Başakşehir Belediyesi’nden dev adım: ‘Yaşam laboratuarı’

Baykan Çallı / Zeynep Kurtpınar / Alper Uygun

Başakşehir Belediyesi tarafından, dünya şehirlerinden esinlenilerek hayata geçirilen Living Lab (Yaşam Laboratuvarı), Türkiye’de bir ilk olma niteliği taşıyor.
12 Eylül 2012 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesinde gerçekleştirilen ‘2023 Türkiye’sinde İnovasyon ve Living-Lab’lerin’ önemi etkinliği kapsamında, gerçekleştirilen proje ile Türkiye’nin teknolojiye vermiş olduğu önem ve adımlar değerlendirildi. Dünya akıllı şehirler zirvesinden bir gün önce gerçekleştirilen konferans kapsamında, Türkiye’nin ve Başakşehir’in önemli bir merkez kazanmış olduğuna dikkat çekildi.
Türkiye’nin 2023 öngörüsü doğrultusunda da büyük bir atılım niteliği taşıyan proje, Başakşehir Belediyesi yetkilileri tarafından uzun soluklu çalışmalar sonucu hayata geçirildi. Başakşehir Belediyesi’nin altyapı çalışmalarını uzun süredir devam ettirdiği ve birçok alanlarda inovasyon ve uygulama ortamı sağlayacak olan merkezden dünya genelinde 318, Avrupa’da ise 269 tane bulunuyor.

Mevlüt Uysal: “Türkiye’de ilk defa ‘Living Lab’ yetkisini alan belediye konumundayız”
Türkiye’nin dünya devleti olma yolundaki hedeflerini yerine getirebilmesi için yerelde atılacak olan adımların çok önemli olduğunu vurgulayan Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, konuşmasında: “Yaşam laboratuvarlarının belediyeler açısından çok önemli olduğunu söylemek mümkün. Avrupa Birliği kendi bünyesinde, belediyelerin yaşam laboratuvarı projelerine kaynak olmak üzere 40 milyar avro ayırmış bulunuyor. Yaşam laboratuvarının bizim için anlamı; seçilen konular ile ilgili olarak en son teknolojinin vatandaşla buluşması ve halkın hizmetine sunulmasıdır. Bizim yaşam laboratuvarında seçmiş olduğumuz üç ana konu bulunuyor. Bunları; bilişim ve haberleşme teknolojileri, enerji tasarrufu ve temiz çevre olarak sınıflandırabiliriz. Yeni kurulan bir ilçe olarak Başakşehir, bulunduğu konumu itibariyle, ilerleyen zamanda İstanbul denilince ilk akla gelecek olan bölge olacaktır. Dünya ile bütünleşmek, güçlü dünya devletleriyle rekabet eder konuma gelmek, büyük oranda yerel çabaların sonucunda mümkün hale geliyor. Piramidin en alt katmanında yer alan halkın ekonomik ve sosyal refah düzeyi yükselmedikçe, topyekûn bir kalkınma ve büyümeden söz etmek mümkün değil. Sınıflar arası büyük uçurumlar toplumsal huzur ve barışa da darbe vuracaktır. Bundan dolayı, toplumsal bir büyümeden ancak ülke genelindeki başarıyı yerel ölçeğe taşıyıp halka mal etmekle ve refahı toplumun tüm bireylerine indirgeyip hissettirmek ile mümkün olur. Bu anlamda, hayata geçirmiş olduğumuz proje ile teknolojiyi halkın ihtiyaçları doğrultusunda kullanıma sunarak ilki gerçekleştirmiş oluyoruz. Gerçekleştirmiş olduğumuz proje ile gerek halkımıza gerekse ülkemizin kalkınmasına büyük katkılar sağlamış bulunuyoruz. Teknolojinin çok önemli olduğu günümüzde, en yeni teknolojiler ile vatandaşlarımızı buluşturmayı hedefliyoruz. Teknolojinin kalbinin Başakşehir’de atacağını düşünüyoruz. Başakşehir, sosyal ve ekonomik dokusu, Türkiye’nin neredeyse tüm renklerini üzerinde taşıyan kültürel altyapısı ve Anadolu’nun farklı desenlerini bir uyum içerisinde üzerinde taşımasıyla İstanbul’un en gözde ilçelerinden biri olarak dikkat çekmeye daha fazla hak kazanmıştır. Geliştirmekte olacağımız projelerimiz ile de daha fazla göz önünde olacağımızı ve halkımızı yenilikçilik ile daha çok buluşturacağımızı söyleyebilirim. Başakşehir’de atmış olduğumuz adımın, Türkiye’de gerçekleşecek olan farklı projelere de esin kaynağı olmasını temenni ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.

