|
|
Kanun-e
İnternet kullanımı ve içeriğin önemi
İNTERNET
kullanımının artmasına; daha çok kişinin, daha uzun süre ve daha hızlı
bir şekilde İnternet’e bağlı kalmasına ilişkin gereklilik konusu,
bu sütunlardan da olmak üzere pek çok defa ve pek çok değişik şekilde
ifade edildi. Bu noktada altyapı eksikliklerimizden, Türk Telekom’un
tarifelerinin yüksekliğinden yakınıldı. Ancak İnternet’e bağlandığımızda
erişim sağlayabileceğimiz içeriğin zenginliğinin önemi konusuna yeterince
değinilmedi. İnternet üzerinde mevcut Türkçe içeriğin zenginleşmesi
ise herhalde okuryazarlık oranımızla doğrudan alakalı.
1980’lerin başında Türkiye’de büyük bir kampanyanın başladığını hatırlıyorum.
Yetişkin nüfusunuzun okuryazar oranının arttırılmasına yönelik bu
kampanya o günlerde büyük bir curcuna ile başlamış ve yürütülmüştü.
Hedefe ulaşıldığının açıklanması ile de sona ermişti. TRT’de yaşlı
başlı insanların okuma yazma öğrenmeye çalışmasını seyretmek, o çocuk
yaşımda benim çok ilgimi çekerdi. O günlerden neredeyse çeyrek yüzyıl
sonra, bugün artık okuryazarlığı değil, İnternet’e erişimi tartışıyoruz.
Ancak okuryazarlığı tam anlamı ile başarmadan İnternet erişiminin
anlamlı olabileceğini düşünüyoruz gibi bir endişe içindeyim. Okuryazarlık
ölçütü; okuyabilmek ve yazabilmek anlamında kullanılırsa belki 1980’lerdeki
kampanyaya ihtiyacımız kalmamış olabilir. Ancak fiilen okumak ve yazmak
ise söz konusu, o zaman hala daha çok yol almamız gerekiyor. O yolu
kat etmeden de Türk insanının İnternet’e erişiminin artması mümkün
veya anlamlı değil gibime geliyor.
İnternet, bilindiği üzere bir araç. Kullanıcılarının üzerindeki yazı,
resim, ses, oyun ve diğer verilere ulaşımını sağlayan bir araç. Bu
noktada ulaşılabilecek verilerin büyük bir çoğunluğunu ise yazılı
veriler oluşturuyor. Bu bağlamda okumak, İnternet kullanımının olmazsa
olmaz bir unsuru. Okuyabilmek için de gerekli olan önkoşul; okunacak
yazılı verinin mevcut olması, yani yazmak. Eğer kimse yazmazsa, kimse
de okuyamaz. İnternet’te okumak konusunda iki ihtimal var, ya Türkçe
verileri okuyacağız ya da yabancı dilde yazılı olanları. Türkiye’de
yabancı dil bilenlerin sayısı birkaç milyonu geçmez. Bu sayı (acaba
tesadüf mü?) Türkiye’deki İnternet kullanıcılarının sayısı ile paralellik
gösteriyor. Merak ediyorum, acaba İnternet’te yer alan Türkçe içerik,
yabancı dil bilmeyen birinin İnternet’e bağlanmak için harcayacağı
para, emek ve zamanı haklı çıkarmaya yetecek zenginlik ve çeşitliliğe
sahip mi? İnternet için halkımızın çoğunluğuna çekici gelecek miktarda
içerik üretebiliyor, yazı yazabiliyor muyuz? Okuryazar mıyız, yoksa
sadece okuyabilir – yazabilir miyiz?
Türkiye’de kişi başına yazı üretimimiz inanılmaz derecede düşük. Yazılan
satırların çoğunluğu ise tercüme. Galiba yeterince yazılı ürün yaratmak
konusunda üstümüze düşenleri yapmıyoruz. Gazetelerimizi ele alın.
Gazetelerimizdeki kelime sayısını, seri ilanlar hariç, bir Avrupa
gazetesindeki kelime sayısı ile karşılaştırın. Aradaki farkın birkaç
kat olduğunu göreceksiniz.
Türkiye’de okuryazar olmanın çeşitli güçlükleri olduğu malum. Avrupa’nın
pek az ülkesinde insanlar yazdıkları satırlar nedeniyle hapishanelere
düşme riski yaşıyorlar. Daha da az ülkede evimizde bulunacak bir kitap,
yani okuduğumuz satırlar, suç unsuru oluşturuyor. Ancak yine de bunlar,
bizlerin çok az yazmasının veya çok az okumasının bir bahanesi olamazlar.
İnternet’e bağlantı oranının artmasının tek yolunun Türkçe içeriğin
artmasından geçtiğini görmek gerekiyor. Bunu sağladığımız gün, “İnternet’e
erişimin artması gerekli” söyleminin gerçekten Türkiye’nin kültürel
gelişimi ile ilgili samimi bir söylem olduğuna, bilgisayar üreticilerinin
ve İnternet servisi sağlayıcılarının gelirlerini arttırmaları için
ileri sürülen fikirlerden daha fazla anlam içerdiğine inanacağım.
28 Mayıs 2003
|
|