|
Dünya Telekom Günü'nde sorunlar ve fırsatlar tartışıldı
Dünya Telekom Günü, sektör yetkililerinin bir araya
gelmesiyle kutlandı.
TÜTED
(Tüm Telekomünikasyon İş Adamları Derneği) ve Telekom Kurumu işbirliğiyle
düzenlenen Dünya Telekom Günü kutlamasında, düzenlenen iki ayrı
oturumla Türkiye enformasyon ve komünikasyon teknolojileri sektörünün
durumu ve sorunları irdelendi. Telekomünikasyon Kurumu İstanbul
Bölge Müdürlüğü’nde 16 Mayıs tarihinde düzenlenen etkinlikte,
‘Türkiye Telekomünikasyon Sektörünün Dünü, Bugünü, Yarını’ ve
‘GSM Operatörlerinin Özelleştirmedeki Yeri ve Rekabet Koşulları’
olmak üzere iki ayrı panel düzenlendi.
Toplantıda açılış konuşmasını yapan TÜTED Yönetim Kurulu Üyesi
Tayfun Türkalp, 17 Mayıs Dünya Telekomünikasyon Günü’nün önemine
değindi. İlki geçen yıl kutlanan günün üzerinden bir yıl geçtiğine,
ancak sorunlar anlamında yeterli gelişme kaydedilemediğine dikkat
çeken Türkalp şöyle devam etti: “Son bir seneye baktığımızda görüyoruz
ki, İnternet kullanıcı sayısı artmamış, telefon gelirleri azalmış,
iletişimden alınan vergiler aynen devam ediyor, ülkenin geniş
bant erişim olanağı sağlanamamış, katma değerli telekom hizmetlerine
|
|
başlanamamış, İnternet Protokolü üzerinden ses aktarımı
gibi teknolojiler tekelden dolayı kullanıcılara sunulamamış ve dolayısıyla
pazar 2001 krizinde küçüldüğü yerde kalmış. Kısaca bir yıl önce nelerden
şikayet ediyorsak bu yıl da üzerine gelen yeni problemlerle toplanıyoruz.
Bu nedenle bugün günü kutlamak yerine, nerede yanlış yaptığımızı tartışmalıyız.”
Günümüzde kaynakların en iyi kullanımı ile tüketiciye en iyi ve en ucuz
hizmetin verilmesinin ancak rekabet ortamında sağlanabileceğini belirten
Telekomünikasyon Kurumu Bölge Müdürü İbrahim Bayraktar, kanun koyucunun
da 4502 Sayılı Yasa ile bunu öngördüğünü ve 3 yıllık süre içinde önemli
mesafeler kat edildiğini söyledi. Bayraktar sözlerine şöyle devam etti:
“Problemler bizim problemlerimiz ve bunu da ancak biz çözeceğiz. Yaşanmış
deneyimlerden faydalanarak bize özgü çözümler üretmek durumundayız.
Düzenlemeler ülkemizin imkan ve şartlarına uygun olmak zorunda. Mensubu
olduğumuz, gelişmesine gayret gösterdiğimiz enformasyon ve komünikasyon
sektörü sosyal, politik, ekonomik ve kültürel hayatı devrim niteliğinde
etkilendiğinden, kalıcı değişikliklere uğrattığından bu sektördeki büyüme
ve gelişmeyi sağlamaya her kesimin katkıda bulunması gerekmektedir.”
“Türkiye
mobil yazılım pazarında markalaşabilir”
2003 yılında Avrupa’nın yeni teknoloji dünyası 3. Kuşak’a adım
attığını belirten Ericsson’un Turkcell’den Sorumlu Direktörü Halit
Güneş, yeni nesil enformasyon ve komünikasyon servislerinin bir
teknoloji olarak değil bir yaşam tarzı olarak algılandığına ve
bu yönde geliştirme çalışmaları yapıldığına dikkat çekti. Avrupa
bu yönde ilerlerken, Türkiye’nin bu konuda özellikle son 2 senedir
yavaş kaldığını vurgulayan Halit Güneş şöyle konuştu:
“Dünyada birçok sektörde firmalar marka olmak için aday. Bizim
başarılı yazılımcılarımız Türkiye’de ve yurtdışında çalışmalar
yapıyorlar. Bu firmalar yazılım konusunda marka olabilecek potansiyele
sahipler. Burada bizim bir hamle yapmak için belki son 1-2 senelik
penceremiz var. Bunun için Ericsson olarak GSM operatörleriyle
bu konuda çalışmalar yapıyoruz. Dünya sektöründe gelecekte bu
konuda kendimize yer bulmayı umuyoruz.” |
|
“Yakınsamaya yol açan gelişme
geniş bant İnternet erişimi”
Dünden bugüne ülkemiz telekom sektöründe önemli gelişmeler yaşandığının
altını çizen Elkotek Genel Müdürü Hakan Tahiroğlu, 1970’li yıllardan
bu yana Türkiye’de telekom alanında yaşanan gelişmelere değindi. Dünyada
ses ve veri teknolojilerinde yaşanan yakınsamaya dikkat çeken Tahiroğlu,
bu devrimle yeni servislerin, akıllı uygulamaların ve ucuz yatırım
maliyetlerinin ortaya çıktığını belirtti. Yakınsamaya yol açan gelişmenin
geniş bant İnternet erişimi olduğunu söyleyen Tahiroğlu, ülkemizi
bu konuda Kore ve Japonya ile karşılaştırdı:
“Bugün Kore’de 15 milyon evin % 66’sı Net’e 3 Mb/s hızla bağlı ve
bu hız için aboneler ayda 25 Dolar ödüyorlar. Japonya’da ise tüm evlerin
% 40’ı bu yıl sonuna kadar 12 Mb/s hızla İnternet’e bağlanacaklar
ve bu servis için ayda 18 Dolar ödüyorlar. Şu anda bizde ADSL yoluyla
128 Kb/s ile İnternet’e bağlantı söz konusu ve ayda 25 Dolar ödüyoruz.
Üstelik bizde ADSL hizmeti ancak 3-4 bin noktada mevcut. Bu alanda
yatırımlar Türkiye’de oldukça yavaş. Japonya’da bu sene geniş bant
yatırımlarına 6,4 milyar Dolar, Kore ise 9 milyar Dolar ayrılıyor.
Kore bu yatırımın üzerine 11 milyar Dolar daha koyarak 2005 sonuna
kadar evlerin % 90’ını 20 Mb/s ile İnternet’e bağlamayı hedefliyor.
Japonya ise 2010 yılına kadar evlerin tamamını 100 Mb/s ile Net’e
bağlamayı planlıyor.”