Girişimcilik ve inovasyonda üniversitelerin rolü ve uygulamalar
Üniversitelerin inovasyon ve girişimcilikteki rolünün çok önemli olduğunu belirten Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Şenay Yalçın, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Gelişmiş ülkelere baktığınız zaman üniversiteler araştırma ve bilimsel etkinliklelerin özellikle öğrencilere eğitim ve öğretim boyutunda aktarılmasının yanı sıra üçüncü bir boyut olarak; görev olarak kendilerine, girişimcilik ve inovasyon boyutunu eklemiş bulunuyor. Bu uygulamaları becerebilen üniversiteler dünyada ön saflarda yer alıyor. Dünya geneline baktığınız zaman bu gerçeği rahatlıkla görebiliyorsunuz. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki; MIT’nin (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) mezunlarının, girişimcilik ve inovasyon adına kurmuş oldukları şirketler ve yaratmış oldukları değerler toplanır ise dünyanın en büyük on birinci ekonomisi olabilmeleri mümkün. Bu örnek üniversitelerin rolünün ne denli önemli olduğunu gayet iyi gösteriyordur. Bu gerçeği çok iyi kavrayan Bahçeşehir üniversitesi, daha kuruluşunda, 4 fakülte ve 4 merkez ile işe başladığında, merkezlerinden bir tanesi girişimcilik ve inovasyon merkezi olarak yer alıyordu. Üniversitemiz bu felsefe ile kurulduğundan dolayı, dünyayı gezerek, en iyi örnekleri ülkemize taşımak ve yetiştirdiği elemanları sadece yerel ve ulusal çapta değil uluslararası alanda dünyanın her yerinde iş yapabilecek, iş arayan değil değer yaratabilecek, istihdam üretebilecek yapıda yetişmeleri için elimizden gelen her türlü çapayı sarf etmekteyiz.”
Dünya üniversitesi olma yolunda başladıkları serüvende iddialı konuma geldiklerinin altını çizen Yalçın, “Şu anda ‘Silikon Vadisi’nin bulunduğu bölgede, Bahçeşehir Üniversitesi’nin girişimcilik ve inovasyon merkezi mevcut. Keza Boston’da Harvard ile MIT arasında, Cambridge Innovation Center adı altında, büyük bir binanın içerisinde, girişimcilik ve inovasyon merkezi var. Bu merkezlerimizin açılması ile yetinmeyip, öğrencilerimize destekler sağlıyoruz. Girişimcilik ve inovasyonda üniversiteleşme oranı çok önemlidir. 2000’li yılların başında, Türkiye’deki üniversiteleşme oranı yüzde 11 civarındaydı. Bugün gelinen noktada Türkiye’deki üniversiteleşme oranı yüzde 55 oranına yükselmiş bulunuyor. Önümüzdeki on yılın çok başarılı yıllar olacağına inanıyorum. Türkiye’de artık herkesin yeni yaklaşımlarına özen gösterilmektedir” dedi.

2023 Türkiye’sinde inovasyonun önemi
Başakşehir Üniversite’sinin, Türkiye’nin 2023 hedeflerini sahiplenmesini takdire şayan bir tutum olarak değerlendiren Türkiye Cumhuriyeti, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Bakan Yardımcısı Davut Kavranoğlu, konuşmasında: “1970’lerin sonundan beridir bir parçası olduğum üniversite hayatı, araştırma geliştirme ve teknoloji geliştirme ve girişimcilik konusu otuz senede çok değişti ve gelişti. Son otuz senede çok can alıcı gelişmelere şahit olduk. Otuz sene önce bilgisayar kullanımı bazı seçkin durumlara özeldi. 1980’lere gelindiğinde, Micsorosoft, Apple ve IBM masa üstü bilgisayar devrimini gerçekleştirdi. Bilgisayar kullanımı kişisel bir ayrıcalık oldu. 90’lı yıllarda İnternet ortay çıktı ve dünyanın her köşesi İnternet üzerinden birbiri ile bağlı hale geldi. Böylece gerçek bir devrim başlamış oldu. İnternet’i bu kadar değerli ve vazgeçilmez yapan şey, bütün dünyayı birbirine bağlamasıdır. Bilgisayarın icadı kadar İnternet’in ortaya çıkması, dünya bilim tarihinin en önemli hadiselerinden birisidir. 90’lı yıllardan itibaren İnternet etrafında yeni sektör oluşmaya başladı. Bu sektörün dünyadaki en büyük sektör olacağı o zamanlarda düşünülemiyordu. Zaman içerisinde bilgisayar üreten şirketler sıradan bir hal alıp, güçlerini kaybetmeye başladılar. Son 3-4 yıldır başka mucizeler ortaya çıkmaya başladı. Steve Jobs’un önderliğinde, donanım üretiminin hala kazançlı bir iş olabileceği hepimiz görmüş olduk. Bugün artık İnternet ve bilgisayar deneyimi farklı bir evreye girdi. Günümüzde İnternet devrimi bulut bilişim ile ortaya çıkacaktır. Bu noktada en erken hareket edenler, hızlı bir şekilde kazançlı çıkanlar olacaktır. Ülke olarak bu iş kolunun önemli bir parçası olmamız gerekmektedir. Bahsetmekte olduğum bilgisayar ve İnternet devrimi, dünyayı küçücük bir ülke haline getirmiştir. Artık hiçbir ülke halkını dünyanın geri kalanından izole edemiyor ve tutmaya çalışanlarda bu çabalarının geçersiz kaldığını birer birer görüyorlar. Bu durum, dünya ekonomisinin de birbirinden bağımsız ve kopuk ekonomiler olmaktan çıkarmış bulunuyor. Bunun sonucunda, bize göre demokrasi, bize göre üniversite, bize göre ekonomi gibi kavramların geçerliliği kalmadı. Her ne yapıyorsak, küresel ölçekte yapmamız gerekiyor. Artık Türkiye pazarı, teknoloji geliştirmekte ileri gidip, dünyayı tek pazar olarak görüp ona göre hareket etmelidir. Aksi halde varmak istediğimiz yükse hedeflere varmamız söz konusu değildir” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’nin son yıllarda çok önemli ekonomik ve sosyal gelişim süreçlerinden geçtiğine dikkat çeken Kavranoğlu, “Otuz sene önce 1,5-2 milyar dolarlık ihracat yapan ve bu ihracatı, tarım ürünleri ve düşük katma değerli ürünlere dayanan bir Türkiye’den, 2000’li yılların başında 35 milyar dolar ihracat yapan bir ülke konumuna gelmiş durumdayız. 1980’li yılların başında Türkiye’de bir tane siyah beyaz televizyon kanalı vardı ve günümüzde yüzlerce kanala sahip olan bir ülke konumundayız. Bütün bu çabaların sonucunda ülkemiz, 2002 yılından bugüne kadar 35 milyar dolarlık ihracat hacminden 142 milyar dolar ihracat yapan ve yaptığı ihracatın yüzde 95’inin sanayi ürünlerinden teşekkül olan bir konuma ulaştı. Kişi başına milli gelirimiz 4 katına çıktı. Katma değerli ürünlerde sağlayacağınız ekosistem sayesinde ülkece kalkınmamız çok kolay olacaktır. Bu ekosistemi oluşturmamız ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşılması açısından çok büyük önem oluşturmaktadır” dedi.

