Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın yeni yıl mesajı

Fatma Ağaç
Ankara

Gönül ister ki, Türk Telekom'la rekabet edebilecek, aynı çapta dört beş tane şirketimiz olsun ve bize çeşitli ürünleri sunsunlar, fiyatlar konusunda vatandaşlarımız arzu ettikleri şirketle istedikleri fiyatla anlaşma temin edebilsinler. Bu bakımdan temel hedefimiz rekabetçi bir piyasanın oluşmasını temin etmektir.

2002 yılı telekomünikasyon sektörü için çok umut verici" diyen Vural, Türk Telekom'un önemli yatırımlarını yapmaya devam edeceğini ve Telekom'un bakır kablo üzerinden hem televizyon, hem Internet hem de telefon görüşmelerinin aynı anda yapılmasını sağlayacak yeni sistem için yeni bir ihale açacağını duyurdu.

Telekomünikasyon sektöründe sürekli yatırım yapmak gerektiğini belirterek, 2002 yılında Türk Telekom'un yapacağı bütün yatırımların ve Telekomünikasyon Kurumu'nun vereceği lisans ve ruhsatların sektörün canlanmasını sağlayacağını bildirdi.
Telekomünikasyon sektörünü her zaman heyecan verici bir sektör olarak nitelendiren Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, "Bazen sektörel daralmalar olabilir ama sektörde her zaman bir heyecan, her zaman bir umut var" dedi. Bakan Vural, Telepati aracılığıyla sektöre verdiği yeni yıl mesajında, 2002 yılını telekomünikasyon sektörü açısından çok umut verici bir yıl olarak değerlendirdi.
2002'de telekomünikasyon sektöründe yatırımların, rekabetin giderek daha da artacağını dile getiren Vural, "Telekomünikasyon sektöründe sürekli yatırım yapmak zorundasınız, aksi takdirde sahip olduğunuz teknolojinin diğer sektörler karşısında rekabet gücü azalıyor. Bu bakımdan Telekom'un yapacağı bütün yatırımlar, Telekomünikasyon Kurumu'nun vereceği lisans ve ruhsatlar sektörün canlanmasını
sağlayacaktır" diye konuştu. Telekomünikasyon sektöründe rekabeti temin edecek bir piyasanın olmasını çok önemsediğinin altını çizen Vural, gelir getirici yönüne bakıldığında Türk Telekom'un özelleştirilmesinin önemli olduğunu, ancak rekabeti temin edecek bir piyasanın oluşmasını sağlayacak olmasını daha ön planda tuttuğunu kaydetti. Bu bakımdan temel hedeflerinin rekabetçi bir piyasanın oluşmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Vural, "Gönül ister ki Türk Telekom'la rekabet edebilecek, aynı çapta dört beş tane şirketimiz olsun" dedi.

Türk Telekom'un yeni Telekom Yasası'yla özel şirket veya ticari kuruluş statüsüne kavuşmasının ardından, telekomünikasyon sektörünün kamuda sahibinin olmadığı, bazı kesimler tarafından dile getiriliyor. Siz bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Söylenenler doğru aslında, bu fikre ben de katılıyorum. Bilgi ve iletişim teknolojilerini de katarsak telekomünikasyon sektöründen sorumlu, sektörel bakış açısını ve politikalarını takip edecek, sorumluluk üstlenmiş bir bakanlık şu anda gözükmüyor. Bizim ilgili olduğumuz konular itibariyle bakıldığında esasen, bakanlığımızın bu konularda sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum. Haberleşme Genel Müdürlüğü bizde. Telekomünikasyon Kurumu bizimle ilgili. Türk Telekom bizimle ilgili ama birtakım yetkileri alınmış. Lisans verme yetkisi ve Telekomünikasyon Kurumu'na devredilen diğer yetkiler ile Türk Telekom'un durumu dikkate alındığında, esas itibariyle önemli birtakım yürütme yetkilerini Ulaştırma Bakanlığı çeşitli kurumlara devretmiş vaziyette. Ama her halükarda, Haberleşme Genel Müdürlüğü'nün bizde olması ve diğer kurumlarla ilişki nedeniyle sektörün sahibinin Ulaştırma Bakanlığı olması lazım.
Şu anda bir muğlaklık sözkonusu. Bu bakımdan da bakanlığın isminin "Ulaşım ve İletişim Bakanlığı" olması gerektiğini ifade ettim. Bence bilgi ve iletişim teknolojileri, telekomünikasyon konusunda politikaların oluşturulması ve sektörel bakış açısı bakımından bir bakanlığın sorumluluk üstlenmesi kaçınılmaz ve gerekli. Fiilen sorumluluk üstlendik götürüyoruz. Hukuken de, esasen benim bakanlığım ilgili ama biraz ortada kalmış bir mesele var. Biz meseleyi sahiplendik, taşımaya devam ediyoruz. Ama konuyla ilgili gerekli hukuki değişiklikler sözkonusu olursa onu da yapacağım.

