Köksal: “Bilgi toplumu değil; bilişim toplumundan bahsediyoruz”

Fatma AĞAÇ

Türkiye Bilişim Derneği'nin (TBD) kurucusu Aydın Köksal, ‘Yazılım ürünü dışarıda yazılırsa daha iyidir' fikrinin yanlış olduğuna işaret ederek, ‘Yerli yazılımlar o kadar başarılı değildir' inancı bir kere pazarlanırsa, 40 yıllık birikim önümüzdeki 10 içinde tümüyle çökebilir uyarısında bulundu. Teknolojik terimlerin Türkçe kullanılmasına öncülük eden; Türkiye Bilişim Derneği'nin (TBD) Kurucusu ve Onursal Başkanı; Bilişim Limited'in kurucusu ve Genel Müdürü olan Aydın Köksal, ‘bilgi toplumu' kavramının yanlış kullanıldığına işaret ederek, esas olarak ‘bilişim toplumu'ndan bahsedildiğini kaydetti. Bilişim kültürünün olabilmesi için sloganların iyi kullanılması gerektiğini anlatan Köksal, örneğin ‘yönetim bilişim sistemi' iyice oturmuşken; birden bire ‘yönetim bilgi sistemi'nin kullanıldığını belirtti. Türkiye'yi bir tür bilişim devrimine taşımak için TBD'nin kurulduğunu dile getiren Köksal, defalarca uyarmalarına rağmen, ‘bilişim toplumu' yerine ‘bilgi toplumu' kavramının kullanıldığını söyledi. Köksal konuya ilişkin şunları söyledi: “Bilgi toplumu değil ki, bilişim toplumundan bahsediyoruz. Bilgi toplumu tarım toplumuydu, endüstri toplumuydu. Bilişim toplumu olmak, sadece bilgiyle sınırlı değil. Bilişim toplumu; elektronik sistemler üzerinden akışkan bilginin sürekli kullanıcının eline doğru akmasıdır.” Aydın Köksal, yazılım ürünü dışarıda yazılırsa daha iyidir fikrinin de yanlış olduğuna işaret ederek, “Yerli yazılımlar o kadar başarılı değildir inancı bir kere pazarlanırsa, 40 yıllık birikim önümüzdeki 10 içinde tümüyle çökebilir” uyarısında bulundu. Köksal, Türkiye'de yaratılan teknolojik başarıyla at başı gidebilecek bir bilinçlenme yaratılmadığının da altını çizerek, “İstediğiniz kadar bilgisayar dersleri koyun yetmez. Tarih, coğrafya bilinci olacak; matematik öğrenilecek. Bir kere yabancı dille eğitim gibi büyük bir aymazlık var” diye konuştu Köksal, ‘Telepati'nin çeşitli sorularını şöyle cevaplandırdı:

Türk Bilişim – Yazılım sektörü'nün bir değerlendirmesini yapar mısınız? Bilişim sektörü'nün, haberleşme sektörü'yle ilişkisinden sözeder misiniz?
Türkiye çeşitli sektörlerdeki sorunları çözmek için bilgisayar gücünden yararlanmaya ve onun için gerekli yazılım sistemlerini kendi insan gücüyle üretmeye oldukça erken başlamış bir ülkedir. Daha 1960 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü'ne bağış olarak gelen bir bilgisayar sistemiyle; karayollarında bir gelişme başladı. Buna ben de katkı verdim. Tabi bu ilk dönemlerdeki bilgisayarlar ile telekom altyapısının birlikte kullanılması için zaman erkendi. Çevrimiçi kullanım da sözkonusu değildi. Benim 1966'da bilişim sektöründe görev almamdan sonra başlayan; çok geçmeden yeni haberleşme altyapısının PTT tarafından sağlanması bir gereksinmeydi. Ve TBD olarak, Hacettepe Üniversitesi olarak yeni haberleşme altyapısının kurulması gereği üzerinde çok durduk. Türkiye bu konuda erken uyanmasına