Mobil altyapıların öncüsü Ericsson ile geleceğe dair adımlar

Zeynep Kurtpınar

İnternet’in öneminin her geçen gün katlanarak arttığı dünyada mobil alanlara olan talep de aynı oranda yükseliş gösteriyor.
Kurumların ve bireylerin ihtiyacı olan hız, iyileştirilmiş altyapı hizmetleriyle birlikte daha fazla önem taşımaya devam ediyor. Bu noktada almak istenilen verimi sağlayan şebekeler, LTE, 3. ve 4.Nesil teknolojiler gelecek hakkında daha aktif olabilmeye olanak sağlıyor.
Telepati Dergisi olarak, Ericsson Türkiye Ülke Müdürü Ziya Erdem ile yapmış olduğumuz söyleşi kapsamında geleceğin teknolojileri ve Türkiye’nin bu bağlamdaki yeri hakkında bilgiler aldık.

Dünyada hem sabit hem de mobil anlamda değişen altyapıları işletmecilik kapsamında irdeleyebilir misiniz?
Teknoloji, basit ses hizmetleri ve GSM ile başladı. Geçtiğimiz 8-10 sene içinde 3.Nesil (3N) ile devam etti. Şu anda geldiği noktada mobil İnternet’in en gelişmiş safhası olabilecek LTE ya da 4. Nesil teknolojilerine doğru yol alıyor. Teknolojik gelişimler; ses ve veri, ses ve İnternet şeklinde iki yönde oldu. İnternet’ten sonra artık hızlar konuşur oldu. Bireylerin ve kurumların ihtiyaçları doğrultusunda hızlar ön plana çıkmaya başladı. Teknolojik gelişmeler de bu çerçevede gelişiyor. Bunu sağlayan da pazarda operatörler ve operatörlerin tamamlayıcı unsuru olacak uygulama geliştiren firmalar. Uygulama odaklı firmaların piyasaya sundukları ürünler çerçevesinde pazarı yeniden şekillendirme çalışmaları var. Telekom pazarının gelirinin büyük bir kısmını bütün bu değer zinciri yaratıyor. Operatörler, uygulama üretenler, öncü içerik sağlayıcılar ve biz tedarikçiler şeklinde bir bütünü oluşturuyoruz. Toplamda yüz binlik bir gelir, bu bütün içerisinde dağılıyor. Örneğin; bu gelirin yüzde 80’ini önde gelen içerik sağlayıcılar alıyorken, geriye kalanın yüzde 20’sini operatörler alıyor gibi düşünebiliriz. Bu dağılımın yakın gelecekte daha optimum olacağı ön görülüyor. Operatörler de bu gelirin bir kısmını yatırım yapabilmek ve teknolojik gelişmeler sağlayabilmek için bizimle paylaşıyor. Biz de Ericsson olarak ciddi boyutlarda ARGE yatırımları yapıyoruz. ARGE yatırımımız yıllık ortalama 4-5 milyar dolar seviyesinde. 33-34 milyar dolar seviyesinde iş hacmimiz olduğunu düşünecek olursak yüzde 5-6’sı gibi bir rakamını teknolojik gelişmeleri sağlamak amacıyla ARGE’ ye yatırıyoruz. Gelir dağılımını bu şekilde bir sıraya koyduğumuz zaman üstte kalan rakamlar bize tam olarak ulaşamıyorsa, araştırma ve geliştirme faaliyetleri önümüzdeki dönemlerde dağılmaya başlayacaktır. En büyük tedirginlik de aslında burada çünkü bu faaliyetler azalırsa yenilikler azalacaktır, yenilikler azalırsa da endüstrinin geleceği ile ilgili sorunlar oluşmaya başlayacaktır. Bu konuyla ilgili yönetmelik çerçevesinde ve farklı anlamda kullanıcıların ücretlendirilmesi gibi çalışmalar var.