Ersin Pamuksüzer: “Katma değeri yüksek bir şehir oluşturuyoruz”
Yaşam laboratuvarı projesi ile yapmak istediklerinin, katma değeri yükse ve herkesin yararlanabileceği dünya yaratmak olduğunu söyleyen Başakşehir Living-Lab Projesi Genel Müdürü Ersin Pamuksüzer, konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Yapılmış olan bu projenin özünde, vatandaşların ihtiyaçlarının belirlenmesi ve çözümlerin yaratılması yer alıyor. Vatandaşlara dokunurken de etrafımızdaki bütün güzellikleri bir araya getireceğiz. Kısacası ‘Yaşam laboratuvarı’; ortamda bulunan değişik içeriklerin bir araya getirildiği ve vatandaşa ilk ağızdan dokunulduğu bir dünya olarak önümüze çıkacak. Başakşehir Belediye’sinin öncülüğünü yapmış olduğu ‘Yaşam laboratuvarı’ projesinin içerisinde birlikte yaratama kültürü yer alıyor. Ne yazık ki, ülkemize baktığımızda bu kültürün pek fazla olduğunu söylememiz mümkün değil. Birlikte yaratma kültürü, bir sonraki dünya kazananları için ana gereklilik. İlerleyen zamanda, bu projenin de etkisi ile umuyorum ki, birlikte yaratma kültürüne alışacağız. Bu sayede, dünyaya karşı birlikte hareket ederek gelişimi sağlayıp, rekabeti birlikte elimine edeceğiz. Bu ortamlarda oluşturulacak olan fikirlerin desteklenip, geliştirilmesi ve daha ilerilere taşınması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Kısaca yaşam laboratuvarlarının önemi şu şekilde açıklamamız mümkün; bilişim ve haberleşme teknolojileri alanlarına odaklanmak, inovasyonu tetiklemek, küçük ve büyük ekonomiye katma değeri yüksek alanlarda odaklanmak ve ticari başarısı olan ürün ve hizmetlerin geliştirilmesini sürdürülebilir yapabilmek.”

Murat Eren: “Müşterilerimize, inovatif katma değerli hizmetler sunmak hedefimiz”
Son teknoloji ürünlerini müşterileri ile buluşturmanın temel hedefleri olduğunun altını çizen TTNet İş Geliştirme Departman Müdürü Murat Eren, konuşmasında: “Bugün ki etkinliğin temel amacını tek bir kelime altında toplamamız mümkün. Bu kelimenin ‘Ekosistem’ olduğunu söyleyebilirim. Bu ekosistemi oluşturabilmek için iki yol bulunuyor. Birincisi; mevcut iş ortaklarımızın gelişimini sağlayarak, iş ortaklığı yönetim programı oluşturmak ve ikincisi de girişimciliğin desteklenmesi. Türkiye 2023 hedeflerini gerçekleştirmek üzere ARGE ve inovasyon faaliyetlerinde yüksek çaba göstermelidir. Biz TTNet olarak, Türkiye’de dörtlü oyun olarak tabir edilen servisleri tek çatı altında sunan operatörüz. Stratejimiz bir ekosistem oluşturarak ve süreci yöneterek katma değerli servisler ortaya çıkarmak. Bu ekosistemi oluşturmak üzere Başakşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen proje kapsamında stratejik ortaklık gerçekleştirmiş bulunuyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