Bu doğrultuda yeni bir pazarın geliştiğini, dolayısıyla yeni teknolojilerin
ve yazılımların ortaya konduğunu söyleyen ve Türkiye’de de gelişmelerin
bu yönde olması gerektiğini ifade eden Tahiroğlu, şöyle konuştu:
“2004 başında gerçekleşecek serbestleşme ve özelleştirme sonrasında
herkes kendi yatırımını yapacak. Fakat belirli altyapıların kurulması
lazım. Serbestleşmenin sektörümüze getirisi, yeni nesil altyapılar
ve yeni işletmeciler olarak görünüyor. Yeni gelecek oyuncular artık
abonelere gerçek müşteri gibi bakmak durumundalar. Çünkü müşteriler
seçim yapabilecekler. Onlara iyi hizmet vermek lazım ki onlar üzerinden
para kazanılabilsin ve sektör ayakta kalabilsin. Bunun için altyapı
lazım. Bunun çözümü bence DSL altyapısına önem verilmesidir. Bu sayede
hem Türk Telekom’un gelirleri hem de servisler artacak. Ayrıca müşteri
bundan faydalanacak. Türk Telekom bu günlerde 60 bin hatlık DSL yatırımı
yapıyor. 200 bin hatlık ek bir yatırım yapacağını da ilan etti ve
ihalesine çıktı. Bu bir başlangıç. Fakat ben mevcut tekel yapı ile
bunun bir sonuca ulaşacağını sanmıyorum. Bu konuda Türk Telekom özel
sektörden danışmanlık almalı, çünkü kurumda pazarlama ve satış kabiliyeti
zayıf, uygulama güçlüğü ve yavaşlık söz konusu. İçerik ve katma değerli
servisler hiç yok. Fakat Telekom’un her müşteriye giden çok değerli
bir bakır hattı var. Bizde ise erişim yok ama satış ve pazarlama gücü
var. Uygulamalarımız hızlı. Katma değerli servis ve içerik verebiliyoruz.
O halde şu yapılmalı. PTT zamanında acentelikler vardı. Bunlar jeton
satarlardı ve satış üzerinden komisyon alırlardı. Telekom hizmet satışında
dışarıdan kaynak kullanımına giderek acentelik verebilir. Bunun örnekleri
etrafımızda var. Bu sayede projeler başarılı oluyor ve hızlı yatırım
geri dönüşü sağlanıyor. Böylece başka yatırımlar yapılabiliyor. Eğer
bu yapılırsa, özellikle DSL’den başlayarak Türkiye’nin altyapısının,
dünya altyapıları düzeyine 3-4 sene içerisinde geleceğine inanıyorum.
Bu konuda Türk Telekom’u özel sektörle işbirliğine çağırıyorum.”
“Dünya telekom sektörü elektronik
komünikasyon ağlarına doğru hızla ilerliyor”
Sektörün hızla geliştiğini belirten Artel Yönetim Kurulu Başkanı Arzu
Nur Alpagut; 85 ile 93 yılları arasının Türkiye’de telekom sektörü
için en başarılı dönem olduğunu, ancak 90’lı yıllarda dünya perspektifinden
bakıldığında 80’lerde yakalanan ivmenin yakalanamadığı ve teknoloji
altyapısından servis veren bir yapıya dönüşülemediğini söyledi. Dünya
sektörünün nereye gitmekte olduğunu kavrayarak, araya köprü kurulabileceğini
ifade eden Alpagut, Avrupa’daki gelişmelere dikkat çekti:
“2000 yılında Avrupa Birliği Lizbon’da toplandığı zaman, ele alınan
en önemli konu telekomünikasyondu. O konferansta telekomünikasyon
ağını, elektronik komünikasyon ağına çevirerek, 2003 yılında bütün
üye ülkelerin telekom kanunlarının değiştirilmesi kararı çıktı. Telekomünikasyon
ağları ile elektronik komünikasyon ağları arasındaki farkı kavramak
gerekiyor. Dünyada bu konu üzerine yeni kanunlar geliştiriliyor. Gelişmiş
ülkeler elektronik ortamda haberleşme teknolojilerine ağırlık vererek
yeni bir milenyum başlattılar. Biz bu milenyumun neresindeyiz? Bizim
bu farklılaşma konusunda yoğunlaşmamız gerekiyor. Bu yıl 3GSM Kongresi’nde
en önemli konulardan ikisi kablosuz yerel alan ağları (wireless LAN)
ve bu yapının 3. Kuşak’ta bir iletişim protokolü olarak kabul edilmesiydi.
Biz 3K’yi ne kadar tanıyoruz?
3K bir teknoloji değil, bir yaşam tarzı. 98 yılından itibaren bu yeni
hayat tarzının nasıl gelişeceğine ait planlamalar yapıldı. Bu kavramın
bilinmesinin sektöre hız kazandıracağına inanıyorum.”
Sabit telefonlarda 125 yılda 1 milyar abone sayısına ulaşıldığını,
kablosuz standartlarda ise 20 yılda 1 milyar abone sağlandığını belirten
Alpagut, kablosuz yerel alan ağları üzerinden yapılacak haberleşmede
on yılda bu rakama erişilebileceğini savundu ve ekledi:
“Kablosuz yerel alan ağlarında Türkiye geride kalmış değil. Ancak
bunun bir strateji olarak düzenlenmesi ve mevcut sistemin içine eklenmesi
gerekiyor.”
“Tüketici kaliteli hizmeti uygun
fiyata almak istiyor”
Tüketicinin haberleşme konusunda talebinin kaliteli hizmeti uygun
fiyata alabilmek olduğunu belirten TÜKODER Başkanı Mehmet Sevim, şöyle
konuştu:
“Tüketicinin en doğal hakkı seçebilme şansının olması. Türk Telekom’un
tekel olması nedeniyle tüketicinin onun sağladığı servisleri başka
yerden alma şansı yok. Bu anlamda tekel statüsünün iki noktada tüketiciye
zararı oluyor. Birincisi, tekel olduğu için hizmet kalitesine özen
göstermemesi. İkincisi, tekel olduğu için fiyatları tek taraflı belirleyebiliyor
olması. Dolayısıyla tüketici hem ekonomik anlamda zarar görüyor, hem
de istediği kalitede hizmet alamıyor.
Ayrıca 29 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren Telekom Yasası’nda tüketicinin
temsiliyle ilgili bölümde problem var. Tüketicinin Telekomünikasyon
Kurumu’ndaki temsilcisini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Odalar
ve Borsalar Birliği’nin seçeceği iki aday arasından Bakanlar Kurulu
belirliyor. Katılım ve temsil edilme, evrensel tüketici hakları yanında
demokrasinin şartları arasında. Dünyanın hiçbir yerinde tüketicilerin
temsili konusunda tüketici dernekleri dururken, odalar ve borsalar
birliği ile bakanlık görev almamıştır. Bu biraz da bizdeki farklı
yapının ürünü diye düşünüyorum. Bu ilginç maddenin yasada bulunması
dikkati çekmemiz gereken bir konu. Burada katılım çok önemli. Çünkü
taraflardan bir tanesi tüketici. Günlük yaşantılarında haberleşme
hizmetleriyle ilgili alanlarda sorunları yaşayan kesim. Tüketici sorunlarının,
onun temsilcisi tarafından dile getirilmesi ve alınan kararlara katılımının
sağlanması son derece önemli. Artık Türkiye’de katılımın; süslü bir
söylem olmaktan çıkartılıp, yasal metinlerde ve diğer alanlarda hayata
geçirilmesi şarttır. Çünkü tüketicilerin katılım gösterdikleri alanlarda
daha az yanlış yapılmaktadır. Bu alanlarda alınan kararlar çok daha
sağlıklı olmakta ve çok daha kolay hayata geçirilmektedir.
