|
|
@ktör
Proje satmak ve proje satın almak
YİRMİ,
yılı aşkın bir süredir bilişim sektörü (IT) içerisindeyim. Bu süre
içerisinde hani bizim tabirimizle masanın her iki tarafında da bulunma
şansına sahip oldum. Şans diyorum, çünkü böylece oldukça farklı
tecrübeler edinebiliyor insan.
1980’li yıllara gelindiğinde, Türkiye’de sayılı miktarda servis
büro hizmeti veren kuruluş vardı. Bilgisayar yatırımı yapıp kadro
kurabilecek düzeyde olamayan firmalar, işlemlerini bu firmalara
yaptırır ve hizmet alırlardı. Bugün “dış kaynak kullanımı (outsourcing)”
dediğimiz kavramın en basit örnekleri idi “servis büro” hizmetleri.
Her firmanın bilgileri ayın belirli dönemlerinde toplanır, girişler
yapılır ve raporlar hazırlanarak firmalara gönderilirdi.
Raporlar hazırlanır…
İşte üzerinde en çok durulması gereken nokta bu: Raporlar hazırlanır!
Bir bilgisayar, bir yazılım, bir bilişim projesi veya dış kaynak
kullanım hizmeti, adına ne derseniz deyin, sonuçta tüm bu yatırımların
ortak noktası nedir? Ya direk raporlar alarak ya da bağlantılı
(yönetim karar destek sistemleri için veri hazırlayarak) veriler
hazırlayıp ilave raporlar üreterek kuruluşun geçmişini değerlendirmek,
bugününü anlamak ve geleceğini ilgilendirecek kararlar almak değil
midir? Yani amaç, bilmek ve karar vermek değil midir? Ne kadar
çok bilginiz olursa, o kadar kolay ve doğru kararlar vermez misiniz?
Hatta matematiksel veriler ile bazı mantıksal sonuçlar üreterek
kararları vermesini ve bunu size RAPORLAR ÜRETEREK vermesini bilgi
sistemlerinden istemez misiniz?
Günümüzde “bilgi sistemleri birimi” artık şirket yönetimlerinde
ciddi rol almaya başlamıştır. Artık hiyerarşik yapıdaki yönetim
anlayışı gerilerde kalmış, bilgi paylaşımı ve ekip çalışması doğrultusunda
yatay bir yönetim anlayışı gündeme gelmiş, bilgi sistemleri ise
bu ekibin vazgeçilmez bir parçası olmaya başlamıştır. Öyle ki
bugün bazı şirketlerde departmanlar içerisinde bilgi sistemleri
ile ilişkileri yürütecek “tek kontak nokta” (Single Point of Contact)
personeli ciddi olarak kullanılmaya başlamıştır. Bazı şirketlerde
ise bu, farklı bir yapıda değerlendirilip, bilgi sistemleri birimi
içerisinde departman bazında uzmanlıklar oluşturulmaya başlanarak
“tek kontak nokta” kavramı geliştirilmiştir.
Eğer bu söylediklerime katılıyor iseniz ve yukarıda ismini saymaya
çalıştığım maddelerden herhangi birini uygulamayı düşünüyorsanız,
o taktirde satın almanın da bir ekip işi olduğunu unutmamanız
gerekmektedir. Her bilişim altyapılı satın alma bir projedir ve
her projenin bir hedefi ve maliyeti vardır. Her projenin bağlı
olduğu birden fazla noktası/tarafı vardır. En azından alıcı ve
satıcının belirli görevleri ve sorumlukları vardır. Hiçbir proje
bu iki taraftan birinin tek taraflı gayreti ile neticeye ulaşmaz.
O halde ulaşılması istenen hedefler, tarafların beklentileri (hem
projeden hem birbirlerinden) kesin bir şekilde taraflarca anlatılmalı
ve yazılı hale getirilmelidir. Projenin riskleri ve projenin ilerlemesini
engelleyecek veya değerlendirecek kilometre taşları açık bir şekilde
anlatılmalıdır. En önemlisi alıcı firmanın alım safhasına başlamadan
önce gerçek ihtiyacını belirlemesi ve bunu satıcılara en iyi şekilde
anlatması gerekmektedir. Tüm bunların açık ve net bir şekilde
açılanabilmesi de alım öncesi yapılan ekip çalışmasının önemini
bir kez daha ortaya koymaktadır. Aksi taktirde, ya proje başarısızlıkla
sonuçlanacak ya da ciddi bütçe artışı talep ederek firma için
baş ağrısı olacaktır.
İşte burada profesyonel danışmanlık müessesesi devreye giriyor.
Artık bilgi çağında olduğumuza göre bilgiye ve bilgili insanlara
saygı duymak, onları en iyi şekilde değerlendirmek gerekmektedir.
Günümüzde bu konuda yapılan en önemli yanlışlıkların başında bilgi
sistemleri yöneticilerinin her konuda uzman olma beklentisi gelmektedir.
Oysa bu beklentinin artık, hangi konuda ne tür uzmandan yararlanılacağı
şekline dönmesi gerekmektedir. Teknolojide her detayda oluşan
gelişmeleri uzman seviyesinde takip edebilmek artık imkansız hale
gelmiştir. Uzman danışman kullanma konusunda ikinci eksik nokta
ise; satıcı firmalar tarafında göze batmaktadır. Satıcı firma
iş yapmayı hedeflediği kuruluşlarda bu tür danışmanlık müessesesini,
ya maliyet olacak veya kendi iş ilişkileri açısından risk taşıyacak
düşüncesi ile gözardı etmektedir.
Hele de ekonomik krizin içerisinde her türlü yatırımın kılı kırk
yararak verilen kararlar ile ele alındığını düşünürsek. Ülkenin
ve firmaların boşa harcayacak ne parası ne de zamanı var.
Saygılarımla…
|
|