Dünyadaki Living-Lab uygulamaları
Living-Lab; aralarında İspanya, Amerika, Almanya, Danimarka, Finlandiya, İsviçre, Hollanda, İngiltere, Japonya, Kore gibi ülkelerin de yer aldığı pek çok ülkede uygulanıyor. Ev cihazları, elektronik cihazlar, bilişim ve haberleşme teknolojileri, yüksek hızlarda İnternet altyapısı, trafik, şehirleşme teknolojileri gibi konular, bu uygulama ile test edilerek denetleniyor.
Dünya üzerinde farklı bilim dallarında faaliyet gösteren Living-Lab’ler mevcut. Bu bilim dalları; kuş biliminden şehirleşmeye, bilişim teknolojilerinden tarıma, sağlıklı yaşamdan
otomotive kadar birçok alanı kapsıyor. 2011 itibarıyla ENoLL (European of Living Labs) kuruluşuna bağlı dünyadaki toplam 273 Living-Lab’den 87’si bilişim ve haberleşme alanı olarak faaliyet gösteriyor.

Living-Lab projeleri
Living-Lab’lerde yapılan projelerden bazıları şöyle: İskandinav ülkelerindeki Smart City hedefi doprultusunda evlerde ve ulaşımda enerji tasarrufu sağlamak üzere İzlanda’da kurulan Trans-national Nordic Smart City Living-Lab ya da Malta’da, yabancı turistlerin şehir içinde gidecekleri yerleri gösteren, oradaki durum hakkında bilgilendiren, pusula özelliği ile harita üzerinde yol gösteren, mobil bir uygulama imkanı sunan sayısal bilgi, yönlendirme sistemi ve uyum projeleri olarak öne çıkıyor.
Bir diğer proje ise Finlandiya’da, Helsinki etrafında birçok Lab ile koordinasyon sağlayan bir haberleşme merkezi olan Living-Lab merkezi. İsveç’teki Stockholm Living-Lab’de yapılan projeler; yaşlı bakımı, KOBİ’lere ortak hizmet Net kapıları, Baltık ülkelerindeki Living-Lab’ler ile koordinasyon ve ülke pazarını açma, enstitü araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi şeklinde sıralanabilir.
Keza Macaristan’da etkileşimli medya ve sanal gerçeklik projesine; panoramik yayıncılık teknolojisi ile gelişmiş sanal gerçekliği kullanarak bilgi aktarımını çok daha etkin hale getirmek üzere başlandı. Kullanım alanlarını ise eğitim, sağlık ve rehabilitasyon, yönetici koçluğu, güvelik personeli eğitimi ve benzeri olarak sıralayabiliriz.
Hollanda Eindhoven’da başlatılan City Card da yine bir Living-Lab projesi. Bu proje, tüm Eindhoven sakinlerine verilen ve birçok kamu hizmetini aynı kartta taşıyan kişiye özel bir hizmet. İsviçre Lozan’daki enerji tasarruf şehri de bir Living-Lab projesi ve burada dış ortam ve iç ortamlarda enerji tasarrufu çalışması yapılıyor.

Başakşehir Belediyesi’nin gerçekleştirmiş olduğu etkinliğe müteakip 13-14 Eylül 2012 tarihinde gerçekleştirilen ‘Dünya Akıllı Şehirler Zirvesi’ etkinliğine katılarak, siz değerli okuyucularımıza dünya çapında gerçekleştirilen uygulamalar hakkında bilgiler aktarmayı amaçladık. Türkiye’den önemli konuşmacıların da aralarında bulunduğu konferans kapsamında birbirinden farklı konular ele alındı.

Dr. Asım Güzelbey :“Karbon ayak izini ne kadar düşünürsek şehirlerin geleceği o kadar güzel olur.”
Güzelbey, hedeflerinin kişi başına düşen karbon ayak izi ve enerji tüketimi miktarlarını yüzde 15 azaltmayı hedeflediklerini belirtti ve konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bunun için minibüslere, halk otobüslerine ve orta boydaki otobüslere bir son vermek lazım. Şehir içi ulaşımı taksiden, dolmuştan, otobüsten kurtarıp; raylı sisteme, imkânınız varsa metroya geçmek zorundasınız. Biz Gaziantep’te her taraf tarihi eser olduğu için yeraltı treni yapma fırsatımız yoktu. O nedenle raylı sistemi uygun bulduk.”
Çöplerinden, bataklıklardan elektrik elde ettiklerini belirten Güzelbey, temiz su kaybını önlemek için de şehrin altının tamamının sayısal olarak kontrol altında olduğunu belirtti. Gerçekleştirdikleri projelerin bir sonucu olarak artık Gaziantep’te çalıştıracak işçi bulamadıklarını ifade eden Güzelbey, sadece kendi şehirlerinin gerçekleştirdiği ihracatın yılda 6 milyar dolar olduğunu belirtti.