karşın yeni telekom altyapısı ancak 1980'lerin başında kurulabildi. Ve böylece bankalar 1980'den başlayarak; önce TEB, Yapı Kredi, Akbank ve daha sonra diğer bankalar şube otomasyon sistemleri kurarak; veri iletişimle, bilişim gücünü birlikte kullanan sistemler yaptılar. Bilgisayar belleğinde veriler saklandıktan, hızı artırıldıktan ve işlem görmeleri sağlandıktan sonra; bu verilerin telefon ağı üzerinden erişiminin sağlayabileceğini düşünebildik. Bu her iki teknolojinin birlikte kullanılmasında 1960'lardan 1980'lere kadar geçen zamanın kaybedildiğini düşünüyorum. O süreçte Türkiye haberleşme sektörü ya da PTT yavaş davrandı. Ama 1980, Türkiye ve dünya için yine erken bir tarihtir. Çevrimiçinin ülke çapında kullanımı büyük bir atılımdır. Türkiye yine de hızlı bir bilişim sistemi ile haberleşme ağının birlikte çalışması konusuna erken davrandı; öncü toplumlardan biri oldu. Çünkü bankalarını kendi insan gücüyle, bilişim-mühendislik gücüyle bu tür sistemlere kavuşturan ülkelerin sayısı ancak 3-4'tür. Bunlardan biri de Türkiye'dir. Geçtiğimiz 40 yıl içinde Türkiye'de çok büyük bir teknolojik birikim sözkonusu oldu. Konu sadece telekomünikasyonla; yani veri iletişimle bilişim gücünün evliliği değil; yazılım sistemlerinin bu her iki altyapıyı da örtecek biçimde; toplam bilişim sistemlerinin, çevrimiçi karmaşık büyük yönetim bilişim sistemlerinin örgütlenmesidir. 74 milyonluk bir nüfusun hizmetlerini bu tür ulusal sistemlerle karşılayacak yönetim bilişim sistemleri çeşitli sektörlerde de kullanılıyor. e-Devlet Projeleri yapılıyor. Kamusal büyük sistemler var ve bunlar ulusal bir sistem üzerinde birleştiriliyor ve bir e-Devlet Kapısı kavramına doğru gidiliyor. Dolayısıyla yer yüzünde bu tür başarıyı kazanmış uluslar çok az. Çok büyük atılımlar yapıldı ama bir türlü bir Hindistan, İrlanda ve İsrail olamadık. İhracat gücü düşünülüyor; dış satım parametresi üzerinden yorumlar yapılıyor. Fakat ben buna katılmıyorum. Türkiye'nin kendi pazarı o kadar büyük ki, o kadar büyük sistemler kurdu ki, dünyanın en ileri ülkelerinden biri bu alanda.Tabi ki, kişi başına ne kadar İnternet bağlantısı vardır, kişi başına bilgisayar okur-yazarlığı ne durumdadır parametreleri de kuşkusuz göstergedir ama tek gösterge değildir. Ülkenin toplam yaşamına vurulan bilişim katkısı, katma değeri nedir diye bakmak gerekir. Eğer 40 yıldır gelişen ve çok başarıyla kullanılan bu yönetim bilişim sistemlerimiz olmasaydı, Türkiye bugün dokumacılık ve hazır giyim sanayiinde dünyanın önderlerinden biri olabilir miydi? Bunun altında Türk yazılım gücü yatar. Bu güç olmasaydı 23 milyon turisti ağırlayabilir; o kadar otel rezervasyon işlerini yapabilir miydik? Türkiye 40 yıl önce çok ilkel bir ekonomi görüntüsü verirken; şimdi hemen hemen her sektörde bir atılım sağlandı, hızlı bir değişim yaşandı. Sanıyor musunuz ki TBD olmasaydı Türkiye böyle bir başarıyı taşıyabilirdi. Sektörlerdeki başarının altında yazılım kullanma ve bilgisayar gücünden verimli biçimde yararlanma yatar.
