Telgraf ve Telefon Kanunu değiştirildi

Avukat Tolga İşmen

1. 4673 Sayılı Kanun

Bir süredir beklendiği üzere 406 Sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nda ("T&T Kanunu") bazı değişikliklere gidildi. T.B.M.M.'nin 12 Mayıs 2001 tarihinde kabul ettiği 4673 Sayılı Kanun'da, T&T Kanunu'nda 4502 Sayılı Kanun çerçevesinde 2000 yılında yapılan reform çalışmalarını tamamlar nitelikte bir düzenleme öngörülmektedir. Yapılan değişiklikler ana hatları ile üç başlıkta toplanabilirler; Türk Telekom'un özelleştirilmesine ilişkin değişiklikler, telekomünikasyon sektörünün liberalleşmesine ilişkin değişiklikler ve Türk Telekom personeline ilişkin değişiklikler. Aşağıda özelleştirme ve liberalleşmeye ilişkin değişikliklerin neler olduğu ve bu değişikliklerin muhtemel etkileri üzerinde kısa açıklamalar verilecektir.

2. Özelleştirme

2.1 Türk Telekom'un Hisselerinin Satışı ve İmtiyazlı Pay

4673 Sayılı Kanun ile Türk Telekom'un özelleştirilmesi konusunda gerçekleştirilen en önemli değişiklik, daha önce özel teşebbüslere satılabilecek payların oranına ilişkin olarak kabul edilen %34'lük sınırın kaldırılmasıdır. 4673 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesindeki düzenleme çerçevesinde Türk Telekom'un hisselerinin %51'inin daima devletin, %10'unun ise Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü'nün elinde kalması öngörülmekteydi. Ancak 4673 Sayılı Kanun ile bir hisse dışında Türk Telekom'un bütün hisselerinin özel kişilere satılmasına olanak sağlanmıştır. Ancak bu düzenlemede devletin menfaatlerinin korunması için iki tane önemli korunma mekanizması da kabul edilmiştir. Öncelikle özel teşebbüslere satılacak hisselerin sadece %45'i yabancılara satılabilecektir. Geri kalan %55 hissenin ise sadece %5'i halka (ve Türk Telekom çalışanlarına) arz edilebilecektir. Diğer %50 hissenin nama yazılı olması, yani serbestçe devredilememesi öngörülmektedir. Böylece, yabancıların serbestçe alabilecekleri hisselerin oranı %50 ile sınırlandırılmış olmaktadır. Nama yazılı olacak %50 hissenin ise Türk teşebbüs veya teşebbüslerine blok satış yoluyla satılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Türk teşebbüslere blok satış yöntemi ile satılacak bu hisselere bazı devir kısıtlamaları getirileceği bu hisselerin yabancıların eline geçmesinin engelleneceği muhakkaktır. Yabancıların hiçbir şekilde Türk Telekom hisselerinin çoğunluğuna (doğrudan veya dolaylı olarak) sahip olamayacakları hususu da açıkça belirtilmiştir. Bu noktada hisselere ilişkin sadece mülkiyet hakkına yer verilmiş olması ve kontrol meselesine değinilmemiş olması eleştirilebilir.
İkinci koruma mekanizması ise devletin elinde kalacak olan ve kamuoyunda "altın hisse" olarak adlandırılan imtiyazlı hisse ile tesis edilmektedir. 4673 Sayılı Kanun ile getirilen sistem uyarınca bu altın hisse daima devletin elinde bulunacak ve bu hisseye çok önemli imtiyazlar tanınacaktır. 4673 Sayılı Kanun uyarınca imtiyazlı hissenin veto edebileceği hususlar arasında ana sözleşme değişiklikleri, yeni şirketler kurulması veya kurulu bulunan şirketlere iştirak edilmesi, uluslararası telekomünikasyon birliklerine katılım veya uluslararası anlaşmalara taraf olunması, yönetim kontrolünü etkileyecek oranlardaki nama yazılı hisselerin devri ve nama yazılı hisselerin devrinin pay defterine işlenmesi sayılmıştır. Ayrıca Hazine Müsteşarlığı'nın altın hisseyi temsilen Türk Telekom yönetim kurulunda bir üye bulunduracağı da hükme bağlanmıştır. Altın hisse aracılığı ile devletin elinde tuttuğu bu yetkilerin yeterli olup olmadığı tartışmaya açıktır.
Yukarıda sayılan iki korunma mekanizması dışında T&T Kanunu'nda 4673 Sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerden önce de mevcut bulunan milli güvenlik ve kamu yararı nedenleri ile Telekomünikasyon Kurumu'nun (eskiden Ulaştırma Bakanlığı idi) işletmecilere ve bu bağlamda Türk Telekom'a müdahale etme yetkisini de hatırlatmamız gerekmektedir.