Dünyada ve Türkiye'de telekomünikasyon sektöründe zor günler yaşanıyor. Ülkemizde sektöre bir ivme kazandırılması için neler yapılabilir?

Son birkaç yıldır özellikle finans piyasalarındaki krizler telekomünikasyon sektörünü de çok ciddi sıkıntıya soktu. Biliyorsunuz telekomünikasyon önemli yatırımları gerektiren bir sektör, bu sektöre kaynak aktaran finans kesiminin daralması, telekomünikasyon sektörünü de sıkıntıya soktu. Yapılan bir araştırmaya göre dünyada telekomünikasyon sektöründe 320 milyar dolarlık bir yatırım eksikliği oluşmuş.
Diğer taraftan üçüncü nesil mobil telefonlar (UMTS) ile ilgili olarak piyasaya giriş konusunda oldukça maliyetli lisanslar satıldı. Operatörler bunu yerine getiremediler ve devretmek zorunda kaldılar. Bir sıkıntı elbette var. Fakat bütün bunlara rağmen telekomünikasyon sektörü dikkat ederseniz, ekonomi dünyasında sürekli olarak gündemde olan bir sektör. Yani sürekli olarak gelişiyor. Türkiye'nin ve dünyanın bilgi toplumuna gidiş sürecini ve rekabet gücünü etkileyen en önemli hususun bilgi ve iletişim teknolojileri olduğunu dikkate aldığımızda bence yatırımlar sürecektir. Kriz kısa dönemlidir, kaldı ki gerek fuarlarda, gerekse teknolojik gelişmelerin hepsinde telekomünikasyon sektöründe sürekli bir heyecan, sürekli bir yenilenme, sürekli bir umut vardır. Sıkıntılara rağmen telekomünikasyon sektörü Türkiye'de en fazla gelişen sektör olmuştur. Dünyada da böyledir, genel olarak dünyadaki durgunluktan dolayı sektörde birtakım sıkıntılar oldu. Bizim telekomünikasyon sektörünün önünün açılması için; öncelikli uyguladığımız politikalardan biri şudur:
Biliyorsunuz Telekomünikasyon Kurumu, birtakım katma değerli hizmetler için lisans ve ruhsat veriyor. Bu lisans ve hizmetlerle ilgili düzenlemeyi Bakanlar Kurulu'na sunduk. Kararname çıktığında Internet servis sağlayıcılığından, uydu platform işletmeciliğine, kısmi altyapı kurucularına ve 900'lü hatlara lisans verilebilecek. Böylelikle durum hukukileşecek, bu da sektörün genişlemesine katkı sağlayacak.
Bunun yanında 2004 yılı başında Türk Telekom'un tekel konumu sona erecek. Tekel durumunun sona ermesiyle birlikte, piyasada daha fazla şirket yatırım yapacak. Telekom'un özelleştirme sürecinin ilk basamağını teşkil eden yeniden yapılanmayla beraber telekomünikasyon sektöründe de bir kıpırdanma olacağını düşünüyorum. Bunların dışında, Türk Telekom yine önemli yatırımları yapmaya devam edecek. Bu bağlamda Türk Telekom yeni bir ihale kararı aldı. İhale, bakır kablo üzerinden hem televizyon, hem Internet, hem de telefon görüşmesini aynı anda yapabileceğimiz yeni bir sistemle ilgili. Akıllı şebekeyle ilgili ihalenin son aşamalarına gelindi. Telekom sürekli olarak yatırımlarını gerçekleştirecek. Telekomünikasyon sektöründe sürekli yatırım yapmak zorundasınız, aksi takdirde sahip olduğunuz teknolojinin diğer sektörler karşısında rekabet gücü azalıyor. Bu bakımdan Telekom'un yapacağı bütün yatırımlar, Telekomünikasyon Kurumu'nun vereceği lisans ve ruhsatlar sektörün canlanmasını sağlayacaktır.
Diğer yandan bizim kütüphaneleri Internet'e bağlamaya ilişkin bir projemiz var. Buna hem özel şirketler hem de Türk Telekom katkı sağlayacak. Kütüphaneleri ve eğitim kurumlarını Internet'e bağlamak üzere projenin üzerinde çalışıyoruz.
Telekomünikasyon sektörü bence her zaman heyecan veriyor. Bazen sektörel daralmalar olabilir ama her zaman bir heyecan, her zaman bir umut var. Kıpır kıpır. Türkiye'nin geleceği de buna bağlı. Bu bakımdan ben telekomünikasyon sektöründe yatırımların ve rekabetin giderek daha da artacağını düşünüyorum.