Aynı zamanda tekel uygulamasından dolayı tüketicilerin doğru bilgilendirme
hakkının zaman zaman ihlal edildiğini görüyoruz. Tüketicinin bir ürünü
ya da hizmeti alırken, o ürünün birim fiyatı ve o ürünle ilgili diğer
bilgileri araştırması temel hakkıdır. Dolayısıyla mobil ya da sabit
hat telefon faturalarında birim fiyatlarla ilgili çok net bir bilgi
olmaması; tüketicinin o faturayla ilgili doğru bilgilenmemesini de
beraberinde getirir. Bu konuda bir araştırma yapmak istediğinizde
ancak telekomun sitesine girip oradan fiyatları takip edebilirsiniz.
Birim fiyatlarının faturalarda yer almamasının amacı, bir yerde, yapılan
zamları belli ölçüde gizlemek.
Türkiye’de haberleşmeyi olumsuz yönde etkileyen en büyük olumsuzluklardan
bir tanesi de vergiler. Haberleşme faturalarına baktığımızda, % 18
KDV ve % 25 Özel İletişim Vergisi alındığını görmekteyiz. Dolayısıyla
faturanın yarısı vergilerden oluşmaktadır. Türkiye’de tüketimden alınan
vergiler, dünyanın en adaletsiz vergi sistemini oluşturuyor. Çünkü
teknik açıdan vergiler gelirden hesap edilen, gelir durumuna göre
alınması gereken miktarlar olduğu halde, özellikle tüketimden alınan
vergiler gelir seviyesi dikkate alınmadan herkesten alındığı için
adaletli değildir. Toplam vergi gelirlerinin % 72’si tüketimden alınan
vergilerdir. Bu oran gerek OECD ülkeleriyle gerekse dünyanın gelişmiş
diğer ülkeleriyle karşılaştırdığınız zaman son derece yüksektir. Vergi
adaletsizliğinde ülkemiz dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır.
Dolayısıyla alınan vergiler ve zamlar haberleşme özgürlüğünü engelleyecek
boyutta gitmektedir.
Bu alanda, teknik servis hizmetleri açısından da önemli sorunlar yaşanmaktadır.
Özellikle TÜKODER’e bu alanda gelen şikayetlere baktığımızda, mobil
telefonlar ve servis hizmetleriyle ilgili şikayetler hep ön plandadır.”
Türkiye’de tüketicinin korunmasıyla ilgili yasalara değinen Sevim,
şu bilgileri verdi:
“14 Mart 2003 tarihi itibariyle Avrupa Birliği yönergeleri dikkate
alınarak yeniden düzenlenen yasada; belirli servis istasyonu kurma,
kullanım ömrü süresince yedek parça bulundurma, ürünü 30 iş gününden
fazla serviste bekletmeme gibi hükümler vardır. Ancak bu alandaki
uygulamalara baktığımızda; yasal olarak uyulması gereken kurallara
tabi olmama gibi sonuçlarla da karşılaşabiliyoruz.
Komünikasyon alandaki sorunlar öncelikle Türk Telekom’un tekel olmasından
kaynaklanan sorunlardır. Mobil telefon tarafında sektörde oyuncuların
artması, tüketiciye hizmet kalitesi ve fiyatlar anlamında olumlu yansımıştır.
Çünkü rekabetin olmaması hem fiyat hem de kalite yönünden kullanıcıyı
olumsuz yönde etkilemektedir. Fiyatların tam rekabet ortamında oluşması
tüketici açısından son derece önemlidir.”
“Aboneler ellerindeki teknolojiyi
yeteri kadar kullanıyor mu?”
Elektronik komünikasyonu; komünikasyonla, bilgi ve çoğul ortam teknolojilerinin
bir pota içinde eritilerek bütünleşik çözümler haline getirilmesi
ve bu servislerle iletişimin sağlanması olarak açıklayan Turkcell
temsilcisi Mustafa Aykut, üçüncü kuşak teknolojilerle yeni bir yaşam
tarzının oluştuğunu ve bu doğrultuda yasaların yeniden elden geçirilmesi
gerektiğini söyledi.
Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelere göre Turkcell’in pozisyon aldığını
belirten Mustafa Aykut, kurulduğu 1993 yılından bu yana sürekli olarak
yeni teknolojileri Türkiye’ye getiren firmanın kullanıcılara bunları
kaliteli bir servis anlayışıyla sunmaya çalıştığını belirtti. Son
dönemde yeni teknolojiler için yatırımların yavaşladığına dikkat çeken
Aykut, yatırımların yeniden hızlandırılmasının ve Türk insanın yeni
teknolojilerle buluşturulmasının önemine değindi. Kullanıcıların ellerindeki
teknolojileri yeteri kadar kullandığı konusunda soru işaretlerinin
olduğunu söyleyen Aykut, olumsuz ekonomik koşulların kullanıcılar
üzerindeki etkilerini vurguladı:
“Dünden ders almaz, bugünü saptamaz, yarının planını yapmazsak, sorunlara
ve çözümlerine eğilmezsek, olduğumuz yerde sayarız. 1997 yılında Turkcell
abonelerinin her biri ayda ortalama 167 dakika konuşurken, 98 yılında
154 dakikaya düşmüş. Bu rakam, 99 yılında 132 dakikaya, 2000 yılında
103 dakikaya, 2001 yılında Özel İletişim Vergisi’nin etkisiyle 63
dakikaya, 2002 yılında 56 dakikaya ve 2003’ün ilk çeyreğinde 50 dakikaya
düşmüş durumda. Abone sayısını arttırıyor olmanız, sizin kullanıcılara
verdiğiniz olanakları sonuna kadar kullandırıyor olmanız anlamına
gelmiyor. Çünkü bugün kullanıcıların ödediği bedelin yaklaşık % 67’sini
vergi oluşturuyor. 2002 yılının sonunda diğer bazı ülkelerde aylık
ortalama konuşma süreleri ise şöyle: Brezilya’da 105 dakika, Şili’de
119 dakika, Danimarka’da 129 dakika, Mısır’da 172 dakika, Hong Kong’da
350 dakika, Hindistan’da 224 dakika, İsrail’de 231 dakika, Portekiz’de
129 dakika, ABD’de 458 dakika. Ülkemizde abone artışı hızlı. Ama böyle
olmasına rağmen kullanım oranı % 34’ler civarında. Demek ki hem insanımızın
çok az bir kısmı sayısal iletişim olanaklarından yararlanıyor, hem
de bu olanaktan yararlanan insanlar günde ortalama olarak sadece 1
dakika konuşuyorlar. Bu, konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasından başka
birşey değildir.”
