Sayısal yayıncılıkta yerli üretime fırsat

Fatma Ağaç

Karasal sayısal yayıncılığa ilişkin çalışmalar bütün hızıyla sürüyor. Telekomünikasyon Kurumu, analog Mehmet GÜLŞENyayından, sayısal yayına geçiş sürecinde kullanılmak üzere TV yayıncılığı için yeni bir frekans planlaması yaparken, karasal sayısal yayıncılıkla ilgili çalışmaları Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK-Retük okunur) ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile koordineli yürütüyor. Telekomünikasyon Kurumu Spektrum İzleme ve Denetleme Dairesi Başkanı Mehmet Gülşen, 2007 yılında karasal sayısal yayıncılık için yetkilendirme yapılması konusunda hazırlıkların tamamlanmış olacağını; analog yayınların da 20015'te tamamen bitirilmiş olacağını belirtti. Gülşen, karasal sayısal yayıncılığa geçişte bütün vericiler ve kulelerin yeniden elden geçirileceğine işaret ederek, bunun için yeni bir altyapının da kurulacağını kaydetti. Bu altyapı için ciddi yatırımlar yapılacağını anlatan Gülşen, karasal sayısal yayıncılığın yerli üreticiler için bir fırsat olacağına işaret etti. Gülşen, Telekomünikasyon Kurumu'nun ARGE ve yerli yönetimin önünün açılmasını benimsediğini anımsatarak, sektörde birikimi ve bu alanda kapasitesi olan girişimcilerin takvim içerisinde örgütlenmelerini tamamlayıp; piyasaya verici cihazı arzedebileceklerini söyledi. Yerli üretime gidilmesi durumunda geçiş sürecinin maliyetlerinin minimize edilebileceğinin üzerinde duran Gülşen, böylece dış ödemeler dengesi açısından sorun yaratılmadan karasal sayısal yayıncılığa geçişin sağlanmış olacağını kaydetti. Gülşen, karasal sayısal yayıncılığa geçişin dünya genelinde bir pazar yaratacağının üzerinde durarak, yerli üreticileri bu anlamda da desteklemeye ve teşvik etmeye çalıştıklarını söyledi. Gülşen, “Telepati”nin konuya ilişkin sorularını şöyle cevaplandırdı:

Karasal sayısal televizyon yayıncılığına ilişkin ITU tarafından gerçekleştirilen RRC-06 Konferansları ve bunların sonuçlarından söz eder misiniz?
Frekansın, ülkelerin sınırlarını aşacak şekilde kullanılması gerektiğinde; ilgili ülkelerin Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin (ITU) belirlediği kurallar çerçevesinde koordinasyon denilen bir uzlaşma işlemini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Koordinasyon diğer bir ifade ile ülkelerin sınırlarında frekans kaynağının ülkeler arasında hakkaniyetli paylaşılma mekanizmasıdır. Radyo ve televizyon yayınları görece yüksek güçlerle ve bir noktadan geniş bir alana yapıldığından; hem koordinasyon ihtiyacı daha çok ön plana çıkmaktadır hem de uzlaşma süreci zorlu geçmektedir. Avrupa ülkelerinin karasal sayısal yayıncılığa geçmekte son derece istekli olmakla birlikte bunun henüz sağlanamamasının nedeni olarak; ülkelerin görece küçük yüzölçümleri nedeniyle etrafındaki çok sayıda ülke ile koordinasyon yapması ve başarı sağlamasının gerekmesi ancak bunun da zor olması gösterilmektedir. Koordinasyon süreci tamamlanmadan diğer ülkelerde de ülkemizde de frekans planlarının sonuçlandırılması, karasal yayıncılık için fiilen yetkilendirme, frekans tahsisi yapılması mümkün olamamaktadır. Bu yüzden koordinasyon son derece önemli bir aşama olarak değerlendirilmelidir. Bu sorun sadece günümüzün değil geçtiğimiz yılların da önemli handikaplarından olmuştur. Sorunun üstesinden gelmek amacıyla