2.2 Türk Telekom'un Yönetimi

4673 Sayılı Kanun ile Türk Telekom'un yönetim yapısının da değiştirilmesine imkan sağlanmıştır. Böylece daha önceki özelleştirme çabalarında özellikle yabancı yatırımcılardan yeterli ilgiyi bulamayan Türk Telekom'un daha profesyonel bir yönetime sahip olması mümkün hale gelmektedir. Profesyonelce yönetilen bir Türk Telekom'un yabancı yatırımcılar için daha cazip bir yatırım seçeneği haline geleceği muhakkaktır. Bunun yanında geçtiğimiz dönemde özel teşebbüs yetkililerinin Türk Telekom'un yönetiminin telekomünikasyon sektörünün liberalleşmesi çabalarını engellemeye çalıştıklarına ilişkin iddiaları da, yönetimin profesyonelleşmesi ile belli bir ölçüde olsa bile cevaplanmış olacaktır.

2.3 Uydu Hizmetleri

4673 Sayılı Kanun'un Geçici 6 ncı Maddesi: "Türk Telekom tarafından yürütülmekte olan uydu hizmetlerini yürütmek üzere 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi bir kamu iktisadi kuruluşu kurulur" şeklindedir. 4673 Sayılı Kanun'a ilişkin tartışmaların basına yansıyan kısmından da takip ettiğimiz üzere, bu hükmün amacı Türk Telekom'un uydularının kontrolünün devlette kalmasına imkan sağlamaktır. Bu maddenin yeterince düşünülmeden ve üzerinde yeterince çalışılmadan hazırlandığı inancındayız. Günümüz telekomünikasyon teknolojisinde hangi hizmetlerin "uydu hizmeti" sayılacağına dair net bir fikir birliğine varmak mümkün görünmemektedir. Oysa niteliği tartışmaya açık olan, "uydu hizmetlerinin" özelleştirilmesinin T&T Kanunu çerçevesinde mümkün olmadığına dair bir anlam taşıyan bu madde "uydu hizmetleri" tanımı belirliymişçesine bir düzenlemeye gitmektedir. İleride tartışma yaratabilecek bu hükme ilişkin açıklayıcı düzenlemelerin en kısa zamanda gerçekleştirilmesini umuyoruz.

3. Liberalleşme

3.1 Yetki Belgeleri

Türk Telekom'un hisselerine ilişkin olan ve yukarıda açıklanan düzenleme ile birlikte 4673 Sayılı Kanun ile getirilen en önemli değişiklik, telekomünikasyon hizmetlerinin sunulmasına ilişkin olarak verilecek yetki belgelerini vermeye yetkili kurumun Telekomünikasyon Kurumu olarak belirlenmesidir. Bilindiği üzere T&T Kanunu'nda 4502 Sayılı Kanun ile gerçekleştirilen değişiklik ile bu yetki Ulaştırma Bakanlığı'na verilmişti. 4673 Sayılı Kanun ile bu yetki Ulaştırma Bakanlığı'ndan alınarak Telekomünikasyon Kurumu'na devredilmiştir. Telekomünikasyon Kurumu'nun bu yönde talepleri olduğu uzun süreden beri bilinmekteydi.
4673 Sayılı Kanun'un Genel Gerekçesi'nde telekomünikasyon lisanslarının bağımsız düzenleyici kurumlar tarafından verilmesinin Avrupa Birliği düzenlemeleri gereği olduğundan bahsedilmektedir. Ancak böyle bir zorunluluk Avrupa Birliği telekomünikasyon mevzuatında bulunmamaktadır. Telekomünikasyon lisanlarının verilmesine dair ilke ve kurallar belirlenmiş olmasına rağmen bu lisansların hangi makam tarafından verileceği hususu üye devletlerin seçimine bırakılmıştır. Örneğin İngiltere'de de, 4673 Sayılı Kanun öncesinde Türkiye'de olduğu gibi, telekomünikasyon lisansları Ticaret ve Sanayi Bakanı tarafından verilmektedir. Türkiye'de bu yetkinin Telekomünikasyon Kurumu'na devredilmesinin olumlu bir tercih olduğunu düşünüyor ve sektörün liberalleşmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.