Telekomünikasyon ve bilişim sektörlerinin sorunlarını tartışmak için bir süre önce "Danışma Toplantısı" düzenlediniz. Bu toplantıları devam ettirecek misiniz?

Evet, bu toplantıları periyodik olarak devam ettirmemiz gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığı'nın sektörel bakış açısını ortaya koyabilmesi, sektörel sorunları çözebilmesi için özellikle kamunun dışındaki özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin bakış açılarına ihtiyacımız var. Ben meseleye sadece Türk Telekom açısından bakmıyorum; bu bakımdan sektörel bir bakış açısı sivil toplum örgütlerinin katkısını gerektiriyor. Kaldı ki, baş döndürücü hızda gelişmeler var. Bu gelişmelerin çoğu da özel sektör tarafından sağlanmaktadır. Özel sektör tarafından bu kadar hızlı gelişmenin olduğu bir ortamda; bence onları temsil eden sivil toplum örgütlerinin sorunlara bakış açısı çok önemlidir. Bunu devam ettirmeyi düşünüyoruz. Zaten bir defa düzenledim, bunun altyapısını kurmaya çalışıyorum. Özellikle Ulaştırma Bakanlığı'nın bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün sorunlarını çözme ve politika oluşturma noktasında çalışmalarımız devam ediyor. Dolayısıyla bu ikisi senkronize olarak süreklilik arzedecek, "Danışma Toplantıları"na ihtiyacımız var. Bu sadece politika oluşturmak açısından önemli değil, "Dünyada sektör nereye gidiyor?", "Türkiye'de nereye gidiyor?", "Sıkıntılarımız nelerdir?" gibi konularda bize vizyon verecek, bu vizyon çerçevesinde misyonumuzu yenileyebileceğiz. Bu bakımdan bu toplantıların çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, sivil toplum örgütlerinin de birarada bulunması; farklı bakış açıları içerisindeki her bir sivil toplum örgütünün, ne olup bittiği konusunda ortak bir görüşün de oluşmasına yol açıyor. Bu toplantıları sürekli ve periyodik olarak yapmayı düşünüyorum. Bu aynı zaman da benim de bir ihtiyacım.

Türk Telekom'un özelleştirme sürecine ilişkin görüş ve düşünceleriniz nedir?

Türk Telekom'un özelleştirilmesi, özel bir kanunla oluşturuldu. Epey bir tartışmalar oldu bu konuda. Şimdi önümüzde bir kanun ve ekonomik program var. Kanun ve ekonomik programa göre özelleştirme sürecini yürütmeye çalışıyoruz. Birincisi Türk Telekom'un şirket olarak yeniden yapılanması lazım. Bu yeniden yapılanma için danışman şirket Arthur Andersen görevlendirildi. Bu şirket Türk Telekom'u hem mali yapılanma, hem kurumsal yapılanma, hem imaj açısından hem de teknolojik açıdan irdeleyecek ve bir şirketleşme planı hazırlayacak. Ondan sonra da bu şirketleşme uygulanacak. İhale Komisyonu da bununla beraber bir özelleştirme planı hazırlayacak. Bu özelleştirme planının ne kadarlık bir süreyi kapsayacağına gelince; şu andaki hususi piyasa şartları içerisinde Türk Telekom'un özelleştirilmesinin hemen mümkün olmadığı görülüyor. Zaten Türk Telekom'un yeniden yapılanması tamamlanmadan özelleştirme adımlarının atılması da doğru değil. Amacımız da, Türk Telekom'un daha iyi yönetilmesini sağlayacak bir kurumsal yapıya kavuşmasını temin etmektir. Böyle bakıldığında yeniden yapılandırmadan sonra Türk Telekom bir özelleştirme programına bağlanacak. Ama her halükarda, 2003 yılı sonunda Türk Telekom'un tekeli bitiyor. Tekel bitince rekabet sözkonusu olacak. Benim için en önemli konu rekabet. Yani
telekomünikasyon sektöründe teknolojik gelişmeler oluyor, hizmetler çeşitleniyor. Rekabet olmazsa teknolojik gelişme olmaz, hizmet çeşitlenmez, ucuzluk olmaz. O bakımdan ben telekomünikasyon sektöründe rekabeti temin edecek bir piyasanın olmasını çok önemsiyorum. Yani Telekom'un özelleştirilmesi önemlidir. Gelir getirici yönüne bakılabilir ama rekabeti temin edecek bir piyasanın olmasını çok daha fazla önemsiyorum. Gönül ister ki, Türk Telekom'la rekabet edebilecek, aynı çapta dört beş tane şirketimiz olsun ve bize çeşitli ürünleri sunsunlar, fiyatlar konusunda vatandaşlarımız arzu ettikleri şirketle istedikleri fiyatla anlaşma temin edebilsinler. Bu bakımdan temel hedefimiz rekabetçi bir piyasanın oluşmasını temin etmektir. 2004 yılında rekabetin önü açılacağına göre, umuyoruz bunu temin edecek çeşitli kurumlar oluşur. Bundan da şüphesiz, hem hizmet çeşitlenmesi, hem teknolojik ilerleme hem de fiyat açısından vatandaşlarımız karlı çıkacaktır.