ITU tarafından geçmişte analog yayıncılık için ilgili ülkeler bir konferans ortamında bir araya getirilmek suretiyle; 1961 yılında Avrupa Yayın Sahası için Stockholm 61 (ST-61) Anlaşması, 1989 yılında da Afrika Yayın Sahası için Cenevre-89 (GE-89) Anlaşması hayata geçirilmiş ve koordinasyon problemleri topluca ve kolayca çözümlenmiştir. Takip eden süreçte de yayıncılık için işleyen ve etkin bir düzenleme ortamı sağlamıştır. Benzeri şekilde ITU tarafından bu defa karasal sayısal yayıncılık için ilk oturumu RRC-04 10-28 Mayıs 2004, ikinci oturumu RRC-06 ise 15 Mayıs-16 Haziran 2006 tarihleri arasında İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan Bölgesel Radyo-Komünikasyon Konferansı (RRC) düzenlenmiştir. Avrupa, Afrika yayın sahaları ile İran İslam Cumhuriyetinden oluşan çok daha geniş bir bölgedeki ülkeler; başka bir ifade ile ITU üyesi toplam 198 ülkenin 118'inin 1042 temsilcisi bu Konferansta bir araya getirilmiştir. Radyo ve Televizyon kanal ve frekansları da dahil tüm frekans ve bantlarda koordinasyon görevi Kurumumuz uhdesindedir. Aynı şekilde Ülkemizi ITU'da temsil görevi de Kurum'umuza verilmiştir. Bu nedenle Kurumumuz, RRC konferanslarına ülkemiz adına resmi temsilci olarak katılım sağlamakla birlikte; gerek konferansların öncesinde ve gerekse konferansların fiili süreçlerinde, RTÜK ve TRT ile müşterek çalışılmış ve katılım sağlanmıştır.
RRC-06 sonuçlarını şöyle özetlemek mümkündür:Karasal Sayısal Televizyon (DVB-T) için VHF Bant III (174–230 MHz) ve UHF Bant IV/V (470–862 MHz) de ITU 1. ve 3. Frekans Bölgeleri (İran İslam Cumhuriyeti dahil) için planlama yapılmıştır. Ayrıca VHF Band III içinde, Karasal Sayısal Radyo (T-DAB) için planlama yapılmıştır. Yürürlükteki ST-61 ve GE-89 Anlaşmaları karasal sayısal yayıncılığın uygulama ihtiyaçları doğrultusunda revize edilmiştir. Ülkemizin bulunduğu yayın sahasında analog televizyon yayınlarından UHF banttakilere en geç 2015, VHF banttakilere de, en geç 2020 yılına kadar son verilmesi kararlaştırılmıştır. Ülkemiz etrafındaki 21 ülke ile fiili müzakere yapılmış, Ülkemiz adına talep edilen 1085 frekanstan 1052 adeti alınmak suretiyle toplamda yüzde 97 başarı sağlanmıştır.

Telekomünikasyon Kurumu, yeni bir frekans planlamasına neden ihtiyaç duydu? Yeni planlama ne zaman yapıldı?
ITU düzenlediği RRC-06 Konferansları sonrasında, ülkelerin kullanabilecekleri frekans stokları belli olunca, her ülke kendi frekans planını daha gerçekçi yapmaya başladı. Biz de frekans planı çalışmamızı yaptık ve 2006 Ekim ayı sonunda teslim ettik. Türkiye'nin hangi noktalarında yayın yapılacağı ve buralarda hangi frekansların kullanılacağı belli oldu. RTÜK de yetkilendirme yaparken, bu frekansları tahsis edecek. Bu ciddi bir teknik altyapıyı gerektirdi. Bu anlamda Türkiye'nin sayısal haritalarından yararlanıldı. İlgili yazılımlar kullanıldı. Gerçek hayatta uygulamaya konulduğunda başarısı oldukça yüksek olacak bir plan ortaya koymaya çalıştık. Bu planları RTÜK'e Haberleşme Yüksek Kurulu'nun (HYK) onayından sonra vereceğiz. Sayısal yayıncılığın getireceği temel farklılıklar var. Sayısal yayıncılık temelde günümüzdeki geniş bant teknolojilerinin bir altyapısı olacak. Geniş bant erişim teknolojilerinde bazı hizmetleri verirken; ihtiyaç duyulan altyapılardan biri de karasal sayısal televizyon altyapısı olacak.

