Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e


Türkiye’de tatile gidilecek en iyi yer: Yunanistan

Ben bu yıl da, geçen yıl da iki kere Yunanistan’da tatile çıktım. Çevremdeki pek çok kişi de giderek Yunanistan’ı daha çok keşfetmeye, keşfettikçe daha çok sevmeye başlıyorlar. Neredeyse, Türkiye’de tatile gidilecek en iyi yerin Yunanistan olduğunu düşünmeye başlayacağım. Yunanistan’ın çok küçük bir kısmını dolaştım, sadece Batı Trakya ve çevresini. Yunanistan’a gitmek çocuklarım için belki de hiç şaşırtıcı bir deneyim değil. Diğer ülkelere gider gibi Yunanistan’a da gidebileceklerini düşünüyorlar. Ancak bizim gibi 80’leri yaşayanlar o zamanlar Yunanın düşman olduğunu hatırlıyorlar. 80’lerde hatta 90’larda Yunanistan’a gitmek nerdeyse mümkün değildi. Yunanistan kattiyen vize vermez, bir şekilde Yunanistan’a gidenler ise nasıl düşmanca (yer yer ve zaman zaman) karşılandıklarını anlata anlata bitiremezlerdi. Önce Doğu Bloğu yıkıldı, soğuk savaş bitti. Sonra Schengen geldi (1994’te), Yunanistan’da Schengen’e girdi. Dünya değişti, buzlar erimeye başladı. Düşmanlıklar filan kalmadı. Bizim tekneler yavaş yavaş Yunan adalarını keşfetmeye başladılar. Mikonos herkesin dilinde bir mit olarak yer etmeye başladı. Hala Yunanistan niş bir tatil yeriydi, herkesin bildiği sevdiği bir yer olması için 2008 finansal krizini beklememiz gerekti. Kriz malum olduğu üzere en çok Yunanistan’ı vurdu. Aynı günlerde Rodos’a, Kos’a, Sakız’a ve Midilli’ye feribotlar işlemeye başladı. İpsala’dan akın akın Selanik’e otobüslerle, arabalarla akmaya başladık. Her giden yeni bir şey keşfetti, her yenilik bir diğer güzelliği doğurdu. Yunanlılar artık bizi düşman olarak değil en değerli müşterileri olarak görmeye başladılar. Değerliyiz, çünkü sadece para harcamıyorduk aldığımız hizmetin değerini de biliyoruz. Güzel bir ıspanaklı börek yediğimiz zaman yüzümüz gülüyor. Taramanın, ahtapotun, kalamarın, balığın güzelini yediğimiz zaman şaşırıp mutlu oluyoruz. Onlar da bizim mutlu olduğumuzu görünce mutlu oluyorlar. Onlar bizim damak tadımızdan anlıyorlar, biz onların ustalığına saygı duyuyoruz. Fiyatları görünce önce onlara üzülüyoruz, bu kadar harika yemekleri neden bu kadar ucuza satıyorlar diye düşünüyoruz. Sonra hemen kendimize üzülüyoruz, niye biz bir lahmacuna 50 lira hesap ödüyoruz diye. Herşeyin para olmadığını hatırlayıp, batarken bile eski düşman komşunu kazıklamayan zihniyete şaşırıyoruz. Kendi kendimizi kazıklamaya alışmış bir millet olarak...
Şu anda Thassos adasındayım. İstanbul’a en yakın denize girilecek yer burası herhalde. Ayvalık’a, Çeşme’ye gitmek 7 saat. Thassos ise, 5 saat. İnanamayacağınız kadar güzel plajlar, çam ormanları, küçük şirin oteller ve güler yüzlü, mutlu insanlar. Hem bizden hem de yabancı insanlar. Sanki bir fantastik filmin içinde sıkışmış gibiyiz. Sanki amcaoğlunla bir araya gelmişsin de bir şekilde aynı dili konuşmayı unutmuşsun gibi. Ne dediğini anlıyorsun ama dolu dolu bir birine kavuşamıyorsun. Bir yandan aynı olduğunu biliyorsun, bir yandan da babamla amcanın kavgalarını da unutamıyorsun. Dün televizyona bakarken 30 Ağustos nedeniyle savaşın 90 nıncı yıldönümüne ilişkin bir belgesel bulduk, şaşırdık. Oğlum niye kaybettikleri savaşı hatırlatıyorlar diye sordu, cevap veremedim. Aynı belgeselde ben de ilk kez alev alev yanan İzmir’in filmini seyrettim. Niye acaba daha önce görmedim diye merak ettim, içten içe cevabını bilerek.
Tatile çıkacaksanız, en iyi yer Yunanistan. Ucuzu da var, pahalısı da var. Lüksü de var, bohemi de... Hem evimizdeyiz hem de yurtdışındayız. Ben ilk fırsatta yine buralardayım, beklerim. Yunanlı kuzenlerimiz de bekliyor, çok bekletmeyin onları.
(Thassos, Yunanistan - 1 Eylül 2012)


Köşe Yazarları