Zihni Aldırmaz: “Bana göre akıllı kentler yoktur, akıllı projeler vardır.”
Zihni Aldırmaz, Çukurova coğrafyasının İstanbul’dan sonra ikinci büyük nüfuslu 10 milyon insanın yaşadığı bir coğrafya olduğunu belirtti ve bu coğrafya için ne yapabiliriz çabası içinde olduklarını belirtti. Zihni aldırmaz konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bana göre akıllı kentler yoktur, akıllı projeler vardır. Projelerimizi çoğalttığımız doğrultuda akıllı kentlere ulaşabiliriz. Katı atıktan şuanda 15 megavat elektrik enerjisi elde ediyoruz. Bu Seyhan Barajı’nın ortalama ürettiği enerjiye denk. Ayrıca şuanda çamurun kurutulması ile enerji elde edip hem çamur problemimizden kurtuluyoruz hem de enerji elde ediyoruz. Bu akıllı bir projedir.”
Aldırmaz, olmazsa olmazlarından birinin engelsiz kent olduğunu belirtti ve buna örnek olarak görme engelliler için kartvizit bastırdıklarını ifade etti.

Dr. Wajdi Ahmad: “Akıllı şehirler için hızlı ve güvenilir telekom altyapısı gerekiyor”
Dünya akıllı şehirler zirvesinde gerçekleşen bir diğer toplantıda ise odak Orta Doğu idi. General Electric Teknik Pazarlama ve Çözüm Müdürü olan Dr. Wajdi Ahmad konuşmasını gerçekleştirdi. Enerji kaynaklarını korumanın öneminden bahseden Ahmad, karbon salımın oranının önümüzdeki 20 yıl içerisinde yüzde 20 artacağını öngördü. Şuanda dünyada başlamış olan yeşil eğilimden bahseden Ahmad, şehirlerin büyümesiyle doğru orantılı olarak sürdürülebilir enerji yatırımların artması gerektiğini belirtti. Şuanda ülkelerin ellerindeki transformatörleri sürekli yenilemeleri gerektiğini, yenilenmediği takdirde ciddi krizlerin yaşanacağını belirten Ahmad, akıllı şehirler için çok iyi telekom altyapısı gerektiğini, bu hızlı ve güvenilir altyapının olmaması halinde akıllı bir şehrin inşa edilemeyeceğini belirtti. Konuşmasını şu sözlerle devam ettiren Ahmad: “Hükümetle diyalog halinde okunmalı ki geliştirilen sürdürülebilir projelerde istediğimiz hızla ilerleyebilelim. İnsanları enerji tasarrufuna ikna etmedikçe doğal kaynaklarımız yitip gidecektir” dedi.

Vaka çalışmaları
Vaka çalışmaları oturumunda İngiliz Başkonsolosluğu İstanbul İç Yatırım Müdürü Sernur Tatari, Zürih Peyzaj Mimarlığı Enstitüsü Öğretim Görevlisi ve Uzman Araştırmacı ve Koordinatör James Melsom ile REC Türkiye ve Karadeniz Bölgesi Bölge Direktörü Dr. Sibel Sezer Eralp sunumlarını gerçekleştirdiler.
Sernur Tatari, Doğu Londra’da gerçekleşen Olimpiyat Oyunları ile bir değişim meydana geldiğini belirtti. Londra dünyada en düşük karbon salınımı yapan otomobillerine sahip şehirlerden biri diyen Tatari, Avrupa’nın bu anlamda bir başkenti gibi olduğunu belirtti. Qualcomm’un kablosuz elektrik şarjı denemeleri yaptığını eğer bu gerçekleştirilirse gelecekte düşük karbonlu araçlar için yeni gelişmeler doğurabileceğini belirtti. Londra’da gerçekleştirilen yenilenebilir ısıtma, yeliş yatırım bankaları ve akıllı şebekelerden bahsetti.
James Melsom ise konuşmasında Hollanda’nın Dordrecht kenti, İsviçre’nin Zürih kenti gibi yerlerde gerçekleştirdikleri projeleri anlattı. Dordrecht ‘teki şehrin peyzaj altyapısının yenilenmesi ve olabilecek sel tehlikelerini önlemek üzere çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Melsom, çok büyük arazileri inceleyip uygun altyapıyı oluşturduklarını ifade etti. Sahada öğrencileri çalıştırarak şehrin çok büyük bir sayısal planlarını çıkarttıklarını belirtti.
Bir diğer konuşmacı olan Sibel Sezer ise Türkiye’de belediyelerin kendi karbon salınımı hedeflerinin olması gerekiyor ancak pek çok şehrin böyle bir planı olmadığını belirtti. Kamudaki binaları yeşillendirme çalışmalarının olduğunu söyleyen Sezer, Türkiye’de bunun bir ulusal politika olmadığı için Londra gibi güzel sonuçlara ulaşılamadığını sözlerine ekledi.