Türkiye'de Frekans Planları nasıl ve neye göre yapılıyor?
Yasal mevzuata bakıldığında 2813 Sayılı Telsiz Kanunu ile Telekomünikasyon Kurumu (TK/Te-Ke okunur) elektronik yolla yapılan her türlü telekomünikasyonu düzenlemekle görevli kılınmıştır. Bununla birlikte 3984 sayılı yasa ile de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'na (RTÜK/Re-Tük okunur) münhasıran radyo ve televizyon yayıncılığı ile ilgili düzenleme yapma görevi verilmiştir. Halihazırda analog yayınlar ile ilgili olarak yayıncılık lisanslarının verilmesi yanında, yayıncılara frekans ve bantların tahsis edilmesi, verici cihaz ve sistemleri için sistem kurma izinlerinin verilmesi gibi hizmetin tüm aşamaları ile ilgili düzenleme ve uygulama görevlerinin de bulunduğu görülmektedir. Bu çerçevede frekans planlarının yapılması görevi de RTÜK'ün uhdesindeyken, 4756 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu; 3984 sayılı yasanın 24 üncü maddesi uyarınca frekans planlarının yapılması görevi Kurumumuza verilmiş, ancak tahsis yetkisi yine RTÜK'de bırakılmıştır. Verilen görev analog ve sayısal karasal radyo ve TV için ulusal frekans planlarının, Kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 6 aylık sürede tamamlanması, onaylanmak üzere Haberleşme Yüksek Kuruluna (HYK) sunulması, HYK tarafından onaylanan planların uygulanmak üzere RTÜK'e gönderilmesi şeklindeydi. Nitekim belirtilen limitli süreye uymak kaydıyla planlar Kurumumuzca hazırlanmış ve HYK'na sunulmak üzere Şubat 2003'de gönderilmiştir. Bundan sonraki süreçte HYK toplantılarında süratle karasal sayısal yayıncılığa geçilmesi, düzenlemelerin ve frekans tahsislerinin bu alanda yapılması, analog yayıncılığın devam ettiği sürede RTÜK tarafından 3984 sayılı yasanın Geçici 6'ncı maddesine göre sürdürülmesi kararı verilmiştir. Bu çerçevede Kurumumuzun hazırladığı analog karasal radyo ve TV planlarının kabul edilmesi ve hayata geçirilmesine ihtiyaç kalmamıştır. O dönemde yapılan karasal sayısal frekans planı 19 kamu kuruluşunun katılımıyla hazırlanan ve RTÜK tarafından HYK'na sunulan ‘Sayısal Konsept (Kavram) Raporu' ile öngörülen yaklaşım çerçevesinde; analog yayınların devam ettiği, ancak deneme olarak UHF 61-69 arasında karasal sayısal yayınların yapıldığı paralel yayın (simulcast) dönemi için hazırlanmıştı. Burada amaç koordinasyon sürecinin tamamlanmadığı, analog yayınlara son verme tarihinin belli olmadığı, hatta kullanılacak teknolojiye kesin karar verilemediği dönem için ülkemizin bu konuda gelişmeleri takip edebilmesi olarak özetlenebilir.

Ülkemizde karasal sayısal TV yayıncılığına geçiş kararı ne zaman ve nasıl verildi?