Bir üretici olarak Ericsson’u rakiplerinden farklı kılanlar nelerdir?
Bizim kendimizi ayrıştırdığımız en başta gelen konu yönetilebilir servisler. Biz şunu diyoruz, artık teknoloji tedarikçi anlamında çok da farklı değil. Ancak servis hizmet anlamında farklılık büyük olabilir. Operatörler yapmaları gereken işe odaklanabilirler. Biz tedarikçi olarak donanım, servis ve yazılım anlamında bu işi iyi biliyoruz. Eğer sizlerin şebekelerini işletirsek ve yönetirsek siz de asıl hedefiniz olan gelir sağlayıcı unsurlarınıza daha kolay yönlendirilmiş olursunuz ve daha da odaklanabilirsiniz. Böylece gelir artırıcı çalışmalarınızı yaparsınız. Biz ağ kalitesini her durumda tutarız. Bunlar için donanımların muhakkak Ericsson olması gerekmiyor. Bağımsız olarak herhangi bir tedarikçinin ürününü çok rahatlıkla işletebiliyoruz. Bu bağlamda son 10 yılda ciddi kontratlara imza attık ve hâlâ dünyada en geniş kontrat sayısına sahip olan firmayız. Örneğin; Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ericsson’un da düzenleme yapısı içinde bulunan, Ortadoğu Bölgesi’nde en çok kontrata imza atıyoruz. Bu bölgede 50’ye yakın kontrat imzaladık. Burada iki hedef var birincisi birden fazla operatöre uzaktan yönetilebilir servis hizmeti verdiğimiz takdirde maliyetlerini azaltabiliyoruz. Yani birinci önceliğimiz maliyetleri azaltmak yönünde. İkincisi de verimlilik ve kaliteyi artırmak. Bizde birikmiş olan bilgiyi ve tecrübeyi işletmeye yansıttığımız için ağ kalitesi yukarı çekilmiş oluyor. Yönetilebilir servis, bizim ayrıştığımız nokta olarak ön plana çıkıyor ancak bizim sistem bütünleşme faaliyetlerimiz kapsamında da çok ciddi gelişmelerimiz var. OSS, BSS yazılım taraflarımızda ciddi gelişmelerimiz var. Ericsson denilince genelde mobil telefon üreticisi diye biliniyoruz ancak şu anda hiç kalmadı onlar. Baz istasyonlarının tüm bileşenlerini biz fabrikalarımızda üretiyoruz ve operatör satışından, servisi çalıştırmasına kadar hizmet veriyoruz. Verdiğimiz servislerin aynı zamanda ücretlendirilmesinin de yapılması gerekiyor. Dolayısıyla, ücretlendirme ve şebekenin yönetilmesi anlamında şebekenin uygun değerli şekilde yönetilmesini sağlayan yazılımları sistemimiz içine dâhil ediyoruz. Çok basit bir yöntemle yoğunluğundan veya farklı bir sebepten dolayı onu en uygun ve en kazançlı şekilde işletebileceğinin komutlarını bu sistemler sayesinde verebiliyoruz. Müşteri memnuniyeti ve ticari sistemlerde de işin parasal yönüne dokunan noktalar yer alıyor. Faturalama işlemi yapılıyor mu, müşteri dilek, istek ve şikâyetleri takip ediliyor mu gibi bilgiler sistemden yazılımlar tarafından alınıyor. Biz bu yazılımları üretiyoruz. Bu sistem, şebekenin bütün alanına dokunması gerekiyor ki yayılım sağlanarak bilgi toplanabilsin. Bu sistem bütünleştirmesiyle kullanıcıya anlamlı bir bütün sunmuş oluyorsunuz. Tüm operatör bileşenlerinin uyumlu şekilde çalışmasını sağlamak için gerekli olan ihtiyaçları karşılıyoruz.
Şebekeyle ilgili yönetilebilir servisleri sağladığımızda bunu ağ yönetim merkezinde toplayabiliyoruz. Birçok operatörün merkezi bir yerde toplanmasıyla ağ operasyonunu yönetirken sahada da çalışmalar yapıyoruz. Örneğin bir baz istasyonu sahasının bakım hizmetlerini de verebiliyorsunuz bu yüzden bölgesel çalışmak gerekiyor. Operatörler, kendi geliştirdikleri ya da herhangi bir yazılımı devreye almadan önce gerçek ortamın benzer bir ortamda test edilmesini istiyorlar. Ericsson, bu bağlamda İzmir’deki İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde operatörler için gerekli test hizmetini sunuyor. Ericsson, diğer tedarikçilerin ve aynı hizmeti sunan farklı şirketlerin yaşadığı sıkıntılardan ayrışmayı başarıyor. Bunun da en önemli sağlayıcısı ürün yelpazemizi geliştirerek ilerliyor olmamız ve kendimizi teknoloji lideri olarak konumlandırmamız.

