Telepati yazarsa, doğrusunu yazar... Hem de yıllar öncesinden bugüne kadar, ısrarla!

Merih IŞIN


Başka konularda da, aylar öncesinden, yıllar öncesinden, hatta dokuz sene öncesinden yazdığımız doğrular ve haberler var. Sadece, takip edenler bilir.

ALIN işte, bir yenisi daha:

Tarih: 1 Mart 2004. Sabah Gazetesi'nin 7. sayfasında, Timur Sırt Cannes'den bildiriyor. Başlık:“Çalıntı telefonla aloya son”.

Konu, gerçekten çok önemli. Haber de doğru. Her yıl Fransa'nın Cannes şehrinde düzenlenen, GSM Kongresinde bu yılın önemli kabul edilen konularından bir tanesi: bütün ‘cep telefonları'nın değil de, sadece GSM telefonlarının operatör firmalar tarafından takip ve kontrolü. Sonuç mu? GSM operatörü firmalar, telefonları EMEI denilen sistem numaraları ile takip ederlerse; GSM telefon hırsızlığı önleniyor, istatistiki bilgiler kesin sonuç veriyor, vergi kaçağı gibi bir sorun kalmıyor, kaçak telefon gibi bir konu ortadan kalkıyor, hatta ve hatta bugünlerde % 70'e yakın olan son kullanıcı üzerindeki vergi yükü azalırken, satılan resmi telefon sayısı gerçek rakamı bulduğu için, satın alma bedeli düşerken teknik servis bakım ücretleri ve aksesuar fiyatları aşağı doğru seyrediyor.

Bunlara ilaveten; bir de devlet, operatör ve resmi telefon dağıtıcı kurumlarımızın toplu ek geliri söz konusu. Kaçak kabul edilen telefonlara bir şekilde bir bedel ödendiğine göre, onlar artık milli servet. Bu durumda, milli sevetimizin korunması doğrultusunda harcanan bedelin yeniden ekonomimize kazandırılması için ne yapılabilir? Bir kerelik bir af çıkartılır, belirlenen noktalara ödenecek yasallaştırma bedeli karşılığı, telefonların EMEI numaraları sisteme tanıtılır, ödenen bedel; Devlet, operatör ve resmi dağıtıcılar arasında hakkkaniyetle paylaştırılır. Daha ne olsun?

Kaybeden yok! Yabancıların deyişiyle, “Kazan-kazan” projesi.

Ve bütün bunlar için hiç bir kuruluş ilave bir harcama yapmıyor, sadece eldeki mevcut olanakları kullanıyor. Yani, diğer ülkelerde de olduğu gibi, Türkiye'de de zaten mevcut olan; her satılan GSM telefonun, EMEI denilen seri numarasına karşılık gelen telefon ve seri numarası kayıt altına alınıyor.

İyi de, bugüne kadar neredeydiniz? Sizleri bilmeyiz ama Telepati buradaydı. Yıllardır söylüyoruz ve yaklaşık iki senedir yazıyoruz. Yazmakla da kalmıyoruz, Telekomünikasyon Kurumu nezninde girişimlerimizi sürdürüyoruz. Kaç toplantı yapıldı bugüne kadar, yeni kuruluş aşamasında görev verdik AKP Hükümetine ama, hala aynı yerdeyiz.

Bakın hangi tarihte neler yazmışız:

Tarih: Eylül 2002, Telepati,

Sayı:84, Sayfa:8

GSM telefonların IMEI numarası çok mu önemli?

Belki birçok kişi konuyu yeniden gündeme getirmiş olmama sinirlenecek ama, seçim arefesinde işbaşı yapacak yeni Hükümetimize bir hatırlatma olur düşüncesiyle tekrar kaleme almak istedim.

GSM sektörü, telekom sektörünün bir alt sektörü ve henüz çok genç. Sürekli ve hızlı bir büyümenin içindeki bu 2.5 kuşaklık sektörün en gözle görülür elle tutulur ürünü ise, telefonlar. IMEI, yani (International Mobile Equipment Identifier) denilen seri numarası ile takip edilen bu teknolojik oyuncaklar, ülkemizde ilk görüldüğü 1994 yılından bu yana, 9 milyon Lira ile 2000 ABD Dolar'ı arası bedellerle son kullanıcıya teslim edildi.

GSM sisteminin ilk başlatıldığı günlerde, vatandaşın elinde daha önceden temin ettiği tek telefon veya tek hat olmadığı için, hatsız telefon ya da telefonsuz hat satılmıyordu. Ayrıca, yasalar gereği de sistem böyle pazarlanıyordu. Bu pazarlama tekniğinin altında çok önemli birkaç neden yatıyordu.