Işık Gökkaya: “Yeni afet yasası ile 400 milyar dolarlık konut yenileme yapılacak”
Bir diğer oturumda ise ‘Akıllı Şehir Dönüşüm Finansmanı’ konusu işlendi. Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği Başkanı Işık Gökkaya ve TOKİ Konut Kredileri Daire Başkanı Gül Deliktaş sunumlarını gerçekleştirdiler.
Oturumun ilk konuşmacısı olan Işık Gökkaya, Türkiye’nin çok önemli bir yasası olduğunu ve yeni afet yasası ile 7,5 milyon konutun yenilenme projesi olduğunu belirtti. Burada 400 milyar dolarlık bir büyüklükten bahsettiklerini ifade eden Gökkaya, bu proje kamu-özel sektör ortaklığı ile doğru kullanılırsa Türkiye için çok kazançlı bir çalışma olabileceğinden bahsetti.
Gül Deliktaş sunumunda, kentsel dönüşümün akıllı şehirlere ulaşmada çok önemli bir fırsat olduğunu ancak bunu herhangi bir kurumun tek başına altından kalkabileceği bir şey olmadığını belirtti.

Sürücü yönetimi, bitmeyen kart ve banka uygulamaları
Kentkart, 1999 yılında kurularak toplu taşıma alanında akıllı kartlar yoluyla ücret toplama, araç takip, yolcu bilgilendirme ve araç içi kamera kayıtları sunan bilişim teknolojileri şirketidir. İlk projesini İzmir’de başlatan KentKart ön ödemeli akıllı kart sistemi, bugün 10 ülkede 20 proje, 16.500 kart okuyucusu, 3.500 kart dolum cihazı, 10 milyar akıllı kart sahibi olmakla birlikte yılda 1,5 milyar yolcu taşıyor. Projelerine İzmir’de başlatıp dünyanın farklı ülkelerine yayılarak Polonya, Macaristan, Makedonya, Suriye, Ürdün, Pakistan ve Katar gibi bölgelerde yetkinliklerini sürdüren şirket, elektronik kart anlamında gelişmesini sürdürüyor. Özellikle üzerinde durdukları sistemleri açıklayan KentKart Uluslararası Pazarlama Müdürü Güliz Öztürk, konu ile ilgili şu ifadelere yer verdi: “Geliştirmiş olduğumuz sürücü takip ve yönetim sistemleri ile sürücülerimizin tatillerini, izinlerini, kaç saat çalıştığını ve sürücü ile ilgili her tür veriyi SAP ile yaptığımız ortak çalışmalar sonucu öğrenebiliyoruz. Araç içlerine yerleştirdiğimiz kameralar ile yolcu, yol ve sürücü güvenliğini sağlamayı amaçlıyoruz. Çeşitli bankalarla yaptığımız anlaşmalar doğrultusunda yolcular kredi kartı ile KentKart’larına yükleme yapabiliyorlar ya da para kartları ile yolculuk edebiliyorlar.”

Ömer Yıldız: “Trafik sıkışıklığını yok edemeyiz ancak kaliteli hizmet sunabiliriz”
14 milyon nüfusun yaşadığı, günde 13,4 milyon yolcunun olduğu ve ortalama yolculuk süresinin 54 dakika olduğu İstanbul’da her 1000 kişiye 133 araç düşüyor. Bu sayı Avrupa ülkelerinde ortalama 400 civarlarında. İstanbul Ulaşım Genel Müdürü Ömer Yıldız, İstanbul’da yaşanan trafik sorununun yok edilemeyeceğini ancak yapılan iyileştirmelerle daha sağlıklı olacağını belirterek İstanbul Ulaşım olarak hayata geçirdikleri projelerden şöyle bahsetti: “2012 yılsonu ile birlikte toplamda 80 km’lik yeni yol ihalesini almış olacağız. 29 Ekim 2013 tarihinde faaliyete geçireceğimiz Marmaray projesi ile raylı sistemler üzerinde gerçek anlamda bir bütünleşme sağlamış bulunuyoruz. Avrupa’daki şehirlere göre daha geride kalmış olabiliriz fakat aradaki farkı kapatabilmek için çalışmalarımıza her gün ivme kazandırıyoruz. İnsanların günün hangi saatlerinde neredeler sorusunun cevabını bulabilmek için Elektronik Denetleme Sistemi(EDS) ile yoğunluk haritası sunuyoruz. Bunun yanı sıra Vodafone ve IBM ile ortaklaşa yaptığımız çalışmalar ile bireylerin verilerinden hareketle hangi saatlerde hangi bölgelerde yoğunluk olduğunun bilgilerini alıyoruz. Bu yöntem ile geleceğe umut vaat eden bir araştırma alanı sağlamış bulunmaktayız. Yakın zamanda faaliyete geçirmiş olduğumuz Kadıköy-Kartal yeraltı treni hattımız ile günde ortalama 100 bin yolcu taşıyoruz. Bu hat için yapmış olduğumuz pilot çalışmalarımızı 2013 yılı sonuna kadar tüm yeraltı treni hatlarımıza uygulayacağız.”