Mobil altyapıda “Küçük Hücre” kavramının ortaya atılışından itibaren nasıl bir gelişme kaydedildiğini ve ülkemizde bir yansıması olup olmadığını anlatır mısınız?
Küçük hücre ile ilgili izlenmesi öngörülen iki yöntem var.  Biri sadece küçük hücreleri inceleyenler diğeri ise bizim özellikle desteklediğimiz farklı büyüklüklerdeki hücreler.  Bizim bu incelemelerde bulunmamız için küçük olması gerekmiyor. Küçük denildiği zaman örneğin evlerde bulunan sağlanacak küçük bir baz istasyonunun birçok evde sağlaması halinde kapsama alanı genişletilebiliyor. Bunun yerine, oldukça yaygın olan frekans tahsisine dâhil olmayan Wi-Fi erişim noktalarını da kullanılabilir. Maliyet anlamında avantajlarla birlikte farklı ölçeklerdeki hücreler de uygun görülebilir.  Mobil İnternet’in gelişmesiyle birlikte artan ihtiyaç doğrultusunda kapsama alanını genişletebilmek ve en iyi hizmeti verebilmek için son kullanıcıyla yakınlaşmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin bu kapsamda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile birlikte yürüttüğü çalışmalar var. Nasıl bir yöntem izleneceği, operatörlerin hangi yönde yatırım yapacakları gibi konularda çalışmalar yapılıyor; ancak Türkiye’de küçük hücre bağlamında bir gelişme söz konusu değil. Bu konuda diğer ülkelere oranla yolun başındayız.

Bulut hizmetleri ile birlikte 4.Nesil IP altyapıları hakkında fikirlerinizi alabilir miyiz?
4.Nesil IP denildiği zaman şebekenin birçok toplama noktası var. Her teknoloji başta fiber olmak üzere IP’yi destekliyor. IP, işletim açısından kolaylıklar sunarken ve maliyetleri de iyileştirmesi bakımından dönüştürücü bir unsur olarak şebekeler açısından ciddi önem taşıyor. Bulut denildiği zamanda gerek son kullanıcıya gerekse kurumlara ve burada en önemli noktalardan biri KOBİ’lere verilebilecek hizmetler, bu şekildeki bir altyapıyla belli servis kalitesiyle sağlandığı takdirde ciddi anlam taşıyacaktır. Örneğin KOBİ’lerin bu alanda kullanacağı yazılım ya da donanım anlamındaki altyapıda ihtiyaç duyduğu gereksinimlere ulaşması çok daha kolay hale gelebilir. Bu gereksinimlerini de hizmet veren operatörlerden ya da veri merkezlerinden satın alabileceklerini öngörüyoruz. Ancak ilgili kurumların bu işlemleri yapabilmeleri için ihtiyaç duyulan servis kalitesinin ve hızının sağlanmış olması gerekiyor. Kişiselleştirilmiş bulut da bu noktada önem taşıyor. Tablet bilgisayarlardaki uygulamalar sayesinde herhangi bir bilgi kişisel olarak sizin adınıza saklanabiliyor. Bulut hizmetlerinin verimli bir şekilde kullanılması için altyapının doğru çalışması çok önemli. Burada altının çizilmesi gereken nokta mobil geniş bant hizmetlerinin yüzde 10’luk yayılım oranının gayri safi milli hasılaya yüzde1 düzeyinde bir katkısı olacağı hususunda bir olgu var ortada bu sebeple yatırım yapılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Fiber teknolojiyi ve Türkiye’nin bu noktada yaşadığı dönüşümü nasıl buluyorsunuz?
Fiber, birçok alana dâhil olan bir teknoloji evlere erişilmesinden, sokaklardaki kablolara kadar erişimi sağlayan yüksek hızlardaki kısımları var. Biz Ericsson olarak donanım sağlama tarafında ve aktif ağlarda yer alıyoruz. Donanım sağlama konusunda da mobil alanda var olduğumuz kadar yoğunlukta çalışmıyoruz. Ancak müşterilerimize bu alanda da destek sağlayabiliyoruz. Fiber, mobil operatörlerin omurga tarafındaki bağlantılarında önemli rol oynayacak. Bizim mikrodalga cihazlarımızla birlikte fiber gücünü havadan da bağlayabiliyoruz. Geniş kapsamlı kullanım sağlamak böylece mümkün oluyor. Her yerleşim birimini fiberle geçmek her zaman çok kolay ve mantıklı olmayabiliyor. Bu noktada mikrodalga cihazlarımız sayesinde bu aşamalara daha kolay erişebiliyorsunuz. Mobil operatörlerin fiber alandaki altyapılarını geliştirmelerinin sebebi şebekeyi var olan kapasiteyi kaldırabilecek hızlara ulaşmasını sağlamak. Mobil operatörler fiber alt yapısı konusunda ciddi yatırımlar yaptılar. Türkiye’deki mobil operatörler, dünya ile kıyaslanabilecek seviyede ve kalitede hizmet sağlıyorlar. Ancak yapılan yatırımların gelir anlamında bir getirisinin tam karşılığı henüz alınamadı. Bu noktada şöyle bir durum da var ki dünya genelinde yaşanılan bir sıkıntı bu. Tüm dünya genelinde sağlanan altyapının getirisi giderlerin tam karşılığını oluşturmuyor. Bunun yanı sıra LTE ile ilgili öncelikle 3. Nesil yatırımlarının geri dönüşlerinin alınması gerekiyor. LTE’nin Türkiye’de belli bir coğrafya açılımı şeklinde olmayacağını düşünüyorum. Örneğin; yüksek hızlarda İnternet kullanımına ihtiyaç duyan kurumsal alanların, büyük şirketlerin yoğun olduğu bölgelerde yer alarak kazanım sağlanması daha mantıklı. Çok uzak ve bu tür İnternet hızının gerekli olmadığı bölgelerde 3.Nesil ya da LTE hizmetler vermek çok da uygun ve gerekli olmayabilir. Ancak 3.Nesil, Türkiye’de tüm coğrafyayı kapsayacak şekilde planlandı ve yapıldı. Dolayısıyla, LTE getirisini sağlayabildiği süre içerisinde bölgesel olarak yapılmalı. LTE’de kontrat ve kapsama anlamında biz dünyada lideriz. Özellikle en büyük pazar payına sahip olan ve en çok yatırım yapılan Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi yatırımlar yapılıyor.  Ancak LTE alanında gidilecek çok yol var. 6,3 milyar mobil ve 2,3 milyar İnternet kullanıcısının olduğu, aylık 500 MB akıllı telefon veri trafiğinin üretildiği, 1 çeyrekte 150 milyon adet akıllı telefonun dağıtıma çıktığı, aylık 35 milyon adet uygulamanın indirildiği olduğu günümüzde LTE gibi teknolojilerin altyapılarının hızla iyileştirilmesi şart.

