Dünya uydu pazarında Türkiye’nin yeri

Sinan Oymacı

Eurasiasat Genel Müdürü İlhami Aygün ile Türkiye’nin uydu haberleşme konusuna nasıl girdiğinden başlayarak, Eurasiasat’ın projeleri, bölgedeki gücü ve pazarın geleceği üzerine “2. Uluslararası Türkiye, Orta Asya ve Hazar Ülkeleri Telekomünikasyon Fuarı ve Konferansı” esnasında keyifli ve bilgilendirici bir sohbet gerçekleştirdik.

OKUYUCULARIMIZ için önce biraz eski tarihlere gitmek istiyorum. Uydu projeleri Türkiye’de nasıl ortaya çıktı, Türkiye uydu operasyonuna nasıl başladı?
“Türkiye’nin uydu macerası aslında çok eskilere dayanıyor. İlk uyduların atılması 1978’de başladı ancak, küçük çaplı olarak yapıldı. Esas olarak 1985’ten sonra Türk Telekom’da uydu operasyonu için içinde benim de bulunduğum bir grup kuruldu. O zaman İngilizce bilen ve konudaki süreçlere vakıf olan altı mühendistik. Bizleri yurtdışında uzun süreli eğitimlere gönderdiler. AT&T, Bell Laboratories gibi şirketlerde ve Japonya, Kanada gibi ülkelerde eğitimler aldık. Türkiye’de bu konuda çok iyi bir ekip oluşturuldu. Ardından ekip olarak uluslararası başka uyduları kullanarak, Türkiye’deki uydu haberleşme sistemlerini kurmaya başladık. Bu çalışmaların asıl merkezi de Ankara’daki Gölbaşı Uydu Merkezi’dir. 1984’te iş başı yapan bu merkezin ilk mühendisi ve müdürü benim. 1989 yılına kadar orası Avrupa’da uydu kullanan en büyük merkez oldu. Türkiye olarak da dünyaya olan bütün bağlantılarımız oradan uydular üzerinden oluyordu.
Biz bu arada Türkiye’deki Amerikan üslerine ve benzeri yerlere bazı projeler yaptık ve 1987 yılında Türkiye’de ilk olarak Amerikan üslerine uydu üzerinden şifreli televizyon yayınlarını ulaştırdık.
Bu konuda tecrübemiz arttığı vakit, o dönemin başbakanı Turgut Özal kendi uydumuzu atmamız gerektiğini söyledi. Buna ilk karşı çıkanlardan biri bendim. Ben; “Şu anda bu kadar elemanla ancak yer sistemlerini idare edebiliyoruz, uyduları nasıl idare edeceğiz?” dedim. O da; “Siz bu yaptıklarınızı küçümsüyorsunuz. Bu yaptıklarınız dünyanın başka pek çok ülkesinde olmayan şeyler. Siz bu işi yaparsınız” dedi.
Türkiye’nin uydu macerası böyle başladı.
1989 yılında Türksat uyduları için ihaleye çıktık. Bu arada ben, 1990 yılından 1997’ye kadar - o dönem Aerospaciel, şimdi Alcatel Space oldu -, fabrikalarında uydu üretiminden özellikle tasarımdan sorumlu teknik direktörlüğü yaptım. Orada hem Türksat’ları üretip attık hem de Avrupa’nın Eutelsat, Arabsat gibi uydularını attık.
Bu dönemde Türkiye uydu işletmesinde çok iyi duruma geldi. 1996 yılında Türkiye ve Fransa hükümetleri bu konuda ortak bir şirket kurmaya karar verdiler. Dediler ki; ‘Biz üretelim, siz işletin. Siz bu işi iyi yapıyorsunuz’.
O zaman Eurasiasat fikri ortaya çıktı. İki devletin bakanlar kurulları karar vererek 1997 yılında Eurasiasat’ı kurdular. İki taraf da bana şirketin genel müdürlüğünü teklif ettiler. 1997 yılında şirket çalışmaya başladı.
Avrupa’nın şu andaki en büyük uydusu Türksat 2A’nın finansmanını, tasarımını, pazar araştırmasını yaptık. Pazar araştırmaları sonucunda pazarın nereye gittiğini, Orta Asya’nın ihtiyaçları neler, Türkiye’nin bölgedeki gücünün ne olması lazım gibi soruların cevaplarını bulduk. Türkiye bir köprü olarak nitelendiriliyor ve biz burada uzay köprüsünü kurduk.
Şu anda Türkiye’yi uzayda köprü yaptık. Orta Asya’da herhangi bir ülke Avrupa ülkeleriyle görüşmek istediğinde bizim uydulardan geçmek zorunda.”