Yol ağını kolay hale getirmek
Londra’da yaşanılan trafik zorluklarının İstanbul’da yaşanılanlardan farksız olduğunu dile getiren Londra Belediye Başkanı Danışmanı Kulveer Ranger, asıl sorunun yaşadığımız şehirlerin tarihi geçmişlerinin bulunmasından kaynaklanan eskilikleri ve altyapı çalışmalarımızın sonradan gelişmesi olduğunu vurgulayarak, “Yatırım, teknoloji ve planlama ile şehirlerimizin altyapılarını güçlendirerek rekabet eder duruma getirmeliyiz. İnsanların rahat ettiği zaman rekabete hazırsınız demektir. Ulaşım alanında akıllı kart uygulamalarının yoğun olduğunu görüyoruz. Ancak benim düşüncem artık bu sistemin teknolojinin gerisinde kaldığıdır. Mobil, hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor ve bunu ulaşımla da bütünleşik hale getirmeliyiz. İnsanlar mobil cihazlarından ulaşım ödemelerini yapabilmeliler. Teknolojinin getirdiği her tür yenilik her alanda kullanılabilir olmalıdır. Akıllı sistemlerin altyapı ile bütünleşmesi için izlemler üzerine ağırlık vermeli ve yol ağını kolay hale getirmeye çalışmalıyız. Trafiğin geliştirilmesi iyileştirilmiş bir yol ağına sahip olarak yapılabilir. İstanbul küresel anlamda değer sahibi ve çok güzel bir şehir. Hak ettiği altyapıyı sağlayacak imkânlar oluşturulmalı” dedi.

Mehmet Altınsoy: “Fiber altyapısının gelişme hızında Türkiye, Avrupa’nın lider ülkeleri arasında”
Türk Telekom’un bakır altyapısını fibere dönüştürdüğü bir dönem yaşıyoruz. Mobil geniş bant kullanımının ve İnternet ile 3.Neslin (3N)’in yayılım oranının arttığını görüyoruz. Türkiye, Avrupa’nın diğer ülkeleri ile kıyaslandığında fiber anlamında geri kaldı fakat gelişim hızı oldukça yüksek bir şekilde ilerliyor. Son çeyrekte 3N ve mobil anlamında yüzde 64,4’lük bir artış sağladık. Son 1 yılda fiber artış hızımızın yüzde 147,7 olduğunu açıklayan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Uzmanı Mehmet Altınsoy, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Türkiye’de fibere geçiş, diğer Avrupa ülkelerinde liderler konumunda yer alıyor. Her 3 aylık dönemde ortalama kapasite artış hızımız yüzde 10. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun aldığı kararlar ile işletmecilerin kolay ulaşmalarına uygun tarifeler oluşturarak kullanım oranı yaygınlaşacak. Böylelikle fiber altyapısı, diğer Avrupa ülkelerine göre hızlı ilerleyen bir eğilim gösterecek.”

Akıllı şebekeler
Dünya’nın pek çok farklı şehrinde özellikle Amerika ve İngiltere’de faaliyet gösteren Dan&adam şirketi, değişik projeler bularak onları hayata geçiriyor. Akıllı şehirlerin sadece başlı başına teknoloji üretmekten ve iyileştirmekten meydana gelmediğini, çevreyle birlikte insanları eğiterek bu sürece hazırlamak gerektiğini vurgulayan Dan&Adam İcra Kurulu Başkanı Muhammad Yousuf, akıllı şehirler ve şebekeler kurmakla ilgili düşüncelerini şu şekilde ifade etti: “Dünyanın çoğu yerinde akıllı şehir denilince akla teknolojiye dayalı sayısal şehir geliyor ancak bu sınırlandırma yapılmamalıdır. Akıllı şehirler, sadece fiziksel sistemlerden ibaret değildir. Bağlantısı iyi kurulmuş bir şehirde sınır yoktur. Akıllı şehrin temeli, ne tür bir hedefe odaklandığınızdır. Akıllı şebekeler, çok farklı arka planlara sahip olan sistemlerdir. Önemli olan bunların zaman içindeki kullanılabilirliğidir. Bu nedene akıllı şehirlerdeki yayılım oranının artırılması için gerekli çalışmalar yapılmalı, insan ve çevre odaklı olmak unutulmamalıdır. Verinin insanların kullanımına açılması, akıllı şehirleri doğurur. Hata tespiti ve ağ yönetimi, disiplinli yaklaşım, sayısal ortama ait ihtiyaçların karşılanması, gerekli bütünleşme sağlanırsa her şehir akıllı şehre dönüşebilir. Bunlar, akıllı şehirlerin telekomünikasyon gereklilikleridir. ”