Demirdöküm sektöründe 1996'da dünya sekizincisi oldu Türkiye. Dünyanın 4'üncü büyük dökümhanesi İznik Gölü kıyısında kuruldu. Bu alanda rakip olarak Almanya, ABD, Fransa, Hindistan, Rusya ve Japonya var karşımızda. En kaliteli çeliği üreten Türk sanayi oldu. Dünya Döküm Sanayicileri Konfederasyonu, TBD'yi kurmuş (TBD'nin kurulmasını Hacettepeliler sağladı ama, devamının gelmesinde ODTÜ'lülerin de büyük katsını ve işbirliği oldu) ve Türk Ulusu'nun bu işte başarı kazanacağını iddia edip; bu uğurda çalışmış biri olarak şeref üyesi diploması verdi bana. Bütün sektörleri kapsayan birikim açık seçik bir biçimde ortadadır. Sadece bilişim terimleri değil, sadece üniversiteler değil, sadece şirketlerimiz değil, sadece veri iletişim teknolojisi değil dört bir koldan bütün ne lazımsa hepsi adeta yapıldı. El ele verildi. Bugün dev projeler gerçekleşmiş durumda. 74 milyona varan nüfusuyla Türkiye dünyanın merkezi yönetim olarak en büyük ülkesi. Bir bakımdan da en çok mahkemeye giden ülkesi. Kendi davalarımızı kendi aramızda çözmüyoruz; mahkemeye başvuruyoruz. 17 milyon dava sürüyor. Adalet Bakanlığı'nın Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinde 7 yıldır çalışılıyor. Benim şirketim Bilişim Limited Şirketi de UYAP üzerinde çalışıyor. HAVELSAN Ana Yüklenici, biz de Bilişim Limited olarak 11 idari modülü yazan şirketiz. Uygulama bütün Türkiye'ye yayılıyor. 950 ilçe ve 81 ilde uygulamaya geçiliyor. E-İmza Yasası da çıktığı için, bütün avukatların ve ilgili kişilerin sisteme girme şansı olacak. Sistem kilitlenmeyecek, çalışacak. Böyle bir sistemin, yer yüzünün en büyük yönetim bilişim sistemi olduğunu düşünüyorum. Bu proje bitti. Şimdi yaygınlaşıyor. E-İmza ile birleşince bu olanak, neredeyse kağıtsız bir topluma doğru gidilecek. Bu uygulama Türkiye'nin demokratikleşmesinin temel direği olur. Çünkü her şey saydam olmaya başlıyor. Toplumda büyük bir bilişim yönetim sistemleri etkisi göze çarpmaktadır. Kaynak planlama sistemleri zaten bilişim devrimini Türkiye'ye taşıdığımızın birer kanıtı. Türkiye bilişim devrimini çoktandır yaşıyor. Ve etkileri de açık seçik biçimde belirdi.

Teknoloji alanında sağlanan başarı; bilinçlenmemizi de artırdı mı ya da bu noktada ne gibi bir gelişme oldu?
Yaratığımız teknolojik başarıyla at başı gidecek bir bilinçlenmeyi yaratamadık. İstediğiniz kadar bilgisayar dersleri koyun yetmez. Tarih, coğrafya bilinci olacak; matematik öğrenilecek. En başta da, yabancı dille eğitim gibi büyük bir aymazlık var. Küreselleşme adı altında yurtdışından gelen etkilerle; yanlış yorumlarla, yani “Siz ulusallığı bırakın kendiniz olmaktan çıkın, açın kapıları hepimiz gelelim. Burası bizim olsun, siz de bize hizmet edin” diyorlar. Bu oyunu göremeyecek kadar dilsiz, anlayışsız bilgisiz kadroların iş başında bulunması yüzünden; teknolojik başarının Türkiye'yi nereye taşıdığını algılamakta ve bunun zevkini çıkarmakta yetersiz kaldık. Hatta Türkiye dağılıyor, parçalanıyor gibi bir görüntü veriyor. Bu kadar teknolojik başarıları kazanan ve bu kadar güzel bir dile sahip olan Türk ulusu, eğer Türkçe ile eğitim yaparsa, barış-seven ve başkalarına da saygılı bir Atatürk ulusalcılığına yeniden tutunursa; gelecek on yıllarda bir Almanya, İtalya, Fransa ve ABD olur. Türkiye çok güçlü bir ülke ve çok yetenekli adamları vardır. Başarıya çok açız. Eğer birliğini korur, ulusalcılığını devam ettirirse ve gelecekte de kendi olmayı başarırsa başarıyı rahatlıkla yakalarız. Bilişim devrimi geldi sağlıklı ve güçlü kıldı Türkiye'yi. O kadar güçlü kıldı ki, biraz daha bağımsızlığını sürdürürse; öteki ülkeleri sollayacak diye endişeler belirdi. Öte yandan siyasi olarak nasıl çökertiriz diye uğraşıldı.

Bilgi Toplumu Strateji Raporu'nu nasıl buldunuz? İçeriğinden memnun musunuz?