Dünyada şu ana kadar üçüncü kuşak iletişim sistemleri için 114 operatöre
lisans verilmiş durumda. Bu operatörlerden 112 tanesinin UMTS teknolojisini
kullanacak bir sistemle bütünleşeceklerini söyleyen Aykut, konuyla
ilgili bilgi verdi:
“Şu ana dek Avrupa’da beş tane operatör ticari anlamda üçüncü kuşak
iletişim sistemlerini uygulamaya koymuş durumda. Bunların olduğu ülkeler
İngiltere, İtalya, Lüksembourg, Avusturya ve İsveç. Gelişmeler bu
hızla devam edecek. Çünkü bunların pek çoğu 2000 yılında lisanslarını
aldılar. Hatta ilk alanlar ne olduğunu anlamadan büyük meblağlar ödediler
bu lisanslar için ama şimdi bu düzene oturdu. Düzenleyici kurumlar
artık bu sistemlerin devreye girmesinin vakti geldiğini bildiriyorlar.
Çünkü yapılan sözleşmelerde belirli bir kapsama alanına hizmet vereceklerini
bildirdikleri için artık devreye girmek zorundalar. Bu yılın sonuna
dek ticari anlamda hizmet veren operatör sayısı 38’e ulaşacak. Önümüzdeki
sene 50’ye yakın operatörün 3. Kuşak sistemlerine geçmesi gerekiyor.
166 tane GPRS operatörü dünyada hizmet veriyor. Bu yılın sonuna kadar
bu rakam da 45 tane kadar artacak.”
Türkiye’nin genç nüfusunun iki bakımdan önemli olduğunu belirten Aykut,
sözlerini şöyle noktaladı:
“Birincisi, bu nüfus kullanım oranını arttırıyor. İkincisi ise, bu
potansiyelden başka yönleriyle de yararlanabiliriz. GSM sektöründe
donanım üretmek yerine yazılım üreterek bunu devlet politikası haline
getirebiliriz. Bu konuda yapılacak atılımlar çok önemli. Bu konuda
çalışma yapan ülkeleri örnek alabiliriz. Önemli çapta yazılım ve marka
üreten bir ülke neden olmayalım? Türkiye’de 53’ü devlet 23’ü özel
olmak üzere 76 üniversite var. Bu konuyla ilgili olarak her sene 3000
mezun veriyoruz. Bu gençlerimize iş alanı açmış olacağız.”
“Susma
hakkımı kullanıyorum”
Telsiz haberleşme alanının sorunlarına değinen Setkom Yönetim
Kurulu Başkanı Adil Müftüoğlu, sıkıntılarını şöyle dile getirdi:
“Sektörde girişimciler ve devlet olmak üzere iki taraf var. Bu
önemli günde devlet tarafından yetkili bir kişinin bize vakit
ayırmasını isterdik. Girişimciler burada konuşuyorlar ancak sektörün
diğer tarafını göremiyoruz. 4 senedir Motorola’nın Türkiye temsilcisiyiz.
Motorola ile birlikte Türkiye’ye yatırımlar yapmaya çalışıyoruz.
Telsiz haberleşmesi, Türkiye’deki stratejik sektörlerden biridir
diye düşünerek milyonlarca Dolar’lık yatırım yapmaya çalışıyoruz.
Bu yatırımlarda karşımıza çıkan en önemli sorun düzenlemeler.
Sektörün dününde bu sorun vardı, bugün var ve yarın da olacak.
Yeni teknolojilerden bahsediliyor. Dünya üreticilerinde muhteşem
bir vizyon var fakat düzenlemeler yapılmadıkça biz bu vizyon dahilinde
hiç birşey yapamayız. Bakanlığa firma olarak gittiğimizde ‘Dernek
kurun öyle gelin’ diyorlar. Çok güzel bir dernek kurduk. Güzel
de bir toplantı düzenlendi. Ancak bu sefer devlet yetkilileri
yok. Burada susma hakkımı kullanıyorum.” |
|
“Abonelerimizin İnternet’e erişim
süresi düşüyor ”
2002 yılının sonunda Türkiye’de yaklaşık 900 bin İnternet abonesi
olduğunu ve bu sayının 2003 yılında 1 milyon 100 bine çıkacağını tahmin
ettiklerini belirten Superonline Genel Müdür Yardımcısı Fazıl Esen,
2003 yılında gelinen noktada Superonline abonelerinin İnternet kullanımının
aylık bazda çok düştüğünü belirtti. Esen sözlerine şöyle devam etti:
“Eskiden bir İnternet kullanıcımız ayda ortalama 45-50 saat kadar
bağlı kalırdı. Şimdi bakıyoruz 25 saat kullanıyor. Eskiden kullanıcı
sayımızın artışını takip ederdik. Şimdi korktuğumuz ise mevcut kullanımın
da düşmesi. İnternet erişiminin pahalılaşması kullanım oranının düşmesine
neden oluyor. Türkiye’de halen İnternet’e % 95 oranında çevirmeli
ağ bağlantısıyla erişiliyor. Gelecekte de yine daha çok çevirmeli
ağ bağlantısı kullanılacak. Şimdi çevirmeli ağlara 822’li hatlar üzerinden
ulaşıyoruz. Bir bakıyoruz ki, son bir yılda 822’li hat ücretlerine
% 82 zam gelmiş. Türkiye’de % 30 enflasyon oranı varken nasıl % 82’lik
bir zam oluyor? Böyle bir zam olursa nasıl Türkiye’de Internet’in
gelişmesi beklenebilir? Bizim önümüzdeki hedef, sunmak istediğimiz
şey geniş bant iken, şimdi geriye gidiyoruz. Bir kullanıcı ayda 40
saat İnternet’e bağlı kalsa 45 milyon lira ücret ödüyor.
Avrupa Birliği’nin 1999 e-Avrupa girişiminde hedeflediği şey, Avrupa’da
yaşayanların tümüne İnternet erişimini ulaştırmaktı. 2002 yılında
bu hedefine yaklaştı. Avrupa’daki okulların % 95’i İnternet’e bağlı.
Evlerdeki oran 99’da % 18 iken, 2002 ekim ayında % 43’e çıkmış durumda.
