Merih IŞIN
Editör'ün karikatürü, 1995 yılında Cenevre telekom fuarında uydu üzerinden gerçekleştirilen videokonferans ile Rusya'daki çizer Vladimir Mochalov tarafından çizilmiştir.

Editör

Ah be Yurtsan…

Türkçe savaşında beni bir başıma bıraktın. Artık mahallenin tek delisi benim! Sen rahat uyu. Ben iki kişilik savaşırım. Biliyorsun, bu sayı Telepati dergisinin 18.yıl özel sayısı. Dergi, artık rüştünü ispat etti. Bakarsın, hep umduğumuz gibi sürpriz destekler de gelir.
Vatanımıza toprağımıza göz dikenler işi beceremeyice, uzun vadeli ve sistemli bir planla ikinci vatanımıza yani dilimize saldırdılar. Teknolojinin büyük bir hızla ilerlemesi ve ülkemizde de çok yoğun kullanılması da ekmeklerine yağ sürdü. Bilen bilmeyen, yapılan yanlışlıkları değişim sanan veya çağa ayak uydurma diyerek, iyi ya da kötü niyetli gruplar da Türkçe’mizin yozlaşmasına ortam sağladılar.
Yurtsan’la birlikte yıllarca yazdık, söyledik. Dilimizde tüy, klavyemizde yay bitti. Elektronik cihazlarda kullanılmakta olan klavyelerin Türkçe standart klavye olması gerektiğini ve standart dışı ithalata ve üretime izin verilmemesini talep ettik. Aramızda bir şekilde değil, olması gerektiği gibi anlaşmamızın şart olduğunu söyledik. Kavram kargaşası yaratmanın, geleceğimizi emanet ettiğimiz gençliği yanlış yönlendireceği ve bilgilendireceğini anlattık. 2023 hedefleri koyduk, ama dilimizin yozlaşmasını engelleyecek ve yapılmakta olan yanlışların düzeltilmesi ile ilgili bir alt başlık mevcut değil. 700 küsür sene önce Karamanoğullarının Türkçe dilini korumakla ilgili çıkartmış oldukları yasalara bile itibar etmedik. Konuşurken veya yazarken, Türkçe sözcüklerden daha çok yabancı sözcük kullanmayı büyüklük, bilgelik saydık.
Bozduk… Bozduk… Bozduk!
Her şey bir yana, devlet eliyle bozduk!
Çıkartılan EHK-Elektronik Haberleşme Kanunu ile; Telekomünikasyon Kurumu’na, haberleşme sektörünün yanı sıra bilişim sektöründen de sorumlu olması görevi verilirken, ismini de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu yaptık. İsmini de yanlış kısaltıp BTK dedik. BiTİK ya da BTİK diyemedik…Üzerine üstlük, alfabemizdeki ‘ke’ harfini de ‘ka’ olarak okuduk. Nerede ‘Haberleşme’, nerede ‘Bilişim’ sözcükleri kurumun isminde?
Ayrıca, ‘Bilgi’ sözcüğünün bir kavram olması, kavramların da teknolojisinin olamayacağı çok açık. İlaveten; bu Kurum’umuzun ‘İletişim Dairesi Başkanlığı’ bölümü de, halkla ilişkiler görevini yürütmekte. Yani Kurum isimdeki iletişim ‘haberleşme’ anlamında, bölümdeki iletişim ise ‘halkla ilşkiler’i ifade etmekte. Kurum, kendi içinde bile yaşıyor bu kargaşayı. Ancak şunu da ilave etmelim ki, bunda Kurum’un bir suçu yok. Kanunu hazırlayanlar düşünsün.
‘Bilişim’, ‘Haberleşme’ ve ‘İletişim’in 3 ayrı sektör olduğunu, Üniversitelerin bölümleriyle başlayan bu silsilenin kurum ve kuruluşlarda devam ettiğini, düzenleme ve denetlemeden sorumlu ayrı kurumların bulunduğunu ve her birinin ayrı yasalarla korunduğunu hiç unutmayalım.
Bu kadar tekrar yeter! Ben üzerime düşeni yapmanın huzuru ile sizlere güzel bir haber vermek istiyorum:
Başakşehir Living-Lab girişimi ve Başakşehir Belediyesi tarafından bugüne kadar kamuya yönelik yapılmış başarılı BHT-Bilişim ve Haberleşme Teknolojileri çalışmaları sebebiyle, Mayıs 2012 tarihinde Başakşehir Belediyesine Living-Lab olma onayı verildi.
Başakşehir Belediyesi’nin Eylül 2011 de başlattığı Living-Lab projesi için, birkaç ay sonrasında Avrupa Birliğinin desteklediği ve AB de girişimciliği teşvik etmek amacı ile kurulan European Network of Living-Labs (ENOLL) kurumuna müracaat edilmişti. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Böylece Başakşehir Living-Lab BHT alanında Türkiye’de ilk Living-lab olarak bir ilke imza atmış oldu. Son 10 yıldır faaliyette olan ENOLL bugüne kadar birçok ülkeden toplam 320 Living-Lab üyeliği vermiş olup, Dünyada BHT alanındaki Living-Lab sayısı 100 civarında.
Bizim için çok yeni bir kavram olan Living-Lab’ler, teknokentlerden bir hayli farklı bir ortam. İçerisinde teknokent’i de içeren Living-Lab, herhangi bir bilim dalında yapılan bir geliştirmenin, gerçek doğal ortamında, gerçek kullanıcılarla test edildiği, iyileştirildiği ve uygulandığı ortam. Bu ortamlar bir şehir, bir ev, bir okul, bir sağlık merkezi, bir park veya bir tarım arazisi olabilir. Nasıl bir ortama ihtiyaç olduğu, hizmete sokulmak istenen ürünün ve hizmetin cinsine bağlı olacaktır. Diğer bir değişle Living-Lab bir gerçek yaşam laboratuvarıdır.
Living-Lab, ürün ve hizmetin topluma gerçek katma değerini görmesini sağlayan farklı bir araştırma ve inovasyon yöntemidir ve tekrarlanabilir bir modeldir. Diğer araştırma yöntemlerinden farklı olmasının ana sebebi, gerçek kullanıcıların gerçek yaşam koşullarında yeni teknoloji ile nasıl etkileşim içinde olduklarını ve nasıl uyum sağladıklarını görebilmektir. Kullanıcılar sadece pasif kullanıcı olmayıp, inovasyonların yaratılmasına ve teknolojinin iyileştirilerek kendi kullanımlarına uygun hale getirilmesine yardımcı olurlar.
Başakşehir Belediyesinin Avrupa Living-Lab Ağına girmiş olması sayesinde, dünyadaki bir çok Living-Lab’de gerçek test ortamı olarak kullanılabilecek ve ürünler uluslararası platformlarda da tanıtılma imkanı bulacak.
İlgililere duyurulur.
Saygılarımla.