Ne güzel. 1978’den başlayıp, 1984’e gelen ardından 1989’daki karar ve 1997’de Eurasiasat’ın kuruluşuna kadar geçen dönemi özetlediniz ve Türkiye’nin bu konudaki stratejik önemini belirttiniz. Peki, konferanstaki sunumlarınızda da belirttiğiniz gibi uyduların belirli ömürleri olduğunu söylemiştiniz. Bu durumda uyduların ömürleri dolmadan yeni projelerin de çıkması gerekiyor, değil mi?
“Evet, haklısınız. Örneğin, Türksat 1B’nin ömrü önümüzdeki yıl – 2004 - bitecek. Ancak ömrünün bitmesi demek onu çalışmaz hale getireceğiz demek değil. Onu, “inclient orbit” dediğimiz daha az kontrollü bir yörüngeye koyup, orada daha ucuz İnternet servisleri vereceğiz. Bu, Türkiye’nin çok ihtiyacı olan bir servis. İnternet Türkiye’de hala çok pahalı. Bunun bir sebebi de yurtdışı uydu bağlantıları. Eski uydularımızı bu tür hizmetler için kullanarak, ucuz servisler vereceğiz. Bu arada da şu anda mevcut uydularımızı işletmeye devam edeceğiz.
Türksat 2A Avrupa’nın en büyük uydusu. Bunu söylerken hem ağırlık ve güç hem de kapasite olarak en büyük olmasından bahsediyorum. Önümüzdeki 3-5 sene içerisinde Türkiye ve çevresinden gelecek pazar talebini karşılayacak kapasitemiz var.
Projelerimizin içinde özellikle doğrudan eve televizyon “direct TV” ve doğrudan eve ya da iş yerlerine İnternet var. Doğrudan eve televizyon yayınları Digiturk ve Star Digital’le başladı. Doğrudan eve televizyon yayını dediğimizde biz, paket hizmet düşünüyoruz ama bunun dışında başka servisler de var. Bunlar nedir?
Bugün Türkiye’de televizyon frekans kullanımı bir kargaşa yaşıyor. Ulusal ve yerel televizyon yayınları var. Ancak herkes bulduğu frekansı kullanıyor. Frekans tahsisi var ama kim hangi frekansı tutmuşsa orası onun oluyor. Birilerinin frekans başvurusunda bulunup da frekans aldığı bir sistem değil bu. Aslında RTÜK frekans planlamasını yaptı: Ulusal kaç tane televizyon var, bölgesel televizyonların nerelerde olması lazım gibi. Ancak bunun için ihaleye çıkıp bu frekansları firmalara kullandırtması gerekiyordu, bunu yapmadı. Bu yüzden son yıllarda Türkiye’nin bu konuda büyük bir gelir kaybı oluştu. Türk Telekom ve Eurasiasat olarak bu devreye alındığında bir pazar oluşacak. Bu pazar nedir? Şu anda bütün yerel televizyonların aslında yayınlarını ulaştırabilmeleri için uyduya çıkmaları gerekiyor. Ya da bölgesel veya yerel kalmaları lazım. İhale yapıldıktan sonra yerel televizyonların uyduya çıkması gerekecek. Şu anda bunun hazırlığını yapıyoruz. Bu şekilde televizyon işletmelerine en ucuz uydu erişimini, sadece kendi bölgesine değil, tüm Türkiye, Avrupa ve Orta Asya’ya yayınlarını ulaştırma imkanını vereceğiz.

