Refik ARKUT

Yansımalar

Düsseldorf

Alcatel-Lucent Enterprise’ın (ALE) daveti üzerine 21-22 Mayıs tarihleri arasında Düsselford’ta yer alan ‘Dynamic Tour’ etkinliğine katılma fırsatı buldum. Bu yazıda amacım, ALE kurumsal çözüm ve teknolojilerini ayrıntılı anlatmak değil, başka bir yazıda bu konuya değinirim. Beni düşündüren konu, altmış – yetmiş yıl kadar önce ikinci dünya savaşının korkunç yıkımından çıkan Almanya’nın nasıl ve neden bu kadar zengin ve ileri bir ülke olarak doğuşu? Düsselford’un havaalanından başlayan ve alt-yapısı ile mükemmel tümleşen yapısı, üstelik doğaya zarar vermeden nasıl yaratılabildi?
Şu aralar merakla okuduğum bir kitap var: Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’nun ‘Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity and Poverty’ (Uluslar neden başarısız olur: güç, refah ve yoksulluğun kökenleri). Acemoğlu kitabında öne sürdüğü tez, ‘başarının iklimsel, coğrafi veya kültürel nedenlere dayanmayıp, insanların oluşturdukları kurumlarla ilgili olduğunu’ öne sürüyor. Burada kastedilen, ‘kurumlar’; ekonomik, hukuksal ve siyasi yapılara ilişkin. Acemoğlu; ‘insanların yatırım yapıp zenginleşebilmeleri için, fazla çalışırlarsa kazanabileceklerini ve bunu koruyabileceklerini bilmeleri gerekir – bu ise, innovasyon, ekonomik büyüme, refahın tabana yayılması ve barışı koruyacak sağlam (erdemli) kurumsal yapıların varlığı anlamına geliyor’, diyor. Kitabı konuya ilgisi olan herkese tavsiye ederim. Kanımca, Acemoğlu gelecek yıl Nobel ekonomi ödülünü kazanacak. Acemoğlu’nun çalışması belki de, Adam Smith’in ‘The Wealth of Nations’-Ulusların Zenginliği (1776)’dan sonra ekonomiyi nedensel içeriği ile açıklamayı amaçlayan veya onu zamanımıza uyarlayan bir çalışma. İyi ki bu kitabı okumaya başlamıştım. Düsselford’un yukarıdaki düşündürdüğü soruların yanıtını artık biliyordum!
Şimdi gelelim Alcatel-Lucent Enterprise’ın etkinliğine. Telefon santralları işletiminde çalışırken, kurumsal müşteriler için iki seçenek mevcut idi. Kurumların ya, kendilerine özgü bir dahili telefon sistemi (PBX) ile kurumsal dahili haberleşme ihtiyaçlarını karşılamak çözümü veya telekom işleticisinin kendilerine kamu telefon santralı üzerinden sunduğu benzer bir servisi (centrex) kullanmak seçenekleri vardı. Burada anahtarlama –akıl- işlevi birinci seçenekte PBX’e ikincisinde ise kamu santralında tutulmaktaydı. Teknolojinin dönüşümü sonucu – bilgisayar ve İnternet - bu işlevler (ve daha diğerleri) tamamen dağıtılmış bir biçimde kullanıcının terminaline kadar yayıldı. Biz buna yakınsama diyoruz. Yakınsama ağda, terminallerde, uygulamalarda, bilginin taşınmasında ... Her yerde kendini gösterdi. Günümüzde etkin olan yakınsama yönelimi ‘akıllı terminallerde’ olmakta. Akıllı telefonlar, tablet bigisayarlar (ipad, android v.s), kısaca akıllı terminaller sadece haberleşme ihtiyacımızı değil yaşam ve iş yapma tarzımızı da değiştirmekte. ALE’nin haberleşme çözüm yaklaşımı işte bu dönüşümü vurguluyor- ‘collaborative communication / open touch communications’. Kurumun çalışanı bulunduğu mekan ve ortamdan bağımsız olarak yaptığı işin kapsamı içinde çoğul ortam bilgiye erişebiliyor veya kendisi erişilebiliyor. Pratik olarak çalışanın durumu ve yeri yaptığı iş için bir engel teşkil etmiyor. Gerçek anlamda tam ve tümleşik bir yakınsama çözümü. Böyle bir iletişim çözümü zaman içinde ‘çalışma ve yaşam tarzımızı’ değiştirmeye aday. ALE bu dönüşüme, çalışanın, müşterinin isteklerini yerine getirmede ‘engagement’ – yani (mantıksal) bağlantılı /yükümlü olmasını sağlıyor diyor. Kurum müşterisine her zaman ve her yerde daha ‘yakın’ olabiliyor. Bilgisayar ve internet devriminin ‘akıllı çözümlerini’ artık artan bir şekilde her alanda göreceğiz. Yaptığınız işi iyi biliyorsanız, başarısızlık için hiçbir nedeniniz olmayacak.
Yukarıda değinilenler ve Acemoğlu’nun ‘yeni’ ekonomi kuramı ışığında başarılı olmak her zaman mümkün mü? Kanımca ‘gerek koşulları’ sağlamak mümkün görünüyor- bu koşullar ayni zamanda ‘yeter koşullar mı?’ Bilmiyorum. Çok çalışıp görmekten başka çaremiz yok! Sizlere işlerinizde başarılar dilerim.