Karasal sayısal TV yayıncılığına geçiş politika kararı 29 Mart 2005 tarihli HYK toplantısında alınmıştır. Denemenin ötesinde fiili olarak karasal sayısal yayıncılığa geçiş için ülkemizin politika kararının HYK tarafından oluşturulması ile birlikte; TV için ayrılan bütün frekanslarda, RRC sonuçlarını da gözeten bir planın yeniden yapılması gerekli olmuştur. Daha sonra HYK'nın 24 Mart 2006 tarihinde yapılan toplantısında karasal TV yayıncılığı için fiili geçişte kullanılmak üzere frekans planlarının Ekim 2006 sonuna kadar Kurumumuzca yeniden yapılması kararı alınmıştır. Halen çalışmalar öngörülen takvime uygun ve yine RTÜK ve TRT ile koordineli olarak sürdürülmektedir. Ülkemizin tamamını kapsayan sayısal yükseklik haritaları üzerinde, ITU'nun 1546 sayılı Tavsiye Kararındaki teknik ve yaklaşımlar kullanılarak bilgisayar ortamında gerçekleştirilen kapsama simülasyonları ve analizleri ile bu planlar Telekomünikasyon Kurumu'nun deneyimli uzmanları marifetiyle hazırlanmaktadır. Planlar ile yayın yapılacak emisyon noktaları, burada kule yerden yükseklikleri, kullanılacak frekanslar, güç, koruma oranı, vb. teknik parametreler verilmektedir. Planların geçerliliğinin belirlenmesi için ayrıca saha ölçümlerinin yapılması önem arzetmektedir. Halen TRT tarafından Ankara, İstanbul ve İzmir'de yapılmakta olan deneme yayınları üzerinden ve zaman zaman TRT'nin de katılımıyla ölçümler gerçekleştirilmektedir. Analog yayıncılıkta yakın ya da kısmen üst üste binen kapsama alanlarında aynı veya enterferans (parazit) ilişkili yakın frekansların kullanılması imkanı bulunmazken; sayısal yayıncılık teknolojisinde Tek Frekans Şebekesi (SFN) denilen teknik kullanılarak aynı frekansların daha geniş kapsama alanları ve daha etkin kapsama oluşturulmasında aynı kapsama alanı içinde birden çok emisyon noktasında kullanılması mümkün olmaktadır. Bu itibarla planda mümkün olan durumlarda SFN kapsaması öngörülmüş bunun mümkün olmadığı durumlarda ise MFN denilen kapsama alanları oluşturulmuştur. İleriki yıllarda karasal sayısal yayıncılığın asıl hedefindeki mobil ve portatif kullanım şartları oluştuğunda ve bu amaçla diğer elektronik haberleşme teknolojileri ve servisleri ile yakınsama olgusu gerçekleştiğinde, çok sayıda ve görece düşük güçlü vericilerin kapsama alanlarına eklenmesi ve yerleşimlerde etkinliği daha homojen hale gelmiş kapsamaların oluşturulması söz konusu olacaktır.

Karasal sayısal TV yayıncılığına ilişkin yetkilendirme ve düzenleme görevi hangi kurum ya da kurumlarda?
Radyo ve TV yayıncılığının sayısala geçişle birlikte tamamen farklı bir kavrama bürünmesi ve bu zincir içindeki telekomünikasyon hizmetleri nedeniyle, RTÜK ile birlikte Kurumumuzun da düzenleme faaliyetlerinde yer almasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle Kurumumuzun frekans planları dışında düzenleme alanında da faaliyetleri bulunmaktadır. Halihazırda Yetkilendirme Yönetmeliğine gerekli eklemeleri yapmış ve halen ortak anten tesisleri konusunda da düzenleme çalışmalarını sürdürmektedir. 3984 sayılı RTÜK yasasının 4756 sayılı yasa ile değişik Ek-1'nci maddesi gereğince TRT'ye ortak anten tesislerini tek başına ya da bir özel şirket ile ortaklaşa kurma ve işletme görevi verilmiş bulunmaktadır. Bu hüküm çerçevesinde çeşitli çalışmalar yürütülmekle birlikte henüz sonuçlanmış değildir ve bu durum çeşitli belirsizliklere yol açmaktadır. TRT tarafından bu görev bir şekilde gerçekleştirilemez ve yasalarla yeniden Kurumlar için bir görev tasnifi yapılmaz ise; yukarıda bahsedilen zincirdeki işler için bir model belirlenmesi (piyasa ve rekabet koşulları gözetilerek zincirdeki işlerin bir yada birden çok işletmeciye mi verileceği, işletmeci sayısının sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağı, vb. kararların oluşturduğu model), bu modele uygun olarak düzenlemelerin tamamlanması ve yetkilendirmelerin yapılması, bütün bunların da öngörülen takvim içinde yetiştirilmesi gerekecektir. Dolayısıyla, piyasadaki netleşmelere bağlı olarak ve halihazır mevzuat çerçevesinde Kurum'umuzun, RTÜK ile müştereken bu ortamı gerektiği gibi düzenlemek amacıyla müşterek hareket etmesi söz konusu olacaktır.