Fiyatlandırma konusuna gelirsek, televizyon işletmelerinin erişmek istedikleri bölgeye göre mi değerlendirme yapılıyor?
“Bölgesel hangi frekansı kullanacaksa, fiyatlandırma o şekilde yapılıyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 200 televizyon var. Frekans planlaması yapıldığında bunların 16 tanesi ulusal televizyon olacak, Türkiye çapında. Bunlardan maksimum 70 tanesi yerel televizyon olabilir. Diğerlerinin ya kapanması lazım ya da yayın yapamayacak. Kablo da olmadığı için mecburen uydu üzerinden uydu televizyonculuğu yapmak zorundalar. Şu anda bu iş için en uygun uydu bizim uydumuz. Biz de ona göre hazırlanıyoruz.”

İnternet erişim hizmetlerinde neler bekleyebilir kullanıcılar?
“Şu anda Türkiye’de telefona bağlı olan herkes İnternet erişimine sahip. En ucuz İnternet erişimi karasal bağlantı ile sağlanan sistem. Türk Telekom karasal ADSL hatlarını yaygınlaştırdığında en efektif erişim sağlanacak ancak karasal hatlarla hızlı İnternet erişimine ulaşamayan ya da küçük çaplı iş yerleri ve üniversiteler için hızlı İnternet yine uydudan olmak zorunda. Bunun için biz eski ve yeni uydularımızı kullandığımızda bu erişimi ucuz hale getirebileceğiz.
Bu bölgeye hızlı İnternet erişimi için IABG adlı bir şirketle şu anda işbirliğindeyiz. Münih’te dağıtım istasyonu kurduk ve kapsama alanımız üzerinden bütün Orta Asya’yı kapsıyoruz. İşletmeye bugünlerde alındı, Ermenistan’ın ana İnternet omurgası bizim üzerimizden bağlandı. İran için testler yapılıyor. Orta Asya’da şu anda ana hızlı İnternet bağlantısı bu şekilde sağlanıyor. İnternet Servis Sağlayıcılar (ISS) ya da orta ve büyük çaplı işyerlerine 1,2 metre çaplı antenler üzerinden İnternet erişim servisi sağlanıyor.
Bu sistem Türkiye için de hazır. Türkiye’de şu andaki uydu erişim sistemlerine göre bu sistem daha kaliteli ve çok daha hızlı. “Inclient orbit” uyduları kullanıldığı için kesinti ve gecikme yüzdesi çok düşük. Onun için biz bu hizmeti Türkiye’ye de vermeye başladık. İlk kullanıcılarımız ana telekom operatörleri, Türkiye’de TTNet ve Türk Telekom’un bağlantısı var. Bugün herhangi bir ISS gelse bu servisi mevcut yapıda doğrudan kullanabilir. Şu anda Türkiye’deki mevcut kalitesiz İnternet bağlantısına göre fiyatı yüksek ancak kaliteli İnternet bağlantısına göre fiyatı düşük. Ancak maalesef Türkiye’de kalitesiz kesintili İnternet bağlantısı daha ucuz olduğu için tercih ediliyor.”

Sizin geldiğiniz noktada, firmalar uydu üzerinden bu hizmeti alıp karasal hatlar üzerinden abonelerine dağıtacak. Bir başka deyişle ben Türk Telekom’un hatlarını kullanarak ulaşacağım ilgili ISS’ye ama ISS uluslararası bağlantısını sizin üstünüzden gerçekleşecek. Peki kullanıcı bazında böyle birşey nasıl gerçekleşebilir?
“Kullanıcı bazında bu hizmet sadece Türkiye’de değil bütün dünyada hala pahalı. İlk yatırım maliyeti olarak, terminal başına 1.000 Dolar’ın altına inmiyor. Almanya’da kullanılan servisi baz alarak söyleyecek olursak, aylık kullanım maliyeti de yaklaşık 50 Dolar. Türkiye’de şu anda kişisel kullanım için hala pahalı. Servisi kullanacak pek çok kişi var aslında. Ancak bize göre hala büyük çaplı bir tüketim olmaz.”

Uluslararası İnternet pazarında rekabet edebilmek için yurtdışında yatırım yapan birtakım Türk firmaları var. O zaman, bu hizmetlerle sizin vereceğiniz ücretlendirmeyle Türkiye’de çalışacak olan bir Web yayını şirketi maliyetlerini minimize edebilecek hale mi geliyor?
“Evet.”