AB’nin yarısı aktif olarak İnternet’i kullanıyor. Bizdeki oranlar
kesinlikle böyle değil. İnternet’i geliştirmemiz gerekiyor ve bu gelişme
büyük oranda yine çevirmeli ağ üzerinden olacak. İnternet, verimliliği
arttıran potansiyel bir kaynaktır. İnternet’i işimizde verimliliği
arttıran, hayatımızı kolaylaştıran bir kaynak olarak kullanmalıyız.
Ancak bugünkü duruma baktığımız zaman bizde bu kullanım negatif bir
şekilde ilerliyor. Bu zammın hesaplanması konusunda Telekomünikasyon
Kurumu’nun Türk Telekom’un fiyatlarını kullandığı güzel (?) bir formül
var. Telekomünikasyon Kurumu’na başvurduk ve enflasyon oranı düşükken
bu fiyat artışının nasıl olduğunu sorduk. ‘Formül bu’ dediler. Formülü
değiştirelim o zaman. Bizim önerimiz 822 erişim ücretlerinin sabit
ve ayda 1 milyon TL olması. 822’li erişimler İnternet’in yaygınlaşması
için çok önemlidir.”
“Düşük kaliteli
ve standartlara uygun olmayan ürünler rekabet gücümüzü düşürüyor”
Sektördeki problemleri daha net ifade edebilmek için Türkiye’deki
uygulamalara göz atmanın uygun olduğunu söyleyen Kumtel-Penta
Telekom-Telpaş firmalarının temsilcisi Dilek Bağdatlıoğlu; Türkiye’de
imal ya da ithal edilerek telekom şebekesine bağlanan bütün cihazlara
belirlenen teknik şartnamelere göre onay verildiğini, ancak bu
denetim mekanizmasından geçmeden pazara giren ürünlerin piyasada
rekabet güçlerini olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Dilek Bağdatlıoğlu
şu bilgileri verdi: “Türk Standartları Enstitüsü tüketicinin ve
rekabetin korunmasını esas alarak, saptamış olduğu standartlar
çerçevesinde üretimin her aşamasını denetlemektedir. Aynı zamanda
ürünleri de belgelendirmektedir. Sonuç olarak Türkiye’de tüketiciye
gerek ithalat yoluyla gerek imal edilmek suretiyle sunulan bu
ürünlerin mutlaka TSE Belgesi ve Türk Telekom onayı olması gerekmektedir.
Hal böyle iken şu an piyasada çok düşük kaliteli ve standartlara
uygun olmayan ürünlerin ithal edilebilmesi ve satılabilmesi, tüketicinin
kandırılmasına ve milli gelirin ziyan olmasına yol açmaktadır.
Bu standartlar çerçevesinde üretim ve ithalat yapan firmalar da
yapılan bu haksız rekabet sonucu ciddi zararlara uğramaktadırlar.
Türkiye’de teknik düzenlemelerin eksikliği nedeniyle pazarda disiplin
ve rekabet açısından ciddi sorunlar yaşanıyor. Uzakdoğu’dan, Çin’den
özel koşullarla yerel pazara gelen kablolu telefon cihazları bunda
çok ciddi bir etken. Mesela daha önce Türkiye’de faaliyet gösteren
ve hatta uluslararası markalar üreten yaklaşık 11 tane firma vardı.
Şu anda sadece 3 tane firma kalmış durumda. |
|
Piyasada kalitesi düşük ve standartlara uymayan çok
fazla telefon var. Bu ürünler Türkiye’ye parçalar halinde geliyor ve
teknik altyapısı olmayan yerlerde bunların montajı yapılıyor. Bu parçalar
farklı tarifelerle ithal ediliyor. Çünkü kendi tarifelerinden ithal
edilmeleri yasak. Bu şekilde Türk Telekom normlarına hiç uymayan ürünler
piyasada satılıyor. Bunların, doğal olarak, satış sonrası teknik desteği
de yok. Bu şekilde ülkeye sokulan ürünler, yerel sanayii büyük bir haksız
rekabet içinde bırakıyor. Bu durumun önlenebilmesi için Sanayi Bakanlığı,
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve konu ile ilgili diğer
düzenleyici kurum ve kuruluşların yasal tedbirlerle çözümler üretmesi
gerekiyor. Biz sektör olarak bu konuda başvurumuzu yaptık. Birtakım
disipline edici düzenlemeler gerçekleştirildi. Fakat hala beklenen sonuç
sağlanamadı. Bu hedeflenen sonuçlar için birtakım önerilerimiz var.
Burada ürün normlarına ilişkin düzenlemelerin titizlikle denetimi gerekiyor.
İthalatta yıllık mevzuatta eksik ve farklı beyanların girişleri önlenmeli.
Ayrıca Sanayi Bakanlığı mevzuatı doğrultusunda piyasa denetimi ve gözetimi
dikkatlice sürdürülmeli. Sektörün bu biçimde zarar görmesi bu önlemlerle
giderilebilir.”
“Kablo hizmetlerinde lisans
verilmeli”
Telekom alanındaki serbestleşme sürecinin önce hızlandığını, ardından
büyük bir yavaşlama içine girdiğini ifade eden TELKODER Yönetim Kurulu
Başkanı Yusuf Ata Arıak; Türk Telekom tekeli dışında kalan bütün alanlarda
yeni oyuncuların devreye girebilmesi için lisanslama sürecinin çalışması
gerekliliğine dikkat çekti:
“Yasal düzenleme yapılalı 40 ay oldu. Bu sürede sadece İnternet servis
sağlayıcılığı sektörü ve uydu haberleşme konusu serbestleşmeye açılabildi.
Bunun dışındaki alanların tümü beklemede. Bazı alanlarda kargaşa bazı
alanlarda ise muhtemel kargaşa yaklaşmaktadır. Mesela İnternet üzerinden
telefon hizmeti konusunda belirsizlik var. 1.1.2004’ten itibaren de
serbestleşme yasal olarak gerçekleşmekle beraber, firmalara lisansları
verilememişse ikinci bir kargaşa ortamı doğabilecektir. Telekomünikasyon
Kurumu etkin çalışabilirse, yapacağı çok sınırlı bir faaliyet ile
şikayetlerin çok büyük bir kısmını ortadan kaldırabilir ve Türkiye’yi
büyük sarsıntılar olmadan 2004 başına hazırlayabilir. Gereken şey
Telekomünikasyon Kurumu tarafından erişim, ara bağlantı, geçiş hakkı
ve yetkilendirme yönetmeliklerinin yazılmasıdır. Bu yönetmelikler
yazılacak, ilan edilecek ve uygulanacak. Bu, bir haftada yapılabilecek
birşeydir.