Analog yayıncılıkla, karasal sayısal yayıncılık arasındaki farklardan söz eder misiniz? Sayısal yayıncılık ne gibi avantajlar sağlıyor?
Karasal sayısal TV yayıncılığı iş modeli olarak analog yayıncılıktan ciddi şekilde farklıdır. Halihazır mevzuata göre analog yayıncı içerik üretebilir, bunu verici noktalarına iletebilir, kendi vericilerinden bu yayını yapabilir, frekans tahsisi de bu yayıncının münhasır kullanımı için kendisine yapılır. Buna göre örneğin, UHF bantta 8 MHz genişliğindeki bir kanaldan sadece bir program yayını yapılabilir ve bu kanalın kullanımı sadece bir yayıncıya verilir. Bunun sonucunda da, tepelerdeki çok sayıda kulenin bulunduğu görüntü ortaya çıkmaktadır. Karasal sayısal TV yayıncılığında ise, kanal genişliği aynı kalmakta ancak sıkıştırma teknikleri kullanılarak, içine birden çok program bindirilmektedir. Bu örneğin standart tanımlamalı yani MPEG 1 çözünürlüğünde yayın yapılması durumunda aynı kanaldan 4 programın yayınlanabilmesi anlamına gelmektedir. Daha önceki bölümlerde belirtildiği şekilde yakınsama olgusu nedeniyle TV yayını dışında etkileşimli (interactive) TV, İnternet, data hizmetleri gibi diğer içeriklerin de sunulması gerektiğinde yayın da dahil bir içerik paketleme ihtiyacı çıkmaktadır. Buna, ‘multiplexing' ya da çoklama diyoruz. Bir kanala dört ayrı yayıncının TV içeriği verdiği, başka işletmecilerin diğer içerikleri sağladığı durumda; yayıncı sadece içerik sağlayan konumunda olmakta ve çoklama işinin ayrıca yetkilendirilen bir işletmeci ya da işletmeciler eliyle yapılması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan içeriğin iletilmesi, bunların emisyon noktalarında kurulacak ortak anten tesislerindeki vericiler ile yayımının yapılması ile çoklama işinin devamında diğer başka hizmetlerin de yapılandırılması gerekmektedir. Bu zincirdeki işler tek işletmeci ya da birden çok işletmeci tarafından sunulacak şekilde düzenlenebilir. Buna göre örneğin artık frekans tahsisi yapılan taraf, bizzat TV yayıncısının kendisi değil ortak anten verici tesisinin işletmecisi olacaktır.

Karasal sayısal yayıncılık dönemi ne zaman başlayacak?
