Numan AYDINOĞLU

@ktör

Mektup

Henüz Mayıs ayının başlarındayız. Yazımı dergiye göndermek için daha çok vaktim var ama, bu gün aldığım mektup beni çok düşündürdü ve ben de sizlerle paylaşmak için beklemenin bir anlamı olmadığını düşündüm.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Sevgili Ferhat Şenatalar Bey vasıtası ile tanıştığım, ismi bende saklı bir kız çocuğum var… Üniversitede okuyor. Bu sene okulunda gösterdiği başarıdan dolayı, değişim programı çerçevesinde bir başka şehirde eğitimini sürdürüyor. Ondan gelen mektuplar benim için çok değerli. O Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun penceresi benim için. Çok özel ve değerli konulara değiniyor.
Bu mektubunda ise, Öğrenci Yurdundaki oda arkadaşlarından bahsetmiş. Hepsi farklı şehirlerden. Rize, Malatya, Bitlis ve Erzurum’dan. Kendisi de Güneydoğu’dan. Hepsi pırıl pırıl gençler ve hepsi geleceğin Türkiye’si için kendilerini yetiştirme çabası içinde. O kısıtlı olanaklar ile savaşarak bir şeyler yapmaya çalışan genç kızlarımız.
Acıklı olan ne biliyor musunuz?
Kızımız arkadaşlarından bahsederken her birisi için Kürt, Türk veya Laz etnik kimliklerini de belirtmek ve o konularda da yazmak durumunda hissetmesi kendini. Hem bunları yazıyor hem de kalemine kızarak, “Neden Numan Amca, Neden ben bunları yazmak bu konuları konuşmak zorundayım” diye sorguluyor. “Bizler aynı memleketin çocukları değil miyiz? Kimine benim Kürt olmam veya bana ne diğer arkadaşımın Türk ya da Laz olmasından. Peki ya diğer arkadaşıma ne demeli. O, ne olduğunu söyleyemiyor bile. Çünkü, Annesi Kürt Babası Türk’müş. Kim soktu aklımıza bunları? Hepimiz İnsan değil miyiz sonuçta?” diye haykırıyor bu kızımız. Arkadaşları için de ses olmaya çalışarak.
Sevgilisi de varmış o Türk olan arkadaşının. Kürt’müş sevgilisi. Bir de, aşiret mensubu imiş. İstememişler kızı Türk diye. Nişanlamışlar oğlanı kendi istedikleri bir kız ile. Hala kaşı karşıya geliyor ağlaşıyormuş bu sevdalılar. “Uğruna destan yazılan sevdalar gibi diyor, mektubu yazan sevgili kızımız.
Hani küreselleşiyorduk? Hani ülke büyüyordu?
İçimize zehir akmış bir kere, bunun panzehri nedir ?
İçini sevgi ateşi yakmış gençlerimizi bile bir araya getiremiyor isek,
Nasıl bir birliktelik sağlayacağız?
Kim ekti bu kin tohumlarını?
Kim kaşıyor bu yaraları ve sevginin tedavi edeceğini umduğumuz bu yaralara kim tuz atıyor?
İçim yandı bir kez daha...
Saygılarımla.