Birincisi; yasal yollardan ithal edilenler dışında, pazara telefon girişi engelleniyordu. İkincisi; ithal edilen telefon miktarı tam olarak takip edilebiliyor, istatistiki bilgilerde en ufak bir yanılma payı bile olmuyordu. Üçüncüsü; yasal yollardan ithal edilen telefonlar, GSM operatörü firmalar tarafından da kayıt altına alınıyor, kayıt ve yer tespiti konularında kullanılabiliyordu. Her telefon kayıtlı olduğu için, vergilendirme sorunu olmuyor, devlet ithalattan olsun KDV'den olsun vergilerini daha kaynakta tahsil ediyor, herhangi bir kayba uğramıyordu.

Zaman geçtikçe ve sistem yaygınlaştıkça, çok ucuz satılan çalıntı, ikinci el ve kaçak telefonların pazarda yerini aldığını gördük. Türk'ün pratik zekasına dayanamayan sistem çökmüş, tek hat veya tek telefon satışları hızla artmıştı. Bu da istatistiki verileri güvenilmez hale getirdiği gibi, gerekli olması halinde bile telefonların takibini olanaksız kılıyordu. Fakat bunlardan çok daha önemli ama, açıkça görülemeyen başka bir sonuca kimse dikkat etmiyordu: Vergi kaçağı.

AB ve dünya standartlarının çok üzerinde bir vergi yükü ile çalışan ülkemiz sistemi, neredeyse %50'lere ulaşan bir vergi kaçağı yaratmıştı.

Şimdi aklımıza şu soru geliyor: Acaba yeni Hükümet yasalara göre olması gerektiği gibi, mobil telefonların IMEI numarası ile takip edilmesini sağlayıp, pazara kaçak telefon girişini engelleyebilir ve hatta buradan elde ettiği vergi kazancını GSM sistemine aktararak, sistem üzerindeki vergi yükünü dünya ülkeleri seviyesine indirebilir mi? Sistemin ucuzlaması ile, kullanımı yaygılaştırarak hem telekom pazarına, hem makro ekonomiye hem de toplanan vergiye olumlu bir katkı sağlayabilir mi?

Hükümet kim olacaksa, bu da telekom sektörünün kendilerine verdiği ilk “Ev ödevi” olsun.

Tarih: Eylül 2003, Sayı:96, Sayfa:8

GSM telefonların IMEI numarası işe yarıyormuş...

Geçen yıl Eylül 2002, 84.sayımızın yine bu sayfasında konuyu gündeme getirmiş, ‘GSM telefonların IMEI numarası, ne işe yarar?' başlığını atmıştık. Yapılacak yeni seçimler sonrasında kurulacak hükümete, telekom sektörünün ilk “ev ödevi”ni vermiştik.

1994 yılında oluşan GSM sektörünün, son kullanıcılarını direkt olarak ilgilendiren bölümü olan GSM telefonlarının yasalar ve yönetmelikler gereği hatsız, GSM hatlarının telefonsuz satılmadığı günlerden bugüne gelirken, nasıl gelişmeler yaşamıştık sektörümüzde?

Dokuz sene önce; GSM telefon satış bedelleri yaklaşık 2.000 Dolar, vergi oranı da toplam yüzde 40'lar seviyesindeydi. Bir ara 9 milyon Lira'ya kadar düşen bedellerle satılan el terminalleri, bugünlerde alt-orta ve üst sınıf modeller olarak belirli aralıklarla fiyat istikrarını yakaladı. Ancak, yaşanılan deprem felaketinden sonra başta ‘geçici' olduğu söylenen fakat kalıcı hale getirilen ve oranları artırılan diğer çeşitli vergiler ile sektörün üzerindeki vergi yükü dünyanın en yüksek ve inanılmaz oranlarına vardı. Yüzde 70'lere varan vergi yüküyle birlikte telekom sektörü, ülkemizin altın yumurtlayan lokomotifi haline geldi. O tarihlerde her hat karşılığı bir telefon satıldığı için, kaçak telefon diye birşey yoktu. Tabii ki vergi kaçağı da oluşmuyordu. Satış rakamları gerçek pazarı yansıtıyor, istatistiksel değerler de yüzde yüz doğruyu veriyordu. Ülkemize yatırım yapmak isteyen yabancı sermaye, kolaylıkla erişebildiği güvenilir ve doğru bilgilere göre karar verebiliyordu. GSM operatörlerimizin kullandıkları teknoloji sayesinde de, IMEI numarası belli olan telefonların yer tespiti kolayca gerçekleşiyor, telefon gasp ve çalıntı olayları minimumda gerçekleşiyordu.

