Demet Zübeyiroğlu

Büdütör

Yayıncı olmak çok mu kolaylaştı? Yoksa çok mu zorlaştı?

Bugünlerde kafamdaki en büyük soru işaretlerinden biri bu olmaya başladı. Sosyal Medya denen ulvi kavramın meyveleri sayesinde aslında dünyadaki her bir bireyin bir medya haline gelmesinden söz ediyoruz. Koca koca fırsatlardan, bir “blog”la ortalığı dağıtabilen yapılardan, Twitter’da bastığın bilginin anlamsızlığından bağımsız ilgiyi çekmesine odaklı mimarilerden, geleneksel medyadaki para eden magazinin altyapı gerektirmeden “soslu” medyada para etmesinden, “İçerik kraldır” kavramından, “içerik” odaklı veri toplama olgusundan, veri tabanın kralsa kral olmaktan, veri tabanın konum tabanı da içeriyorsa kralın Allah’ı firavun olmaktan söz ediyoruz artık. Olay son kullanıcının, ki o da kendi çapında bir medya olduğundan, kendi isteğiyle çatır çatır İnternet üzerinden bastığı bilgiyi, akıllı mekanizmalarla toparlayıp, bir değer yaratmaktan geçiyor. Ortaya saçılı kişisel bilgi bloklarını içine alabilen yapılar da milyar dolarlar seviyesinde satış rakamlarına sahne oluyorlar. Ortaya başka bir değer koymadan.
Peki! Ya bu saatten sonra ortaya böyle “veri toplayıcı” yapıları koyabilmek kolay mı? Böyle bir tane daha “cin fikri” yani Instagram gibi, Facebook gibi, Foursquare gibi bir fikri yeniden yaratabilmek, bunlara değer katarak “veri toplayıcılar” arasında yer alabilmek, kimin ve ne zaman harcı olabilecek? Peki, bizim bir basılı medya olarak değerimiz nereden geçiyordu? Belirli ve elit bir kitleye her ay düzenli erişmekten söz ediyor ve halen var olabiliyoruz. Ama bu böyle ne kadar sürebilecek? Türkiye’de milyon sayfa görüntülemesine sahip yalnızca sayısal olan mecralardan söz ediyoruz. Peki! Onların içeriği gerçekten doyurucu mu, yani okuyanı doyuruyor mu ve onları doyuruyor mu? Yoksa önüne gelen video içerik de önemli deyip, bir üniversiteli gençlik içerik üretici ağını bedavaya oluşturup, “cin Ali” şeklinde “Ben bu işi bilirim, ben gencim, teknolojinin piriyim” diye gezdiğinde olay bitiyor mu?
Hemen yanıt veresim geldi. Bitmiyor. Bitmeyecek de… Son kullanıcının işine gelen böyle “cin fikir”ler bundan sonra çok kolayca ve pıtrak gibi ortaya konamayacağı gibi (kaldı ki şimdiye kadar konanlar da aslına bakarsanız birçok kişinin harcına göre ciddi yatırım gerektiren yapılardı), kullanıcıyı içerik anlamında tatmin edebilecek yapılar da “Ben kameramı kaptım, çıktım yollara” ya da “Şunun şurası iyi, bunun burası tu kaka, biliyorum bu işi ben aga” şeklinde olmayacak.
Kullanıcı artık aslında her ne kadar tartışılsa dahi bir televizyon kadar bir gazete kadar diyeceğim, şimdi belki güleceksiniz ama güvenilir içerik arıyor İnternet platformunda. Hem de en az bir TV yapımı gözüyle çekim yapısına sahip, bir otoritenin onayına sahip içeriği aranıyor gözleri. Artık gerektiğinde CNET’i de sorguluyor, destekçisi var da bu yüzden mi yaptı bu haberi diye.
Uzun lafın kısası, artık yayıncı olmak hiç mi hiç kolay değil. Basılı ortam yetmiyordu TV vardı. TV yetmiyordu radyo vardı. Artık onların hiçbiri yetmiyor; Web var, tablet bilgisayar var, tabletin Andorid’i var, iPad’i var, Windows 8’i var, TV’nin akıllısı var, onun da modelleri var, IPTV’si var, mobil TV’si var, akıllı telefonu var, onun da farklı platformları var... Hepsinde de var olmak var... Var olurken içeriğin tekdüzesi var, çok düzesi var. Az çözünürlüklüsü var, yüksek çözünülürlüklüsü var. İki boyutu var, üç boyutu var. “Podcast”i var. Twitter’ı, Facebook’u, konum tabanlısı var. Üstelik de içeriğin kendisinin de bir tabana ihtiyacı var.
Yani aslında bundan böyle içerik üretmek de, ulaştırmak da, satmak da her yiğidin harcı değil arkadaşlar...