Kurumumuz tarafından frekans planları HYK Kararında öngörülen şekilde Ekim 2006 sonunda onaylanması amacıyla HYK'na sunuldu. Böylece diğer düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve TRT tarafından kurulacak şirket konusunun da çözümlenmesi halinde; daha önce hedeflenen şekilde 2007 yılı itibariyle karasal sayısal yayıncılık için yetkilendirme yapılması hususunda kamu tarafında hazırlıklar tamamlanmış olacaktır. En son 27 Eylül 2006 tarihinde olağan toplantısını yapan HYK faaliyetleri gözden geçirmiş ve sürecin işleyişini değiştirecek herhangi bir yeni karar alma ihtiyacı duymadığından takvimin işleyişinde farklı bir beklenti olmadığı değerlendirilmelidir. HYK tarafından tanıtım fonksiyonunun yerine getirilmesi, teknik birikim oluşturulması için gerekli görülen on il merkezinde daha deneme yayınlarına geçilmesi kararı 2007 içinde sonuçlandırılacaktır. Planların geçerliliğinin sınanması amacıyla Kurumumuzca yapılmakta olan ölçümler bu yayın imkanları üzerinden sürdürülecektir. Karasal sayısal TV verici altyapısı salt TV içeriğinin sabit, mobil ve portatif uçlara eriştirilmesi ve daha yüksek görüntü ve ses kalitesi sağlaması amacıyla değil aynı zamanda ucuza başka telekomünikasyon hizmetlerinin de sunulması için bir geniş bantlı erişim altyapısı olarak önem arzetmektedir. Bu nedenle, TV yayıncılığı yanında diğer hizmetler için de piyasanın oluşturulması faaliyetlerinin sürdürülmesi gerekmektedir. Kurumumuz açısından özellikle televizyon yayıncılığı dışındaki diğer telekomünikasyon hizmetleri nedeniyle faaliyetlerin sürdürülmesi gerekli olacaktır. Kurumumuzun temel stratejilerinden olmak üzere telekomünikasyon alanında yerli ARGE, üretim ve innovasyon çalışmaları desteklenmektedir. Karasal sayısal yayıncılık ile analog yayıncılıkta kullanılan verici cihazlarının teknik yetersizlikleri ve ekonomik ömürlerini doldurmuş olmaları nedeniyle; sayısal yayıncılığa geçişte çok sayıda yeni verici cihaz gerekecek olup bunların yerli imkanlarla üretilmesi ve idamesinin sağlanması için gayret gösterilmektedir. Ayrıca faaliyetini devam ettirdiği sürece analog yayıncılıkta bazı iyileştirmelerin yapılması hususunda RTÜK ile birlikte yürütülen çalışmalar da bu süreçte devam edecektir.

Sayısal yayıncılık iş modelinden biraz söz eder misiniz?
Sayısal yayıncılık iş modeli; bu yapının içinde yayıncı içerik üreten kişi, bundan sonraki süreçte değişik telekomünikasyon hizmetlerinin de veriliyor olması lazım. Bu ortak anten işletmeciliği olarak özetlenebilir. Üç temel görev var; bu görevler bir tane işletmeciye de verilebilir. Birden çok işletmeciye de ayrı ayrı verilebilir. Ya da işletmecilerin sayısı sınırlanabilir ya da sınırlanmayabilir. O konuda çalışmalar henüz devam ediyor. Kanunda TRT'ye verilmiş bir görev var. Görev itibariyle bir düzenleme altyapısı mevcut olmakla birlikte belki ileri ki günlerde bu revize edilebilir. Kurum olarak biz bu alanın düzenlenmesinde verici noktalarının, ortak anten tesislerinin kurulup işletilmesiyle ilgili de düzenleme çalışması yapıyoruz. Gene bu yapının içerisinde ama televizyon yayıncılığının dışındaki konuları; telekomünikasyon hizmetlerini (İnternet, veri hizmetleri var) kurumumuz yetkilendiriyor. O yetkilendirmelerin o telekomünikasyon hizmetlerinin yayıncılıkla örtüşmesini sağlamak üzere de bazı tadilatlar gerekli olacak. İletim kısmında da zaten kurum yine görevli. Kurumun plan dışında bu faaliyetleri düzenlemeye yönelik çalışmaları devam ediyor. Düzenleme eksikleri giderildiği takdirde 2007 yılından itibaren yetkilendirmenin yapılmasına dair süreç baştan öngörülmüştü. Eğer bu düzenlemeler gecikirse belki bu biraz ötelenebilir ama buna yayıncı da hazırsa hemen 2007 yılı itibariyle doğrudan yetkilendirme yapılması mümkün olur. Fakat buradaki belirsizlikten dolayı; net olarak söylenebilecek tek şey var; 2007 yılı içinde şu an Ankara, İstanbul, İzmir'de yapılan deneme yayınlarının artı 10 ile daha genişletilmesi sağlanacak. 10 ile daha genişletildiği durumda; toplam 13 il de sayısal yayınlar tüketici tarafından alınabilir, izlenebilir olacak. Tüketiciler, basit bir cihazla hale hazırda kullandığı televizyonlarla bu yayınları alabilecek.