Ayrıca en çok talep edilen İnternet telefonu, kablolu televizyon,
karasal hatlardan veri ve sabit telsiz erişim hizmetleri için dört
tane ruhsat alanı açılacak. İnternet üzerinden ses aktarımı konusunda
yasal değişikliklerin gerekli olduğu söyleniyor. Düzenleme yapılsa
dahi uygulama yapılamıyor. O halde, hazırlıklar bugünden yapılır ve
lisanslar verilirse, firmalar o dönem geldiği zaman sunacakları servislerin
çalışmalarına şimdiden başlayabilirler. Bu çalışmalar yapıldığında
Türkiye’de inanılmaz bir ateş düşmesi olacak ve bunların gerçekleşmesi
zor değil. Ama maalesef hükümet değişikliğinden sonra Telekomünikasyon
Kurumu bağımsız idari bir örgüt gibi değil de siyasi iradeye tabi
olan klasik bir devlet dairesi mantığıyla hareket ediyor. Kurum bağımsız
şekilde kendisine verilen yetkiler doğrultusunda çalışmalarını yürütürse
bütün işler 6 ayda çözümlenecektir. Bu konuda Kurum’la beraber çalışıyoruz.
Sektör kuruma yardımcıdır. Sektörün serbestleşmesinin herkese yararı
var. Önümüzdeki günleri Telekomünikasyon Kurumu’nu bu konuda cesaretlendirmek
için harcayacağız.”
Türkiye’nin en öncelikli ihtiyaçları arasında geniş bant altyapısı
ve işletmecilik imkanlarının gelişmesinin olduğuna dikkat çeken Yusuf
Ata Arıak, kablolu televizyon ve ADSL hizmetlerinin pazarda önemli
bir rol oynayacağını vurguladı:
“Kablolu TV’de ruhsat verildiği gün, inanılmaz bir gelişme olduğunu
göreceksiniz. Şu anda söz konusu olan 20 bin abone, ruhsat verilmesiyle
birlikte 300-500 bine çıkacaktır. GSM operatörlerinin gelir paylaşımlı
dönemde çektiği birtakım sıkıntılar vardı. Gelirlerinin büyük bir
kısmı Türk Telekom’a gidiyordu ve tarifelerini istedikleri gibi yapamıyorlardı.
Kurulu ve bugüne kadar yetişmiş kadroya sahip olan 6 tane kablo TV
firması söz konusu. Bu firmalara lisansları verilse bu alanda büyük
gelişmeler yaşanacak. GSM sektöründe bir dönem gelir paylaşımlı sistem
uygulandı ve daha sonra bu firmalara lisansları verildi. Kabloda da
aynı şey yapılmalı. Geç kalmış durumdayız. GSM, Türkiye’nin ve Türk
Telekom’un büyük bir başarısıdır. Zamanında gelir paylaşımlı sistemden
lisansa geçilmiştir ve başarı sağlanmıştır. Bu zaman uzamış olsaydı
ne abone sayımız burada olurdu ne bu servisler olurdu ne de dünya
çapında firmalarımız olurdu. Aynı şeyi kablolu TV’de yapmamamız için
hiçbir engel yok. Bu sayede Türkiye’nin geniş bant problemi derhal
çözülür.
DSL yatırımlarına bakalım. Türk Telekom bu konuda doğrudan yatırım
yapmak zorunda değil. Türk Telekom’un hatlarını geniş bant servislerine
çevirebilecek bir sürü firma var. Türk Telekom bunlarla işbirliği
yaparak şebekesinin pazarlanmasını bu firmalara bırakabilir.
Bu hizmetler Türk Telekom’un temel problemi olan yönetim zaafından
kurtulacak şekilde özelleşirse, bu herkesin yararına olur.”
“Vergiler düşürülmeli”
Vergilerin GSM sektörü için önemli bir sorun olduğuna dikkat çeken
Telsim Pazarlama Koordinatörü Aydın Çamlıbel, devletin vergi uygulamalarının
yanlış olduğunu söyledi. Aydın Çamlıbel sözlerine şöyle devam
etti:
“Bizce devletin yapması gereken; vergileri düşürerek sektörü biraz
daha serbest bırakmak. Sektörün büyümesini sağlayarak, vergileri
düşürmesine rağmen bizden aldığı payın büyümesini sağlayabilir.
Telekom Kurumu’nun sektörde neredeyse sınırsız denecek yetkileri
var ama son zamanlarda dış etkiler kurum üzerinde sıkı baskılar
yapıyor. Kurum bu baskılardan kurtulmalıdır. Sektörde atılacak
en önemli adımlardan birincisi ses tekelinin kaldırılması. Böylece
pazara yeni firmalar geldikçe fiyatlar düşecek ve hizmet |
|
kalitesi artacak. Bu da sonuçta tüketicinin daha
iyi hizmeti daha uygun fiyata almasını sağlayacak. 1.1.2004’te yapılacak
serbestleşme için şu ana kadar hiçbir düzenleme yapılmamış durumda.
Telekom Kurumu bunu Kasım ayına kadar yapacağını açıklıyor. Kasım ayında
düzenlemelerin belirginleşmesi, birçok gelişmenin aksamasına neden olacaktır.
Serbestleşme ile ses tekeli kalkınca Telekom’un özelleştirilmesi gerçekleşecek.
Bu süreçte devlet tekelinden çıkılıp özel sektör tekeline geçilmemesi
için düzenlemelerin yapılması lazım. Burada da ilgili düzenleyici kuruluşlara
önemli görevler düşüyor.”
ARGE konusunda çalışmaların çok kısıtlı olduğunu belirten Çamlıbel,
bunun sektörün suçu olduğunu, bu konuda herkesin üzerine görevler düştüğünü
ifade etti. Türkiye’de telekomda ilk özelleştirmenin GSM alanında olduğunu
belirten Çamlıbel, tüketici tarafından bakıldığında bu çalışmanın başarılı
olduğunu söyledi:
“Özelleştirme ile tüketicinin maliyetleri düştü. Bugün GSM konusunda
sadece Telekom çalışıyor olsaydı fiyatlar bu kadar düşmezdi. Bu doğrultuda
diğer faaliyet alanlarının da bir an önce özelleşmesinde fayda var.
İşletmeciler için baktığımız zaman, şu an konulan kurallar çerçevesinde
yatırım çok da cazip değil. Aboneler arttıkça abonelerin görüşme süreleri
azalmakta. Bu nedenle bugünkü koşullarda piyasanın cazibesi düşmekte.
Geçtiğimiz günlerde 3. ve 4. operatörlerin evlendirilmesi konusunda
hazırlık aşaması başlandı. Bu da sektörün işletmeciler açısından ne
kadar zor olduğunu gösteriyor. Ama buradan yine kendimiz çıkabiliriz.
Kendi yapacağımız uygulamalarla pazarı büyütmek, buradan kendi gelirimizi
arttırmak ve yaşamımızı devam ettirmek zorundayız.”
