Numan AYDINOĞLU

@ktör

İki Mustafa Kemal vardır

Farkında mısınız bilmem, geçtiğimiz bir kaç yıl öncesine kadar Cumhuriyet tarihimiz ve onunla ilgili konular hakkında neredeyse tüm gazetelerde, hemen her gün en az bir yazar, köşesinde bir yazı kaleme alırdı. Ağustos ayı itibari ile başlayan yazılar muhtemelen 10 Kasım tarihindeki anma törenleri ile tamamlanırdı. 10 Kasım tarihinde gazetelerin ön sayfaları Atatürk’e olan saygısını ifade etmek adına renksiz çıkardı.
Bu gün geldiğimiz noktaya baktığımda; Her geçen gün azalan bir ilgi ile Cumhuriyet tarihimizi okuyor veya yazıyoruz. Gerçi bir başka yönü daha var yazılan bu yazıların. Cumhuriyet döneminde yapılanları, o günün konumunu ve gerçekleri ile değerlendirmek yerine, bu günün eğitim düzeyi, demokrasi anlayışı, iletişim kavramı ve olanakları, bu günün dünya görüşü ile değerlendirerek sürekli eleştiri yağmuruna tutan yazılar yer alıyor geniş bir medyada. Böylece Cumhuriyet tarihimizi ikinci dönemine yani Gazi Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verilmesi sürecini gerçekleri ile tanımayan ve bu nedenle de o döneme tüm eleştiri oklarını yönelten bir nesil yetişiyor. Sonuç olarak bu gün harf devrimine muhalif olanların en çok tutundukları dalın “geçmişle bağımızın koptuğu” olduğunu düşünürsek, izlenen yolun da Cumhuriyet döneminde yapılanlar ile yeni nesil arasındaki irtibatın kopartılmak istendiğini görebiliriz.
İşte bu nedenle de Gazi Mustafa Kemal kavramı her geçen gün ön plana çıkıyor. Sayın Başbakanımız da AKP kongresinde Gazi Mustafa Kemal diye andı kendisini. Farkında mısınız, Mustafa Kemal Atatürk adı gittikçe daha az kullanılıyor.
İlgimi çekti Neden Acaba? Kısa bir bilgi tazeleyelim.

Atatürk'e Gazi unvanının verilmesi:
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemâl'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
Yani, Kurtuluş Savaşı’nın başlaması; Mustafa Kemal’in işgalcilere karşı gerçekleştirilen özgürlük savaşının başını çekmesi ve sonuçta tüm dünyanın önünde diz çöktüğü bir zafer kazanması ile sonuçlanan bir askeri deha ve liderlik sembolü olması. Tüm bu sürecin sonunda da kendisine, yukarıda da anlatılan veriler doğrultusunda GAZİ unvanı verilerek onurlandırılması.
Görüyorum ki bu sürece kimse sesini çıkartamıyor. Çünkü, o güne kadar hemen herkes bu dönemin bir Osmanlılık süreci olduğunu ve imparatorluğun devamı beklentisini taşıdığını düşünüyor ve ona inanıyordu.
Ancak; o günlerin adı ile Gazi Mustafa Kemal, askeri bir deha olduğu kadar, siyasi bir deha olduğunu da gösteriyor ve birbirinden kıymetli ve daha birçok Avrupa ülkesinin düşünmeye dahi cesaret edemediği konularda kararlar alarak, ülkeye çağdaşlık adına dev adımlar attırıyordu. Sefaletten kurtarıp, ümmet değil birey değeri verdiği ülkesinin fertlerinin eğitim düzeylerini artırmak için çabalıyor ve onları dünya insanları ile bilim ve sanatta yarışır düzeye getirmeye çalışıyordu. Hedefi çağdaş uygarlık düzeyi idi. Bu hem ekonomik anlam hem de yaşam hakları anlamını taşıyordu onun için. Zengin ama Lider Kölesi olmak Atatürk’ün hiçbir vatandaşına uygun görmediği bir durumdu. O özgür ve başı dik, düşündüğünü söyleyen vatandaşlar istiyordu ülkesinde. Bunun en güzel örneğini de, Dr. Reşit Galip ile vermişti zaten.

Bu nedenle de:
21 Haziran 1934′te Soyadı Kanunu çıkarıldı. Buna göre her Türk, kendi adından başka, ailesinin ortak olarak kullanacağı bir soyadı alacaktı. Alınacak bu soyadları Türkçe olacaktı. Ahlâka aykırı ve gülünç adlar soyadı olarak alınamayacaktı.
Soyadı Kanunu’nun kabul edilmesinden sonra, 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM tarafından, Gazi Mustafa Kemal Paşaya “Atatürk” soyadı verildi.
Bilmem anlatabildim mi?