Bugün GSM telefonda kaçak oranı; çeşitli yerlerde dile getirildiği gibi yüzde 30'larda değil, yüzde 70'ler seviyesindedir. Herşey bir yana, Avrupa'da yaşayan Türk nüfus üç milyonun üzerindedir ve ortalama yılda bir kez ülkeyi ziyaret etmektedir. 1980'lerin başında kalkan yasaklar sonrasında, parasını verdiğiniz sürece dilediğiniz herşeyin kolayca bulunabildiği ülkemizde, vergi oranlarındaki aşırı yükseklik nedeniyle GSM telefon, ‘tek hediye' haline gelmiştir ki, her gelen en az birkaç hediye telefonla memleketine gelmektedir. Geçtiğimiz yıl ülkede satılan resmi telefon sayısı, üç milyon yüz bin adet olup, yurtdışında yaşayan vatandaş sayımız kadardır. Her birinin yılda bir kez bir telefon getirdiğini düşünseniz, kaçak oranı zaten yüzde 50 olur. Gerisini anlatmama gerek yok. Uygulama böyle devam ederse; ülkede satılan telefon sayısı da bilinmez, vergi kaçağı da oluşur, resmi ithalat olmayan telefonlara hizmet verilmesi sonucu elde edilemeyen vergi geliri de resmi kullanıcılar üzerine yüklenir, gasp ve hırsızlık da olur ve yakalanamaz, resmi rakamlar düşük olduğu için yabancı sermayenin gelişi de gecikir veya düşük kalır, olur da olur.

Telekomünikasyon Kurumumuz konuyu ele almış ve gerekli düzenlemenin yapılması için çalışmalarını başlatmıştır. En kısa sürede sonuçlanacağına inandığımız çalışma; öncelikle güvenilir bir ortama ve daha düşük bedelli görüşme ve telefon edinim olanağına kavuşacak tüketicimize, geliri artacak devletimize ve işi azalacak güvenlik güçlerimizin işine yarayacaktır. Sonucu heyecanla bekliyor, cesur kararlarından ötürü tebrik ediyor ve çalışmalarında Kurumumuza başarılar diliyoruz.

Hükümetimizin, operatörlerimize siyasi nedenli olduğunu düşündüğümüz çeşitli engellemeler yaparak olumlu bir noktaya varamayacağını düşünüyor, hatta dozunu artırması halinde önce lokomotif sektörü ve çalışanını, sonra da makro ekonomiyi müthiş bir bunalıma iteceği endişesini taşıyoruz.

Sektörümüz, ülke ekonomisinin neredeyse yarı vergisini ve günlük nakit akışını sağlamaktadır. Ricamız, elbette olması gereken düzenin ve hakkaniyet ortamının yaratılması, ancak bunlar gerçekleştirilirken de, olabilecek olumsuzluk ve sıkıntılar dikkate alınarak ılımlı bir yol uygulanmasının sağlanmasıdır. 2004 yılı itibariyle, Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin tekel konumunun ortadan kalkmasıyla başlayacak olan serbest rekabet ortamı telefon görüşme bedellerini düşüreceğine ve AB'ye girmemiz durumunda da; uygulanan vergi oranlarını diğer Avrupa ülkeleri seviyesine indirmek zorunda kalacağımıza göre, bunun önlemini şimdiden alarak, haberleşme ücret ve vergi sistemini de derhal gözden geçirmek durumundayız.

Telepati'nin teşhiş ve ısrarları boşuna değilmiş!

Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü vasıtasıyla yapmış olduğumuz başvurular değerlendirilerek, Sayın Mehmet Altuner başkanlığında yapılan toplantılar henüz bir sonuca ulaşamadı. Ancak, bizler eminiz ki, son GSM kongresinin ardından Kurum'umuz konuya gereken önemi verecek, Hükümet'imize ve operatörlerimize uygulamayı kabul ettirecektir.

Timur Sırt'ın ilgili haberinde; dünyanın ikinci büyük GSM 900 operatörü olan İngiliz O2'nin başı çektiği ve sadece geçtiğimiz yıl bir milyon ikiyüz bin hattın ‘çalıntı' olduğu için iptal edildiğini belirtilmiş. Gönül isterdi ki, bu başarı Türk GSM operatörlerinden birine ait olsun. Neyse ki, çok geç kalmış sayılmayız. Biz, Türkiye olarak zaten hazırız. İş, sadece derhal uygulamaya geçmekte.

GSM Birliği, ülkemizde de faaliyet gösteren Dünya devlerinden; Alcatel, Motorola, Panasonic, Sagem, Simens ve Sony Ericsson ile ortak hareket etme kararı almış. Bu karara, diğerlerinin de katılacağını ümit ediyor, seviyeli ve doğru bir rekabet ortamı diliyoruz.