3.2 Türk Telekom'un Tekel Hakkı

Bilindiği üzere T&T Kanunu uyarınca telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetleri 31.12.2003 tarihine kadar Türk Telekom'un tekelindedir. Ancak bu tekel hakkında 4673 Sayılı Kanun ile bir kısıtlamaya gidilmiş ve Türk Telekom hisseleri %50'nin altına düştüğünde anılan tekel hakkının ortadan kalkacağı hükme bağlanmıştır. Bu noktada Türk Telekom'un özelleştirilmesi için tekel hakkının muhafaza edilmesi gerektiği, ancak bu şartlarda Türk Telekom'un yabancı yatırımcılar için çekici olacağına ilişkin görüşü savunanların, devletin kontrol etmediği ve karını elde etmeği bir teşebbüse tekel hakkı verilmemesi gerektiği görüşünü savunanlar karşısında yenilgiye uğradığı görülmektedir. Bu yenilgide son ihalede Türk Telekom'a hiçbir talip çıkmamasının da önemli bir etkisi bulunmaktadır.

3.3 Mevcut Yetki Belgeleri

4673 Sayılı Kanun'un Geçici 2 nci Maddesi uyarınca Ulaştırma Bakanlığı ile görev sözleşmesi imzalayarak (Türk Telekom) veya imtiyaz sözleşmesi imzalayarak (GSM işletmecileri) hizmet veren teşebbüsler ile Kurum, 4673 Sayılı Kanun'un yayınlanmasından itibaren bir ay içersinde uzlaşma sağlayarak sözleşmelerde değişikliklere gidebileceklerdir. Bu süre içinde mutabakat sağlanamaması halinde Telekomünikasyon Kurumu'nun anılan sözleşmeleri iptal etme yetkisi vardır. Bu çok tehlikeli maddenin amacı tam olarak anlaşılamamaktadır. Maddenin gerekçesi incelendiğinde de bu soruya bir cevap bulunamamaktadır. Gerek işletmecilerin, gerek Telekomünikasyon Kurumu'nun bu maddede öngörüldüğü şekilde uzlaşmaya varacaklarını ve Telekomünikasyon Kurumu'nun herhangi bir işletmecinin yetki belgesini iptal etmesini değerlendirmeye bile almayacağını düşünmekteyiz. Ancak eğer bu madde sadece bir usuli hüküm değil de, bu madde aracılığı ile varılmaya çalışılan başkaca amaçlar varsa, önümüzdeki günlerde sektörün çok ilginç hukuki ve siyasi tartışmaların içine gireceğini tahmin etmek zor olmasa gerekir.

4. Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliği

4673 Sayılı Kanun genel hatları ile hem özelleştirme, hem de liberalleşme açılarından son derece olumlu değişiklikler getirmektedir. Ancak, 4673 Sayılı Kanun'un ortaya çıkardığı bir olumsuzluk Ulaştırma Bakanlığı tarafından çıkarılmış bulunan Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliği'nin durumudur. Telekomünikasyon hizmetlerine ilişkin olarak yetki belgesi verilmesi hakkının Ulaştırma Bakanlığı'ndan Telekomünikasyon Kurumu'na devredilmiş olmasından dolayı Ulaştırma Bakanlığının çıkarmış olduğu Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliği'nin uygulama alanı kalmamıştır. Telekomünikasyon Kurumu'nun en kısa zamanda yetki belgelerine ilişkin olarak yeni bir Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliği çıkarması gerekmekte, bu zorunluluk ise özel teşebbüslerin yetki belgelerine kavuşmalarını geciktirmektedir.