Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e


İnternet kullanımı ve içeriğin önemi

İNTERNET kullanımının artmasına; daha çok kişinin, daha uzun süre ve daha hızlı bir şekilde İnternet’e bağlı kalmasına ilişkin gereklilik konusu, bu sütunlardan da olmak üzere pek çok defa ve pek çok değişik şekilde ifade edildi. Bu noktada altyapı eksikliklerimizden, Türk Telekom’un tarifelerinin yüksekliğinden yakınıldı. Ancak İnternet’e bağlandığımızda erişim sağlayabileceğimiz içeriğin zenginliğinin önemi konusuna yeterince değinilmedi. İnternet üzerinde mevcut Türkçe içeriğin zenginleşmesi ise herhalde okuryazarlık oranımızla doğrudan alakalı.
1980’lerin başında Türkiye’de büyük bir kampanyanın başladığını hatırlıyorum. Yetişkin nüfusunuzun okuryazar oranının arttırılmasına yönelik bu kampanya o günlerde büyük bir curcuna ile başlamış ve yürütülmüştü. Hedefe ulaşıldığının açıklanması ile de sona ermişti. TRT’de yaşlı başlı insanların okuma yazma öğrenmeye çalışmasını seyretmek, o çocuk yaşımda benim çok ilgimi çekerdi. O günlerden neredeyse çeyrek yüzyıl sonra, bugün artık okuryazarlığı değil, İnternet’e erişimi tartışıyoruz. Ancak okuryazarlığı tam anlamı ile başarmadan İnternet erişiminin anlamlı olabileceğini düşünüyoruz gibi bir endişe içindeyim. Okuryazarlık ölçütü; okuyabilmek ve yazabilmek anlamında kullanılırsa belki 1980’lerdeki kampanyaya ihtiyacımız kalmamış olabilir. Ancak fiilen okumak ve yazmak ise söz konusu, o zaman hala daha çok yol almamız gerekiyor. O yolu kat etmeden de Türk insanının İnternet’e erişiminin artması mümkün veya anlamlı değil gibime geliyor.
İnternet, bilindiği üzere bir araç. Kullanıcılarının üzerindeki yazı, resim, ses, oyun ve diğer verilere ulaşımını sağlayan bir araç. Bu noktada ulaşılabilecek verilerin büyük bir çoğunluğunu ise yazılı veriler oluşturuyor. Bu bağlamda okumak, İnternet kullanımının olmazsa olmaz bir unsuru. Okuyabilmek için de gerekli olan önkoşul; okunacak yazılı verinin mevcut olması, yani yazmak. Eğer kimse yazmazsa, kimse de okuyamaz. İnternet’te okumak konusunda iki ihtimal var, ya Türkçe verileri okuyacağız ya da yabancı dilde yazılı olanları. Türkiye’de yabancı dil bilenlerin sayısı birkaç milyonu geçmez. Bu sayı (acaba tesadüf mü?) Türkiye’deki İnternet kullanıcılarının sayısı ile paralellik gösteriyor. Merak ediyorum, acaba İnternet’te yer alan Türkçe içerik, yabancı dil bilmeyen birinin İnternet’e bağlanmak için harcayacağı para, emek ve zamanı haklı çıkarmaya yetecek zenginlik ve çeşitliliğe sahip mi? İnternet için halkımızın çoğunluğuna çekici gelecek miktarda içerik üretebiliyor, yazı yazabiliyor muyuz? Okuryazar mıyız, yoksa sadece okuyabilir – yazabilir miyiz?
Türkiye’de kişi başına yazı üretimimiz inanılmaz derecede düşük. Yazılan satırların çoğunluğu ise tercüme. Galiba yeterince yazılı ürün yaratmak konusunda üstümüze düşenleri yapmıyoruz. Gazetelerimizi ele alın. Gazetelerimizdeki kelime sayısını, seri ilanlar hariç, bir Avrupa gazetesindeki kelime sayısı ile karşılaştırın. Aradaki farkın birkaç kat olduğunu göreceksiniz.
Türkiye’de okuryazar olmanın çeşitli güçlükleri olduğu malum. Avrupa’nın pek az ülkesinde insanlar yazdıkları satırlar nedeniyle hapishanelere düşme riski yaşıyorlar. Daha da az ülkede evimizde bulunacak bir kitap, yani okuduğumuz satırlar, suç unsuru oluşturuyor. Ancak yine de bunlar, bizlerin çok az yazmasının veya çok az okumasının bir bahanesi olamazlar.
İnternet’e bağlantı oranının artmasının tek yolunun Türkçe içeriğin artmasından geçtiğini görmek gerekiyor. Bunu sağladığımız gün, “İnternet’e erişimin artması gerekli” söyleminin gerçekten Türkiye’nin kültürel gelişimi ile ilgili samimi bir söylem olduğuna, bilgisayar üreticilerinin ve İnternet servisi sağlayıcılarının gelirlerini arttırmaları için ileri sürülen fikirlerden daha fazla anlam içerdiğine inanacağım.

28 Mayıs 2003


Köşe Yazarları