Analog yayıncılıktan sayısal yayıncılığa geçişte ne gibi güçlükler yaşanır?
Düzenlemenin tamamlanması ve yayıncıların buna hazır olmasına bağlı; değişik faktörler burada etken olacak diye gözetmek lazım. Hakikaten çok kolay bir iş değil bu; Türkiye'nin siyah-beyaz yayından renkliye geçtiği kadar (o geçiş bile çok kolay olmamıştı) kolay olmayacak. Çünkü kabuk değiştirmek sözkonusu; şu an klikleşmiş olan yayıncılık modelini ortadan kaldırıp, yeni bir şey ortaya koymak sözkonusu. Altyapı olarak şu an ne varsa atıp; yenisini yapmak sözkonusu. Ciddi yatırımlar sözkonusu. Böyle bir kabuk değiştirme sürecinin hazmedilmesi önemli. Hem RTÜK tarafında hem de Telekomünikasyon Kurumu tarafında bunların 2007 yılı içerisinde ciddi bir şekilde netleşeceğini düşünüyorum. Bu alandaki düzenlemelere ilişkin duyurular 2007 yılı içerisinde yapılıyor olacak. Bu asgari deneme yayınları diğer taraftan işin toplum tarafından algılanmasını da sağlayacak. Tüketici olarak; sayısal yayıncılığa geçiliyor da bana ne sağlayacak ne kazandıracak? Bana sadece yeni bir masraf kapısı mıdır? Sorularının cevaplanması için de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Deneme yayınlarıyla birlikte bu süreci de yaşayıp göreceğiz hep birlikte.

Toplum bunu ne kadar algılayacak ne kadar kabullenecek?
2007'de normalde kamu böyle bir politika kararını veren taraf olarak, düzenlemeleri yapan taraf olarak bu işte yer alacak. Yayıncı kendini yeni bir noktaya taşıma zorunda olan taraf olacak; yeni bir yapılanma geçirmek zorunda olan taraf. Öbür taraftan tüketici, yeni bir hizmet oluşacak bunu alacak, yararlanacak; kendini buna hazırlayacak. Bu üç unsur 2007 yılında bir araya gelecek. Birbirini algılamaya, birbirini tanımaya başlayacak. Uluslararası Telekomünikasyon Kurumu (ITU) tarafından yapılan bölgesel konferansta alınan karar gereği; 20015'te UHF bant için, 2020'de de VHF bant için analog yayınlara son verme kararı var. Dolayısıyla bizi bağlayan tarih bu. Fakat Avrupa ülkeleriyle birlikte ülkemizde de bu sürelerin beklenmesi yerine analog yayınlara daha erken son verilmesi düşüncesi var. Ülke olarak, bu durumda 2008-2010 arasında yeni bir tarih belirlemek için kendimize bir hedef koymuş durumdayız. Yeni yayıncılık beraberinde değişik hizmetleri de getirmiş olacak. Yayının kalitesi artıyor, daha net daha izlenebilir bir. Kapsama etkinliği artacak. Sabit kullanıcılar daha iyi antenlerle yayınları doğrudan alabiliyor olacak. Geniş bant erişim teknolojilerinin genel çoğunluğunda olduğu gibi bu da daha çok mobile uygun kullanımı hedefleyen bir hizmet, bir altyapı. Şu anki gelişim itibariyle, sabit kullanıcı ihtiyaçlarını karşılamak üzere ilk doğumu gerçekleşecek bu işte; daha sonra mobil kullanıcının ihtiyaçları karşılanacak. İlk aşamada zaten kablosuz diz üstü