazırlandı ve Bakanlar Kurulu'na imzaya sunulacak aşamaya geldi.
Bu tasarı ARGE'yi uluslararası normlara göre tanımlıyor. Ve ARGE ile ilgili araştırmacıların konumunu tanımlıyor. Kimlere ARGE personeli denildiği belirtiliyor. Ne gibi ARGE faaliyetleri nasıl desteklenecek? Bunlara yer veriliyor. Ve proje bazlı; amacı sağlayacak tarzda ARGE Projeleri ile ilgili çeşitli mali destekler var. Örneğin; bu projelerde çalışan personelin, araştırmacıların ücretlerinin, maaşlarının yüzde 80-90'ı (doktora yapmışsa yüzde 90) gelir verisinden muaf tutulacak. Bu önemli ve bireysel bir teşvik.
Kurumlar bazında ikili-üçlü bir kategori var. Türkiye'de büyük şirketlerin en az 50 ve daha fazla ARGE personeli çalıştıracak şekilde kurdukları araştırma merkezleri ve daha küçük ölçekli araştırma merkezleri var. Bu merkezlerde çalışan personelin ücretlerine vergi avantajı getiriliyor.
Yine bu merkezlerde çalışacak personelin sigorta işveren priminin yarısı 5 yıl süreyle hazineden (bütçeden) sübvanse edilecek. ARGE faaliyetleriyle ilgili çeşitli kağıtlar, işlemler damga vergisi ve harçlardan muaf tutulacak. Bu amaçla gerçekten bir buluş fikri ve vizyonu olan yetenekli gençlere “Tekno Girişim Sermayesi” dediğimiz oluşumları kurmaları halinde (küçük ölçeklidir ama bunlar aşama aşama büyürler), daha başından bunlara 100 bin YTL karşılıksız sermaye katkısı sağlanacak bütçeden.
Bir de ARGE faaliyetleri ile ilgili yine kurumsal bir istisna daha var. Gelir veya kurumlar vergisi mükellefinin (kurum, şirket) ARGE faaliyeti için yaptığı 100 Liralık bir harcama amortisman yoluyla itfa edip, kazançtan düşecek. Buna ilaveten 100 Liralık kısmını da ayrıca doğrudan masraf yazacak. Yani 100 Lira harcayacak, 200 Lira kazançtan indirim elde edecek.
Böylece teknik ve ekonomik yönden üretimi mümkün kılan projelerde; Türkiye'nin yüksek katma değer yaratan (yüksek teknolojik ürün) ürünleri üretmesini, satmasını, ihraç etmesini temin edecek.
Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunumuzda şu an zaten ARGE indirimi olarak öngördüğümüz yüzde 140'lık bir indirim var. Onu da şimdi yüzde 200'e çıkarıyoruz. Genel kabul gören ARGE'yi kendi teknik yapısı içinde doğru tanımlayan ve bu faaliyetleri destekleyen bir teşvik yasası olarak gündeme geldi. “ARGE Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” Türkiye'de önemli bir aşama.
ARGE ile ilgili indirimler daha önce Gelir ve Kurular vergisi Kanunu'nda yapıldı. Bir de Teknoloji Geliştirme Merkezleri Kanunu'nda ARGE faaliyetleriyle ilgili çeşitli mali teşvikler vardı.
Bu anlayışla zaten son yıllarda bütçeden ARGE faaliyetlerine daha büyük kaynaklar ayrıldı (TÜBİTAK bütçesi başta olmak üzere). 2003'ten itibaren bu rakamlar kat kat artırılarak götürüldü.
Bu faaliyetler aynı zamanda araştırıcı kapasitemizi de artırıyor. Gelecekte bunun daha iyi noktalara taşınacağına da inanıyorum.
Teknoloji Geliştirme Merkezleri'ndeki yazılım projelerinde çalışanlara da mali teşvikler geldi. Örneğin üniversitelerin bünyesinde teknoloji geliştirme merkezleri; teknoparklar var. Oralarda da çeşitli küçük orta ölçekli firmalar yazılımlar yapıyorlar. Bu yazılımları yapanların vergi teşvikinden faydalanmaları için nasıl bir faaliyet içinde olmaları hususundaki teknik düzenlemeleri TÜBİTAK'ın görüşlerini alarak bir tebliğle yapıyoruz. Ama bu yazılımları tek tek teknik anlamda kontrol etmek anlamında değil.
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri'ndeki vergisel ve mali teşviklerin uygulanmasındaki usul ve esasların düzenleyen tebliğleri yayımlıyoruz. Tebliğler de bu teşviklerden yararlanılması için yapılan işlerin bazı usul ve esaslara uyması, şu nitelikleri taşıması lazım diyoruz.

VEDOP3'ün ihalesi sonuçlandı. Bu proje ile vergi dairelerine ne gibi yenilikler geliyor?