Sektörün önünde GSM ve PSTN birlikteliği gibi yeniliklerin bulunduğunu
söyleyen Çamlıbel, şöyle devam etti:
“Uluslararası trafik ücretlendirmelerinde farklı yapılara geçilmesi
ve farklı hizmetlerin verilmesi lazım. Bunların sonucunda iletişim maliyetleri
düşecek ve rekabet canlanacak. Tarifeler ve maliyetler düşünce abone
sayıları ve abonelerin kullanım süreleri artacak. Abone sayısındaki
artış pazarda büyüme sağlayacak. Sektörün büyümesiyle, yeni firmaların
kurulmasıyla istihdam sağlanacak, sektöre hareket gelecek ve ekonomi
canlanacak. Devlet buradan daha fazla gelir elde edecek.”
“Hedefimiz üretim yapmak”
Türkiye’nin çok yaygın olmamakla birlikte iyi bir teknoloji kullanıcısı
olduğunu belirten Tesan Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Erdoğan, teknolojiyi
kullanmanın yanı sıra onu üretmenin daha büyük bir başarı olduğunu
söyledi. Bekir Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
“Hedefimiz üretim yapmak. Ancak bunun ötesinde daha başarılı olmak
için yaratmak gerekiyor. Enformasyon ve komünikasyon teknolojileri
dünyayı bir güç olarak hızla sarıyor. Türkiye dünyanın en büyük 17.
ekonomisi. Bu pozisyonda Türkiye sürekli birşeyler yapıyor ama maalesef
yapılanlar özlenenlerin gerisinde kalıyor. Daha iyisini kesinlikle
yapabiliriz. Bunu bize gösteren insanlarımız ve kuruluşlarımız var.
Ancak sektör olarak problemleri biliyor olmamıza karşın çözümlere
ve eylem planlarına geçiş bir türlü gerçekleşemiyor. Günümüzde Türkiye
hem teknolojileri çok iyi kullanıyor hem iyi bir üretim merkezi hem
de burada yaratıcılık ve yenilikçilik adına çok şey yapabilir. Ülkemizin
her ne kadar aksi gibi görünse de ciddi bir satın alma gücü var. Ayrıca
dünyanın her yerinde yetişmiş insan gücüne sahibiz. Türkiye’de en
büyük harcamayı savunmaya yapıyoruz. Bugün artık bu harcamalar eğitime
ve sanayiye aktarılmalı. Küreselleşen dünyada birtakım stratejik değişikliklerin
yapılması gerekiyor. Savunma, sanayi, eğitim ve benzeri hangi sektör
olursa olsun, hepsinin altyapısını telekom teknolojileri oluşturuyor.
Bu nedenle siyasi iradenin ve Türkiye’nin; teknoloji geliştirme yönünde
hareket etmesi gerektiği kanaatindeyim. İnsan kaynağımızla, teknolojiyi
en verimli şekilde kullanarak ve dünya ölçeğinde rekabet ederek hareket
etmeliyiz. Yapılan birşey mutlaka satılır yeter ki yapalım. Özelleştirme
ile bu çalışmalar çok daha hızlanacaktır.”
“Kasım ayı sonuna kadar kablo
lisanslama çalışmaları tamamlanacak”
Kurum’un kablolu TV lisanslamaları hakkında bilgi veren Telekomünikasyon
Kurumu temsilcisi Erdinç Tekbaş, kablo hizmetinin birçok altyapıya
alternatif durumda olduğunu vurguladı ve bu konudaki çalışmalara değindi:
“Kablo TV; altyapı işletimi yönüyle kiralık hatların, telefon hizmeti
yönüyle ana telekom şebekesinin, yayıncılık yönüyle uydu ortamı hizmetleri
ve geniş bant İnternet hizmetleri ile de ADSL hizmetinin alternatifi
durumunda. Avrupa’da Belçika, Hollanda ve İsviçre bu konuda en önde
gelen ülkeler. Ülkenin kendine has özellikleri, coğrafyası ve tarihsel
süreci burada kullanım oranını etkiliyor. İnternet erişimi deyince
aklımıza DSL, uydu, kablo modem, UMTS gibi uygulamalar geliyor ama
bunlar arasında en önemlisi ADSL ile kablo modem. Telefon hizmetine
baktığımızda, İspanya’dan aldığımız son bilgiye göre 5 milyon haneden
1 milyon 120 bin tanesi kablo TV şebekesi üzerinden telefon hizmeti
alıyor. İngiltere’de yine bu konuda 5 milyondan fazla abone var ve
bu ülkede telefon hizmetlerinden elde edilen gelirler toplam kablo
hizmetinden gelen gelirlerin % 60’ını oluşturuyor. Bu da kablonun
önemli bir alternatif bir şebeke olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki
duruma geldiğimizde, 2,5 milyonluk bir şebeke söz konusu. Örnek olarak
Kablonet abone sayısı 950 bin ve kablo İnternet hizmetine bağlı olanların
sayısı 19 bin civarında ki bunlar iç açıcı rakamlar değil. Kurumumuz
bünyesinde bu sene kablo hizmetleri konusunda bir proje grubu oluşturuldu.
Piyasanın şu an fiilen tekel durumunda olması, kablo hizmetinin yaygınlaşmasına
engel. Ayrıca sayısal yayıncılık ve telefon hizmetlerinin verilememesi
de başka bir problem. Kablo TV firmalarının birden fazla İSS’ye şebekelerini
açması noktasında, talepler henüz karşılanabilmiş değil. Lisanslama
konusunda bu sene bize verilen süre zarfında çalışmalarımızı bitirmeyi
hedefliyoruz. Lisanslama modelinin nasıl olacağı, lisans bedelleri
ve benzeri konular çok önemli. Bunların hepsini göz önüne alarak değerlendirmek
istiyoruz. Bu alanda kablo TV şirketlerinin görüşleri raporlara yansıyor.
Biz piyasaya yeni girmek isteyen firmaların da görüşlerini bekliyoruz.
Çalışmalarımızı en kısa zamanda tamamlayacak şekilde sürdürüyoruz.
Bu sene itibariyle Kasım ayı sonunda kablo TV lisanslarını vereceğiz.”
“Yazılım ağırlıklı teknolojilere
odaklı bilgi ve üretim potansiyelimiz var”
Teknolojinin hızlı gelişimiyle ve sayısal santralların gelmesiyle
maliyetlerin düştüğünü, cihazların küçüldüğünü ve abonelerin hat taleplerine
rahatlıkla cevap verilebildiğini söyleyen Bağımsız Danışman Refik
Arkut, asıl önemli olan noktanın teknoloji süratle gelişirken sektörün
ne yapacağı olduğunu söyledi. Yazılım ağırlıklı teknolojilere odaklanmanın
Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu belirten Arkut, şöyle konuştu:
“Ara katman çözümlerine odaklanacağız ve burada katma değer üreteceğiz.
Aksi takdirde ne üretim için kapital ne de servis sektörü için pazar
bulabiliriz. Bu yarışa sonradan başladık ve yeteri kadar zengin değiliz.