Sağlıklı altyapıyı oluşturmak
Avrupa’nın en büyük sistem bütünleştiricilerinden birisi olan Deutsche Telekom, günümüzde verdiği hizmetlerle telekom alanına büyük gelişmeler sağlıyor. 50’den fazla ülkeye hizmet veren Deutsche Telekom’un Uluslararası İşbirlikleri Bölüm Başkanı Markus Breitbach, telekom alanını yeniliğe açmak ve geliştirmek için tek bir parçanın yeterli olmadığını, akıllı şehirlerin bütünden meydana geldiğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Teknoloji altyapısını geliştirirken çevreye de değer vermelisiniz. Biz kendi ağımız üzerine katmanlar koyarak canlı ortamlarda yeni teknolojileri deniyoruz. Tecrübe elde etmek ve faydalarını anlamak için akıllı sayaçları geliştirdik. Mobil operatörler, DSL, fiber bunların hepsi bir bağlantı içinde olmalıdır. Böylelikle çözüm geliştirmek kolaylaşabilir. Türkiye’de tek problem finans değil. Doğru yönetim, eksik hizmetlere doğru yatırımları yapabilmek, hızlı ve açık olarak iş birlikçi bir yöntemle yaklaşmak gerek. Kendi ekosisteminizi oluşturabilmeniz için bağlantılı cihazlar, tedarikçiler, donanımcılar, bilgi sayaçlarının hepsinin bütünleşmiş bir biçimde hareket etmesinin sağlanması lazım. Böylelikle ekosistemi kurabilir, yeni çözümler üretebilir ve uygulayabilirsiniz. Basit bir veri platformundan başlayarak koca bir ağ ve sağlıklı altyapı oluşturmak mümkün. Devlet, vatandaşlarına bu hizmetleri sunmalı ve takip etmelidir. O zaman akıllı çözümler daha gelişmiş duruma gelir.”

Hareketin elektriğe dönüşümü
Günümüz teknolojisiyle araçlarımız için kullandığımız yakıtlarımız ham petrolden, biyokütleye kadar devam eden sınırlı kaynaklardan oluşuyor. Ancak biliyoruz ki kullanmakta olduğumuz bu kaynakların bir gün tükenme tehdidi bulunuyor. Akıllı şebeke denilen ise sadece tüketmekten çok üretileni depolayıp tüketmek demektir. Burada çift yönlü bir enerji akışı söz konusudur. Enerjinin akışıyla ve tükenmeyen enerji kaynaklarının kullanılmasıyla ilgili TÜBİTAK Kıdemli Araştırmacısı Dr. Cem Kaypmaz, “Biz bir pilin ucuz, hafif, dayanıklı, çevreyi kirletmeyen, kolay tedarik edilen olmasını istiyoruz. Bunu otomobillerle eş değer görebiliriz. Elektrikli araçların meydana gelmesi tüm bu ölçütlerin bütününü oluşturuyor. Sistemlerin birbiriyle bütünleştiği araç modellerinde elektrikli araçlar akla geliyor. Günümüzde açma-kapatma düğmeleriyle başlayan elektriksel sistemler, güç elektriklenmesiyle birlikte artacaktır. Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre araçlardan doğan yüzde 20 karbondioksit gazı salımı mevcut. Çevreye verilen zararı önlemek ve ürün geliştirmek için hedef sistemleri bütünleşik hale getirerek hem teknolojiye hem çevreye uygun hizmetler vermeliyiz” diyerek sözlerini noktaladı.

Enerjinin ve gücün yoğun olduğu tasarımları buluşturmak
Elektrikli araçların akla gelen en büyük sorunu aracın gidebildiği yol. Ancak bataryaların kullanım süresi arttıkça maliyeti de doğrudan artıyor. Bu soruna çözüm aradıklarını belirten AVL Türkiye Genel Müdürü Umut Genç, konu ile diğer görüşlerini şu cümlelerle ifade etti: “Elektrikli araçları sunmak çok kolay değil. Araç için en uygun bataryayı ve motoru bulmalısınız. Bunun yanı sıra bu tasarımı bir araya getirmek için ciddi mühendislik ve detaylı bir çalışma çizelgesi oluşturmalısınız. Bu bağlamda enerjinin ve gücün yoğun olduğu tasarımları buluşturmanız gerekmektedir. Biz maliyeti azaltmak için en uygun çözümleri bulmaya çalışıyoruz. Bataryanın kaliteli ve uzun ömürlü olmasını sağlamak amacıyla yapılmış küçük bir jeneratör diyebileceğimiz ‘Range Extender’ mesafe artırıcı cihazlar yapılıyor. Bu cihazlar, bagaja sığacak biçimde ve küçük bir alanı kaplıyor. Aracın enerjisi düştüğü zaman oluşan enerji açığını kapatarak batarya seviyesini belli bir ortalamanın üzerinde tutuyor. Böylelikle araç yolda kalmak gibi bir sorun yaşamıyor.”

Akıllı araçlar artık çok yakınımızda
İklim değişikliği tüm dünyayı etki altına aldığı gibi Türkiye’de de çeşitli zorluklar yaşatmaya başladı. Gelecek nesiller için daha büyük sorunlar beklendiği herkes tarafından biliniyor. Özellikle çevre sorunları üzerinde duran Renault Elektrikli Araç Proje Koordinatörü Ümit Çelik, konuşmasında: “Dünyada 2 milyon kişi sadece hava kirliliğinden dolayı hayatını kaybediyor. Karbondioksit ve sera gazı yayılım oranını olabildiğince azaltmamız gerekiyor. Renault, 2015 yılı Karbondioksit gazı yayılım oranı değerini 90 gr’ın altına almak için elektrikli motorlar geliştiriyor. Şu an en çevreci aracımızda bile 105 gr Karbondioksit yayılım oranı var. Fakat elektrikli araçlarda hiç Karbondioksit üretimi yok. Gelişirken çevreyi, yaşadığınız insanları da düşünmesiniz. Biz bunun için çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.