Vergi Daireleri Otomasyon Projesi (VEDOP) geçmişe, uzun yıllara dayanan bir proje. Aşamalı olarak önce bir VEDOP1 aşaması uygulamaya konuldu. Sonra VEDOP2 aşaması uygulandı. Şimdi de VEDOP3 aşamasına geçildi. Bugüne kadar yapılanların temel perspektifi gelir idaresinin etkinliğini artırmaya, mükelleflere verilecek hizmetlerin kalitesini artırmaya yönelik. Vergisel işlemleri kolaylaştırmaya, basitleştirmeye, zaman kayıplarını önlemeye ve yapılan işlemlerin kalitesini, doğruluğunu artırmaya yönelik.
Nitekim bu projeler sayesinde, vergi dairelerinde uzun yıllardan beri hizmetler artık otomasyonla yürütülüyor. Son 3-4 yıldır da kat ettiğimiz mesafelerle, artık vergi beyannamelerinin yüzde 87-90'ı doğrudan elektronik ortamda e-beyanname olarak veriliyor. Bu vatandaş için büyük bir kolaylık. Bizim için de doğru bilgiyi elektronik ortamda temin etme. Onlarca kağıttan kurtulma. Sağlıklı, güvenilir bir ortamda vergisel bilgileri elde etme imkanı sağlıyor. Yine mükelleflerimiz bu sayede istediği anlaşmalı bankadan tahakkuk eden vergilerini, borçlarını rahatça ödüyor. Otomasyonun amacı mükellef odaklı bir idarenin, vatandaşın vergi mükellefiyetini yerine getirmesine azami kolaylık sağlama. Kendisi açısından da etkinlik, verimlilik, ciddiyet, doğru bilgilendirme ve bilgilerden hareketle vergicilik alanının doğru düzenlenmesine katkı sağlama. Türkiye'de ekonomik faaliyetleri izleme, bu ekonomik faaliyetlerin vergiye tabi olanlarının vergisel boyutunu kavrayıp, kamunun alacağı vergiyi tahsil etme bakımından da teknoloji büyük bir imkan. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele açısından da önemli bir imkan. Bu itibarla bugüne kadar alınan önemli mesafeye ilaveten; bundan sonra bu alanı daha da geliştirerek, vergicilik hizmetlerini daha da kolaylaştırıcı uygulamaları yapmak. Mükellefle çağrı merkezi sistemiyle sürekli haberleşme. Vergicilikle ilgili soruları anında cevaplama. Veri ambarı dediğimiz bilgileri toplayarak, bu bilgilerden risk odaklı vergi denetimi yapacak şekilde mükellefler seçimi yapmak ve doğrudan elektronik ortamda vergi denetimleriyle daha çok mükellefi daha kısa sürede denetleyecek etkin bir yapıya kavuşmak. Daha geniş bir ana ağla bunları elektronik ortamda izleme, geliştirme adına yürütülen faaliyetler şeklinde.
2005'te bir yasal düzenleme ile Gelirler Genel Müdürlüğü, bakanlığımızın bağlı kuruluşu haline getirildi ve Gelir İdaresi Başkanlığı'na dönüştü. Hem ölçeği büyüdü hem merkez, taşra bağı Vergi Dairesi Başkanlıkları vasıtasıyla kuruldu. Gelir İdaresi Başkanlığı bir nevi işlerini yarı bağımsız şekilde yürütüyor. Ve görevleri tümüyle vergicilik hizmetlerinin her türlü uygulamaya yönelik hizmetlerini, denetim hizmetlerini yürütme şeklinde oluyor.

Eklemek istedikleriniz?
Bakanlık olarak geniş bir görev alanımız, sorumluluk alanımız var. Son yıllarda bu alanda gerek mevzuat düzenlememizde önemli dönüşüm reformlarını gerçekleştirdik. Hem bu alanda mali disiplin içinde kamu maliyesini sağlıklı hale getirdik. Bütçe kaynaklarının daha doğru öncelikler tespit edilerek, verimli ve etkin kullanılmasına yönelik önemli mesafeler kat ettik. O bakımdan bugün Türkiye'de ekonomik istikrar açısından bakanlığımızın rolü büyüktür.
Siyasi ve ekonomik istikrar devam ettikçe; Türkiye gelişecektir, kalkınacaktır. Daha müreffeh bir ülke haline gelecektir. Geçtiğimiz yıllara göre gelir dağılımının iyileşmesi de aşama aşama görülmektedir. Bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıkları daha da azalacaktır. 50 kalkınmada öncelikli yöreyi kapsayan teşvik kanunlarıyla buralarda yatırım, istihdam hacmi artırıldı. Ümidimiz; gelecekte Türkiye 50 yılda kat ettiği mesafeyi, önümüzdeki 10 yılda almış olsun.