Türkiye’de faaliyet gösteren bir İnternet şirketi ile Amerika’da faaliyet gösteren bir şirketin telekom maliyetleri farklı olabilir mi?
“Hayır aynı. Çünkü kullanılan teknoloji aynı. Hatta bizim kullandığımız uyduların daha güçlü olmasından dolayı daha ucuz. Türkiye’nin şu andaki sıkıntısı, bir ISS’den kullanıcıya gitmekte değil. O ISS’nin uluslararası İnternet ağına bağlanması sıkıntısı var. Bunun ucuz olması için tek yol yüksek güçlü fiber kablo bağlantısı. Türkiye’de fiber optik kablo bağlantısı kapasitesi çok yüksek olmadığı için Türkiye’deki ISS, ana İnternet omurgasına bağlantı için karasal hatlar ve uydu kapasitesi kullanıyor. Bu bir ekstra maliyet getiriyor. Şu anda Türk Telekom’un bir projesi var. Bu proje, uluslararası omurgayı fiber kablo ile Türkiye’ye getirecek. Bu gerçekleştiği zaman; ISS’lerin yurtdışına uydu üzerinden bağlantıları kalktığı anda, servis sağlayıcı ya yerel hat üzerinden ya da anlattığım ikinci tip uydularla doğrudan aboneye gidebilecek. O zaman fiyatlar düşecek. Ama uydu teknolojisi açısından Amerika’daki, Avrupa’daki ve Türkiye’deki maliyetler aynı.”

Afganistan projeniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
“Afganistan projesi çok ilginç. Bu ülke yeniden yapılanma sırasında ikinci bir GSM operatörü oluşturmak istedi. Ancak Afganistan’ın şu anda yurtdışına karasal hiçbir bağlantısı yok. O yüzden bu ihaleye Monaco Telekom, Alcatel ve bizim oluşturduğumuz konsorsiyum olarak gittik ve ihaleyi kazandık. Afganistan’da GSM dağıtıcı istasyonları kurulacak. Bunların hepsi uydudan birbirine bağlanacak. Afganistan’ın beş ana şehri ve bunların İnternet omurgasına ya da uluslararası telefon sistemine bağlanması da yine bizim uydumuz vasıtasıyla Monako üzerinden olacak. Şu anda hem ucuz hem de çok geçerli bir model. O yüzden Orta Asya’daki diğer ülkelere aynı modelle girmeyi düşünüyoruz.”

Sanal İpek Yolu Projesi’nden bahsedebilir misiniz?
“Sanal İpek Yolu Projesi Nato’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı bir projeydi. Fakat bütün bu ülkeleri kapsayan tek bir uydu sistemi olmadığı için sistem, diğer uydular üzerinden parçalı şekilde hem çalışmıyordu hem de maliyeti yüksekti. Sanal İpek Yolu Projesi ile eski İpek Yolu ülkelerinde önce Nato üsleri, sonra da kapasite yüksek olduğu için buralardaki üniversiteler, bilimsel kuruluşlar birbirlerine bağlanacak hem de yine uydu üzerinden Almanya, Hamburg’daki merkeze bağlanıp dünya İnternet omurgasına girilecek.”

Bilgiler için teşekkür ederiz. Başarılar. Türkiye için ne kadar güzel işler yaptığınızı duymak çok hoş. Dünya telekom pazarında biz de varız diyebileceğimiz projelerin bulunduğunu öğrenmek gurur verici.
“Bu sohbet için ben de teşekkür ederim.”

Bu sohbetin içeriği arşivlerde bulunacak bilgiler içeriyor. Türkiye’nin uydu haberleşmesinde geldiği noktayı, neler yapabileceğini, Türk İnternet kullanıcılarının nasıl etkileneceğini, televizyon yayıncılığında neler olabileceğini özetliyor. Sayın İlhami Aygün’e çok teşekkür ederim. Göğsümüzü kabartacak projelere imza atmışlar. Kendisine ve birlikte iş yaptığı ekip arkadaşlarına saygılar sunarım.