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) bir Bilişim Sektör Kurulu var. Beni de çağırdılar bu rapor üzerinde ve başka raporlar üzerinde çalışarak; hükümetten ne isteyeceğimizi saptayan bir çalışma yapmak için. Bu tür raporlar için yazıldı işi bitti demek çok zor. Yazılım üreten Türk firmalarının sorunlarının bu raporun içeriğinde çözüleceği besbellidir. Sorunlarımıza çözümler üretecek firmaların nasıl desteklendiği önemlidir. Küreselleşme ortamında her şey iyice karmaşık hale geliyor. Çok büyük yabancı tekeller var. Çok büyük çok uluslu firmalar var. Bunlarla bir uyum içerisinde yasaklara gitmeden ama esir de düşmeden kendi ulusal gücümüzü yarınlara nasıl taşırız sorunu kuşkusuz büyük bir sorun. Tamamen yerel bir çözüm; bırakın bilişim sektörünü çok gelenekselleşmiş bir inşaat sektöründe ve başka sektörlerde de kolay değildir. Kaldı ki bilişim sektörü çok değişen dinamik bir sektördür. Bir yazılım ürünü üretmenin serüveni kat kat altyapılar kullanarak, kat kat üretim tezgahları kullanarak gerçekleşir. Yerel olarak gözümü kapatıp da burada her şeyi yaparım diye bir çıkış ya da özlem zaten sözkonusu olamaz. Dünyada var olan bütün altyapı teknolojilerini satın alarak; çok uluslu firmaların sağladıkları altyapıları hem de en çağdaş olanlarını satın alarak; öğrenip, özümseyip onları kullanacak hale getirmemiz lazım. Bir de uygulama yazılımı vardır doğrudan doğruya al, hazır çözümü kullan. İşte o yanlış olur. Sizin sorununuzu çözmeye dünyanın herhangi bir noktasında üretilmiş başka bir sorunu çözmek için üretilmiş yabancı bir sistem yetmez. Ondan dolayı sorunu çözemezsiniz hem de çok pahalı olur. Hem de size uymaz. Uygulama basamağını yapıyor olmak yerli teknisyenlerle, teknik adamlarla ve mühendislerle mümkün olur. Paket programların daha iyisini yapma yeteneğine sahibiz. Altyapıyı kullanırken müthiş bir işbirliği var. Paranın çoğu yine yabancı ülkelere gidiyor. Ama hepsi gitsin dediğinizde tekelcilik başlıyor. Paranın yüzde 70'i zaten gidiyor. Yüzde 30-20'yi savunuyorum. O yüzde 20'ye de talipler. “Siz hiç yapmayın, hazıra konun, biz verelim” diyorlar. Çünkü satıcıları var; oradan da çok büyük paralar kazanıyorlar.

Yerli-yabancı yazılım denkleminde kuşkusuz yerli yazılımların ağır basması gerektiğini söylüyorsunuz. Bu nasıl olacak?
Yazılım ürünü dışarıda yazılırsa daha iyidir; bizimkiler o kadar başarılı değildir inancı bir kere pazarlanırsa, 40 yıllık bir birikim önümüzdeki 10 içinde tümüyle çökebilir. Bu, Türkiye'nin 80 yıllık Atatürk'e dayalı laik ve çağdaş devlet yapısının, bütünlüğünün olduğu gibi çöküp; tekrar Sevr'e dönüp parçalanması olasılığı gibi. Türkiye'nin bütün yazılım gücü sıfıra inebilir. O zaman bütün mühendislerimiz satıcı olur. 1977'de bilgisayar mühendislik bölümünün ilkinin Hacettepe Üniversitesi'nde kurulmasını sağladım. Türkiye'de o yıldan bu yana 26 bin bilgisayar mühendisi yetişti. 86 bin kişi de bilgisayar programcılığı ön lisans bölümlerinden yetişti. Ayrıca bilgisayar öğretmenliğinde 16 bin kişi yetişti. İlaveten bilişim sistemleri, yazılım sistemleri gibi değişik adlarda da 6-8 bin kişi yetişti. Toplarsanız 130 bin diplomalı üniversite mezunu var bu alanda. Ben nasıl şimdi mutluluk duymayayım. Bu bilgisayar işini eğitim alanına kaydırıp; okullaşmayı sağlamada adım atılmasını sağladığım için. Böyle bir meslek yoktur dendi ama biz var olduğunu savunduk. Ve yaptık bu işi. Eğer bu insan gücü uygulama sistemleri yazmak yerine, olduğu gibi satıcılığa soyunup Amerikan, Alman sistemlerini satmaya kalkarsa ve bu uğurda 10 kat, 20 kat paralar ödersek; bu sistemlerimizin verimliliğine sağladığımız katkı, uymayan hantal sistemler yüzünden biterse benim gözüm açık gitmez mi? Bir tehlikeyle bir çekinceyle karşı karşıya Türkiye. Türkiye, daha endüstri olmadı yeni yeni olmaya çalışıyor. Koalisyon hükümeti zamanın da TBD olarak Yazılım Yasa Taslağı hazırladık. 