Aycell'in piyasaya girişini değerlendirir misiniz?

Sabit telefon operatörü olan Türk Telekom'un 2001 sonu itibariyle yaklaşık 19 milyon abonesi var. Ama 1995 yılından devreye giren GSM telefonu operatörleri 16,5 milyon aboneye ulaştılar. Keşke Türk Telekom baştan itibaren mobil telefon altyapısına sahip olsaydı. Çünkü bu, Türk Telekom'un değerini etkileyen en önemli husus. Bu bakımdan Aycell'in daha önce hizmete girmesini isterdim. Aycell'in gelmesiyle birlikte 4 operatör rekabet edecekler. Ben bundan vatandaşlarımızın karlı çıkacaklarını düşünüyorum. Bu rekabetin önünü açacak olan hususlar var; mesela serbest dolaşım. Aycell'in piyasaya girmesiyle Aria, Turkcell ve Telsim'in rekabeti, tatlı bir rekabet olacak. Bu rekabetin şartlarını da Telekomünikasyon Kurumu düzenleyecek. Aycell'in hem Türk Telekom bayileri hem de PTT bayileri üzerinden hizmet vermesi planlandı. Aycell'in ayrıca kendi bayilik ağı da var, etkin bir bayilik ağı kuruldu. Türk Telekom açısından Aycell şu bakımdan önemli, rekabetçi bir piyasada Türk Telekom yer alıyor. Telekom'un 2004 yılında rekabete açılacağını düşünürsek, bugün Aycell'in bu rekabeti ve bu tecrübesi de Türk Telekom'a önemli bir değer sağlayacaktır. Bu bence son derece önemli. Hem kamu tekeli var, hem de özel sektörle rekabet ediyorsunuz. Bu çok güzel bir tecrübe paylaşımı olacak.

GSM operatörleri arasında yaşanan serbest dolaşım sorununa ilişkin düşünceniz nedir?

Telekomünikasyon Kurumu serbest dolaşımın esaslarını belirledi. Şirketlerin anlaşması gerektiğini ifade etti ama, şirketler anlaşamadılar. Telekomünikasyon Kurumu tekrar bir değerlendirme yapıyor. Serbest dolaşım meselesi bence kaynaklarımızın verimli kullanılması açısından önemli. Hem yatırım yapanın menfaatlerini korumak hem de yeni operatörlerin piyasaya girişinin engellenmemesi için, serbest dolaşım uluslararası seviyede kullanılan bir araçtır. Serbest dolaşım konusunda bir anlaşmanın sağlanması piyasada rekabet için önemli. Telekomünikasyon Kurumu bu konuyu yeniden değerlendiriyor. Serbest dolaşım konusundaki tarafları bir araya getirerek anlaşma yollarını arıyor. Bundan sonraki safhaları hep birlikte göreceğiz.

Yeni Telekom Yasası'yla Bakanlığınız ve Telekomünikasyon Kurumu'nun telekomünikasyon alanına ilişkin görevleri netlik kazandı. Bazı yetkilerinizi Kurum'a devrettiniz. Ancak düzenlemelerde iki kurum arasında görüş alışverişi ya da işbirliği sözkonusu oluyor mu?