M2M çözümlerinin gelişmesi hakkında düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
2020 yılına kadar 50 milyar cihaz bağlantısının, önümüzdeki 5 yıl içerisinde 9 milyar mobil telefon kullanıcısının, 2017 yılına kadar mobil İnternet gelirinin 600 milyar dolar olacağı ve akıllı telefon trafiğinin 8 kat, tablet bilgisayar sayısının 13 kat artacağı öngörülüyor. 50 milyar cihaz göz önünde bulundurulduğunda M2M’in önemli bir yer tutacağı tesadüf değil.  M2M şu anda dünya genelinde emekleme döneminde ancak tüm cihazlar sonuçta bir şekilde ağ ile bağlantılı olacak. Günümüzde de örneğin; operatörlerin çiftçilere yönelik uygulamaları, evdeki klimanın uzaktan bağlantı kurularak kullanılması, elektrik enerji ve su sayaçları gibi alanlarda birçok uygulama var.

Ericsson’un yapmış olduğu çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?
Ericsson, Türkiye’de eski bir firma. 1896 yılından beri burada hizmet veriyoruz. Küresel anlamda 110 bin civarı çalışanımız var. 2011 yılı iş hacmimiz 30-35 milyon dolar. 30 bin adet patent sahibi olduğumuz ürün var. Her gün ortalama 17 adet patent başvurusu yapıyoruz. ARGE kapsamında Türkiye’de 350 ve toplamda 22 bin adet çalışanımız var. Dünya genelinde 180 ülkeden hizmet veriyoruz. Ericsson’un mobil şebekelerinde toplam 900 milyon, Ericsson’un destek verdiği mobil şebekelerde 2 milyar kullanıcı var. Küresel mobil ses trafiğinin yüzde 40’ı bizim şebekelerimizden geçiyor.  Dünyadaki akıllı telefon trafiğinin yüzde 50’si Ericsson mobil şebekelerinden geçiyor. 200 milyon LTE kullanıcısının 3’te 2’si Ericsson’un LTE şebekelerini kullanıyor. 1 yılda 1200’den fazla şebeke kurulumu yapıyoruz. İnsan kaynakları anlamında Ericsson profesyonelleri 100’den fazla dili konuşuyor. Bölgesel anlamda ciddi işler yapıyoruz bunun en önemli sebebi de bizce kendimizi duruma ve bölgeye göre uyduruyor olabilmemiz. Bugün Irak, İran, Sudan gibi yerlerde şirketlerin olmadığı alanlarda da işlevselliğimizi koruyarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Dünya genelinde Ericsson organizasyon alanları arasında toplamda 10 tane bölge bulunuyor. Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi’nde ve dünya genelinde ilk 5 içerisinde yer alıyor. Bu bölgeler arasındaki en kuvvetli ülke ise, Türkiye olarak görülüyor.