bilgisayarlardan da televizyon izlenebilecek. Temel hedef daha küçük mobil telefon cihazın ekranında televizyon izlenebilmesi. Her GSM abonesinin bir de televizyon izleyebildiği bir durum olacak. Aslında ciddi bir Pazar var. GSM şebekeleri üzerinde de artı bir takım eklentiler yapmak gerekecek. Sayısal karasal yayıncılığı kimlerin (mevcut yayıncılar mı? Telekomünikasyon işletmecileri mi? GSM operatörleri mi?) yapacağı daha sonra yapılacak yetkilendirme ve düzenlemelerde belli olacak. Mobil haberleşmeyle, televizyon yayıncılığının birbirinin içine ne kadar gireceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Avrupa ülkeleriyle aynı zamanda bunu biz de yaşıyor olacağız.

Mevcut yayıncıların bu işe pek istekli olmadıkları belirtiliyor? Bu doğru mu neden?
Bu işin sıralamasına bakarsak öncelikle; kavram çalışmasıyla oluşturulmuş bir rapor var. Bu aslında ağırlığını kamu kuruluşlarının oluşturduğu bir çalışma. Bunun dışında, Haberleşme Yüksek Kurulu'nun sayısal yayıncılığa geçilmesine ilişkin bir kararı var. Bu da yine kamu tarafında olan bir politika kararı. Normalde politika kararları tabi ki düzenleyici organlar tarafından verilir. Ya da ülkemizde politika belirleme görevi Ulaştırma Bakanlığı'na verilmiş durumda. Birçok yeni durumda şöyle oluyor; piyasa kendi içerisinde yeni teknolojilere olan talebi algılayıp; kamu tarafını zorluyor. Piyasa bazen önde oluyor. Diyor ki şu hizmetlerin yanına şunu da koyarsak; bunu da almaya hazır bir kitle var. Sayısal yayıncılıkta politika kararları falan belirlendi; kamu tarafında bu süreç gerçekleşti ama piyasadan çok bu anlamda bir talep gelmedi. Yayıncı böyle bir karardan önce ben sayısal yayıncılığa geçmek istiyorum demedi. Türkiye'de şu anki yayıncılık olgusunun bütünüyle buna karar vermesi gerekir. Yayıncılar belki kendilerini sayısal yayıncılığa geçiş için şu aşamada hazır görmüyor. Ya da zamanlamayı belki uygun bulmuyor. Ama önümüzdeki süreçte bu üç grubun (düzenleyici, yayıncı, tüketici) birbiriyle birleşmesi daha işlerlik kazandığında konu daha iyi algılanacak. Planlar, hedefler daha öne çekilecek diye düşünüyorum. Yayıncıları çekmek için; zaten 2015 yılı herkesi bağlıyor. 20015'den sonra analog yayın yapılamayacak. Geçiş dönemine girip o tarihe kadar bir biçimde hazır olmamız lazım. AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeyiz oradaki hedeflere de kendimizi angaje etmek zorundayız. AB'deki hedeflere bakıldığında 2015'den önce bir zorunluluk var. 2007'den itibaren özellikle özel yayıncıların deneme yayınlarıyla birlikte bu sürecin içerisinde daha etkin yer alacaklarını beklemek lazım. Belki de 2015'i beklemeden daha erken bir tarihte geçişi yaşarız. Hemen düzenlemeler biter, yetkilendirmeler yapılır; tahsisler yapılır, vericiler kurulur ve yayına geçilmiş olur.