Tabii. Netice itibariyle Telekomünikasyon Kurumu Ulaştırma Bakanlığı'yla ilişkilidir. Mali bakımdan özerktir ama, sektör olarak bizimle elbette bir istişare ortamı oluyor. Burada biz karar verme konumunda değiliz tabii. Ama sektörde ne oluyor, nasıl yapılıyor, bunlarla ilgili sürekli bir görüş alışverişi var. Zaten Telekomünikasyon Kurumu, hem kamu hem özel kurumlar arasında sürekli bir iletişimi sağlamak zorundadır. Piyasayı ancak bu şekilde düzenleyebilir. Bu görevinin bilincinde olarak hem bizimle hem de özel sektörle bu iletişimi sürekli sağlıyorlar. Biz de bu iletişimi hep temin ediyoruz. Dolayısıyla sektörün sıkıntıları olduğu zaman biz de Telekomünikasyon Kurumu'na iletiyoruz. Sağlıklı bir iletişim ağımız var.

Aralarında Telekomünikasyon Kurumu'nun da yer aldığı 5 düzenleyici kurumun gelirlerinden bütçeye toplam 100 trilyon lira aktarılması durumu, bu kurumların bağımsızlıklarını zedeler mi sizce?

Bu durumun kurumların bağımsızlığını zedeleyeceğini pek zannetmiyorum. Kurumların bir giderleri vardır, bir de gelirleri. Kurumlar kar etme yeri değil. Dolayısıyla harcamalarından fazla bir gelir sözkonusuysa bunu genel bütçe içerisinde değerlendirmeyi doğru görüyorum. Yapılan çalışma kurum gelirlerinden fazla olan kısmının değerlendirilmesidir. Ama şüphesiz bu devir, kurumların işlevlerini zorlaştırıyorsa, özerkliğe aykırılık teşkil edebilir. Ancak yapılan düzenlemenin özerkliğe aykırılık taşımayan ve fonksiyonların yürütülmesine engel olmayan bir kaynak aktarması olduğu söyleniyor. Aksi halde ciddi bir tehlike oluşur. Çünkü piyasaların düzenlenmesinde kurumlar fonksiyonlarını yerine getiremezlerse piyasa bozulmaları sözkonusu olabilir. Bu son derece tehlikelidir, ama bu safhada bunun, kurumsal işlevlerin yerine getirilebilmesi için önemli bir sakınca teşkil etmediğini düşünüyorum. Kaldı ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gelirlerin nereye ne zaman harcanacağı konusunda tek yetkili olduğuna göre bize düşen görev, TBMM'nin verdiği bu görev doğrultusunda sorumluluklarımızı yerine getirmektir.

Bakanlığınızın, bilgi işlem merkezinin kurulması ve Haberleşme Genel Müdürlüğü'nün yeniden yapılandırılması çalışmaları nasıl gidiyor?

Açıkçası arkadaşlar bunlarla ilgili çalışmaları bitirdiler, ama ben henüz bunları değerlendirip son şeklini verebilmiş değilim. Ulaştırma Bakanlığı'nda bir bilgi işlem merkezi yok. Haberleşme Genel Müdürlüğü haberleşme ile ilgili tüm yetkilerini Telekomünikasyon Kurumu'na devretmiş durumda. Ortada fonksiyonsuz bir genel müdürlük var. Genel Müdürlüğü iletişim teknolojileri, bilişim teknolojileri ve telekomünikasyon sektörünün bir takip merkezi olarak düşünüyorum. Bunlarla ilgili çalışmaları arkadaşlarım hazırladı. Beklememin sebebi; bütçe çalışmalarının tamamlanmasının ardından, bunları Meclis gündemine taşıma isteğimden kaynaklanıyor. Ulaştırma Bakanlığı'nın bu tür değişikliklere ihtiyacı var.

Telekomünikasyon sektörüne vermek istediğiniz yeni yıl mesajınız nedir?

Telekomünikasyon sektörü, bilgi ve iletişim sektörü Türkiye'nin geleceği için son derece önemli. Telekomünikasyon sektörünün Türkiye'nin geleceği açısından çok umut verici bir sektör olduğunu düşünüyorum. Coğrafik açıdan baktığımızda da Türkiye'nin bu konuda hem Doğu Avrupa ülkeleri, hem Orta Asya ülkeleri (Türk Cumhuriyetleri), hem de Kuzey Afrika ülkelerinde bu teknolojilerde önemli bir rekabet gücü kazanacağını düşünüyorum. Telekomünikasyon sektörü her zaman umut dolu bir sektördür ama; özellikle makro ekonomik sıkıntılarımızı çözeceğimiz önemli bir yıl olan 2002 yılında, telekomünikasyon sektöründe de çok umut verici gelişmelerin olacağını düşünüyorum. Türkiye'nin hem bugününe hem geleceğine hazırlık yapıyoruz. Sektörün rekabet gücüne ihtiyacı var. İnşallah bu sıkıntıları çözerek rekabet gücü yüksek bir Türkiye'de büyük pay sahibi olan bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünü oluştururuz. Umut doluyum.