Onun için çok akıllı olmak zorundayız diye düşünüyorum. Bizim, yazılım
ağırlıklı teknolojilere odaklı bilgi ve üretim potansiyelimiz var.
Sistemler küçülüyor ve görünmez hale geliyor. Buna ‘progressive computing’
deniyor. Burada sorun işletmeciler açısından 3K ya da 4K gibi teknolojilerde
değil gibi görünüyor. Uygulamalarda bu teknolojilerin bütünleşmesi
de gerçekleşecek. Çünkü hiçbir kullanıcı 3K olduğu için bir telefona
para vermez. Onunla beraber gelen servisler ve içerik çok önemli.
Bilgi teknolojileriyle telekomünikasyon teknolojileri sektörlerinin
işbirliği yaparak uygulamalar geliştirmesinin başarı için bir anahtar
olduğunu düşünüyorum. Burada da bir şansımız var. Mobil uygulamalarda
atılımlar yapabiliriz.”
“Özel sektörle Telekom birbirini
yeterince tanımıyor”
Özel sektörün en büyük eksikliğinin ana operatörü yeterince tanımaması
olduğunu belirten Türk Telekom A.Ş. 1. Bölge Müdürü İsmail Derici,
gelen eleştirilere yanıt verdi:
“Burada Türk Telekom’un insan yapısından, teknoloji altyapısına kadar
eksik bilgiler aktarıldığına inanıyorum. Superonline’dan Fazıl Bey
İnternet erişiminde azalma görüldüğünü söyledi. Ancak, benim elimdeki
istatistiklere göre, Avrupa yakasında İnternet kullanım oranında çoğalma
söz konusu. İnternet’in gelişmesi için politikaların oluşturulması
gereklidir. Özel sektörle Türk Telekom birbirini yeterince tanımıyor
diye düşünüyorum. Mesela eksiklerimiz bizi net şekilde yermek için
kullanılıyor. Ancak bu eksiklikler bizim çalışanlarımızdan kaynaklanan
eksiklikler değiller. Türk Telekom’un eksikliklerinin farkındayız.
Kurumun şu anki yapısı hepimizin derdi. Kurumda insan kaynağı potansiyelinin
değerinin yükseltilmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için özel sektörün
siyasi otoritelere baskı yapması gerekiyor. İnternet Protokolü üzerinden
ses aktarımı konusunda problemler yaşanıyor. Burada bizim yeni teknolojilere
açık olmadığımız yönünde bir kanı yaratılıyor. Biz gelişmelere karşı
değiliz ancak bu sistemle vergi ödemeksizin haksız kazanç sağlanmasına
ve suiistimallere karşıyız. Tüketici tarafında sabit ücretler konusunda
şikayetler dile getiriliyor. Burada gerçekleşecek yazılımlarla farklı
çözümler oluşturulabilir. Burada yazılıma ihtiyaç var. Ön ödemeli
sistemlere imkan veren yazılımlarla birtakım çalışmalar yapılabilir.
Telekom’u yıpratmaktan ziyade, duruma genel bakmakta fayda var. Telekom
yeni atılımlara da imza atıyor. Türk Telekom’u dışlayarak bu sektörde
var olmak mümkün değil.”
“Telsim’i de
Bush’a verecek miyiz?”
Bu özel gün vesilesiyle tüm telekom sektörü mensuplarını kutlayan
dergimiz Genel Yayın Yönetmeni Merih Işın; organizasyonu düzenleyen
ve sektörü biraraya getiren TÜTED ve Telekom Kurumu’na teşekkür
etti. Işın konuşmasının başında; kendi uyduları olan ve gelişmiş
teknolojik olanaklara sahip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin düzenleyici
kurumunun toplantı salonunda, bir video konferans sisteminin bile
bulunmayışını eleştirdi. En kısa sürede bu olanağa kavuşulacağına
inandığını ve böyle bir sistemin mevcut olması halinde davetli
olmasına rağmen işlerinin yoğunluğunu mazeret göstererek telgrafla
toplantıya iştirak edebilen Ulaştırma Bakanımızın ve yurtdışında
görevli olması dolayısıyla katılamayan Telekom Kurumu Başkanımızın
video konferans aracılığıyla bu önemli günde sektörle birlikte
olabileceğini ifade etti. GSM 1800 operatörlerinden Aycell ve
Aria’nın günlük basında yer aldığı biçimde birleştirilme çabalarını
da eleştiren Işın, şu anki mevcut yasalar ve yönetmelikler doğrultusunda
böyle bir birleşmenin mümkün olmadığını söyledi. GSM 1800 ihalesine
Türkiye’de faaliyette olan bir başka GSM operatörünün katılamama
koşulunun lisans sözleşmelerinde de aynen bulunduğunu, o tarihte
ihaleye katılan firmaların ve diğer GSM 900 operatörlerinin en
az Aria kadar Aycell için pey sürebilme hakkının olduğunu belirtti.
Ayrıca bu birleşme ile 1800 MHz operasyonunda devlet eliyle tekel
yaratıldığını, Rekabet Kurumu’nun ve Telekom Kurumu’nun konuyu
detaylı incelemesi gerektiğini vurguladı. Işın; Aria ve Aycell
birleşmesinin TİM’in Türkiye’den çekilme nedeni olarak gösterdiği
ulusal dolaşımı olanaklı hale getirmediği de düşünülecek olursa
Aria’nın yapmış olduğu “Artık Türkiye’yi terk etmemize gerek kalmadı”
açıklamasını da düşündürücü bulduğunu ifade etti. |
|
“Bunların yanı sıra birleşmenin gerçekleşmesi halinde,
Aycell lisansını devlete iade edecek ise, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin
Aycell’in lisansı için ödediği ve bilançosunda gider olarak görünen
3 milyar Dolar’ın bu yılki bilançosuna ilave edilip edilmeyeceği, edilecekse
nereden bulunup da ödeneceği, bu durumun özelleşme arifesinde olan Türk
Telekom’un değerine ne kadar olumlu ya da olumsuz katkı getireceği ve
bu katkının sonuca nasıl yansıyacağı merak konusudur” diyen Merih Işın;
Türk Telekom’un elindeki GSM operatörünün yok edilmesinin yine özelleşme
arifesindeki firmanın hesaplanan değerini ne kadar düşüreceğini ve sonuçta
vatandaşa nasıl yansıyacağını da sorguladı.
Dergimiz Genel Yayın Yönetmeni Merih Işın’ın bu konuşması üzerine söz
alan Artel Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Nur Alpagut, toplantıda günün
en ilginç yorumunu getirdi: Motorola ile finansal bir takım ihtilafları
olan Telsim’in de bir gün ABD Başkanı George Bush tarafından bir Amerikan
firmasına devredilmesini talep etmesi halinde ne yapacağımızı soran
Alpagut; “Telsim’i de Bush’a verecek miyiz” diyerek paneli noktaladı.
|