6 parti onayladı. Türkiye'nin neresinde olursa olsun yazılım üreten firmalara vergi bağışıklığı tanınacaktı. Fakat koalisyon hükümeti düşünce Meclis'e sunulamadan konu kaldı. Bugünkü hükümetten Ali Coşkun görüşmek için beni davet etti. Yazılım Yasası'nı konuştuk. Dedi ki: Firmalar yazılım üretiyorum bahanesi ile hiç vergi vermezse. Sonunda şöyle bir öneri getirdim: Ankara çevresinde 50 kilometreye 50 kilometre bir alanı tanımlayarak, orayı vergiden bağışık tutalım. Teknoparklar var da çok yerel ve her tarafta yok. Bu da kabul görmedi. Teknoparklar her yerde de açılabilir fakat kolay değil. Pahalı oluyor, aşırı kiralar alınıyor. Teknoparklara büyük yatırımlar yapıldı, ama teknoparkların dışında da bu tür bağışıklıkların tanındığı birtakım alanlar oluşmalı. ‘Bilgi toplumu' kavramı son dönemin en popüler kavramlarından; Türkçe üzerinde kafa yoran birisi olarak ‘bilişim toplumu mu ‘bilgi toplumu mu? Doğrusu hangisi? Bilişim kültürü olabilmesi için sloganların iyi kullanılması gerekiyor. Örneğin ‘yönetim bilişim sistemi' iyice oturmuşken; birden bire ‘yönetim bilgi sistemine' dönüştü. Japon Masuda ile eş zamanlı olarak bilişim devriminden söz ettik. Türkiye'yi bilişim devrimine taşımak için TBD kuruldu. Yoksa adı böyle konur muydu. Masuda ‘bilişim toplumu' kavramını kullanan ilk adamdır. 1971'de Japon toplumunu bilişim toplumuna nasıl dönüştürebiliriz diye bir plan sundu Japon hükümetine (Planlama Örgütü). Biz de aynı yıl TBD'yi kurduk. Hiçbir ülkede böyle bir şey konuşulmazken; bilişim, Türkiye ve Japonya'da birer örgüte dönüştü. Birisi, hükümet örgütü. Diğeri sivil toplum örgütü. Ama ikisi de toplumsal bir olay. Çok uyarmamıza rağmen ‘bilgi toplumu'ndan bahsediliyor. ‘Bilgi toplumu' değil ki, ‘bilişim toplumu'ndan bahsediyoruz. ‘Bilgi toplumu' tarım toplumuydu ve endüstri toplumuydu. ‘Bilişim toplumu' demek; bilgili olmak yetmiyor; elektronik sistemler üzerinden akışkan bilginin sürekli kullanıcının eline doğru akması demek. ‘Bilişim toplumu' derken her saniye değişen bilgiden bahsediyorum. Bilgilerin elektronik sistemler aracılığıyla bireyler arasında, vatandaşla devlet arasında, kurumlar arasında durmadan dönüşüp değiştiği sisteme bilişim sistemi deniliyor. Bilgi sistemi değil. Bilgi sistemi durağandır (Örneğin, bugüne kadar olimpiyatlarda kimler şampiyon oldu). Defalarca uyarmamıza rağmen, herkes ‘bilgi toplumu' diyor. Devlet de ‘bilgi toplumu dairesi' kurdu. Halbuki 35 yıldır ‘bilişim toplumu' demiş insanlar. Bu popülerlik. Halka yağ çekiliyor güya. Halk ‘bilgi toplumu'nu anlıyor; ‘bilişim toplumu'nu anlamıyor deniliyor. Enformasyon toplumu; enformasyon sistemi deseydik, terimleri Türkçe olarak öğretmeseydik bu gelişmeler olmayacaktı ki. Herkes ‘computer'e ‘bilgisayar' demiyor mu? Türk Dil Kurumu dernek olarak kuruldu, sonradan devletleştirildi ve yolundan saptı. Anayasa'daki pürüz giderilmeli ve yasası değiştirilmeli, Türk Dil Kurumu eski konumuna getirilmeli. Atatürk ne demişse öyle yapılmalı. Türkiye'de yabancı dilde eğitim yapılıyorsa; yerli yazılım evi kalmazsa; bütün şirketler yabancı yazılım satıyorsa, Atatürk'ün resmi inmiş inmemiş ne farkeder. Ama izin vermeyeceğiz. Ben gençliğe inanıyorum. Bütün tabelalar yabancı dile dönüştü. Osmanlı'nın çöküş döneminde 10'ar 20'şer kolej açıldı bazı illerde.