Numan AYDINOĞLU

@ktör


Proje satmak ve proje satın almak

YİRMİ, yılı aşkın bir süredir bilişim sektörü (IT) içerisindeyim. Bu süre içerisinde hani bizim tabirimizle masanın her iki tarafında da bulunma şansına sahip oldum. Şans diyorum, çünkü böylece oldukça farklı tecrübeler edinebiliyor insan.
1980’li yıllara gelindiğinde, Türkiye’de sayılı miktarda servis büro hizmeti veren kuruluş vardı. Bilgisayar yatırımı yapıp kadro kurabilecek düzeyde olamayan firmalar, işlemlerini bu firmalara yaptırır ve hizmet alırlardı. Bugün “dış kaynak kullanımı (outsourcing)” dediğimiz kavramın en basit örnekleri idi “servis büro” hizmetleri. Her firmanın bilgileri ayın belirli dönemlerinde toplanır, girişler yapılır ve raporlar hazırlanarak firmalara gönderilirdi.

Raporlar hazırlanır…
İşte üzerinde en çok durulması gereken nokta bu: Raporlar hazırlanır! Bir bilgisayar, bir yazılım, bir bilişim projesi veya dış kaynak kullanım hizmeti, adına ne derseniz deyin, sonuçta tüm bu yatırımların ortak noktası nedir? Ya direk raporlar alarak ya da bağlantılı (yönetim karar destek sistemleri için veri hazırlayarak) veriler hazırlayıp ilave raporlar üreterek kuruluşun geçmişini değerlendirmek, bugününü anlamak ve geleceğini ilgilendirecek kararlar almak değil midir? Yani amaç, bilmek ve karar vermek değil midir? Ne kadar çok bilginiz olursa, o kadar kolay ve doğru kararlar vermez misiniz? Hatta matematiksel veriler ile bazı mantıksal sonuçlar üreterek kararları vermesini ve bunu size RAPORLAR ÜRETEREK vermesini bilgi sistemlerinden istemez misiniz?
Günümüzde “bilgi sistemleri birimi” artık şirket yönetimlerinde ciddi rol almaya başlamıştır. Artık hiyerarşik yapıdaki yönetim anlayışı gerilerde kalmış, bilgi paylaşımı ve ekip çalışması doğrultusunda yatay bir yönetim anlayışı gündeme gelmiş, bilgi sistemleri ise bu ekibin vazgeçilmez bir parçası olmaya başlamıştır. Öyle ki bugün bazı şirketlerde departmanlar içerisinde bilgi sistemleri ile ilişkileri yürütecek “tek kontak nokta” (Single Point of Contact) personeli ciddi olarak kullanılmaya başlamıştır. Bazı şirketlerde ise bu, farklı bir yapıda değerlendirilip, bilgi sistemleri birimi içerisinde departman bazında uzmanlıklar oluşturulmaya başlanarak “tek kontak nokta” kavramı geliştirilmiştir.
Eğer bu söylediklerime katılıyor iseniz ve yukarıda ismini saymaya çalıştığım maddelerden herhangi birini uygulamayı düşünüyorsanız, o taktirde satın almanın da bir ekip işi olduğunu unutmamanız gerekmektedir. Her bilişim altyapılı satın alma bir projedir ve her projenin bir hedefi ve maliyeti vardır. Her projenin bağlı olduğu birden fazla noktası/tarafı vardır. En azından alıcı ve satıcının belirli görevleri ve sorumlukları vardır. Hiçbir proje bu iki taraftan birinin tek taraflı gayreti ile neticeye ulaşmaz. O halde ulaşılması istenen hedefler, tarafların beklentileri (hem projeden hem birbirlerinden) kesin bir şekilde taraflarca anlatılmalı ve yazılı hale getirilmelidir. Projenin riskleri ve projenin ilerlemesini engelleyecek veya değerlendirecek kilometre taşları açık bir şekilde anlatılmalıdır. En önemlisi alıcı firmanın alım safhasına başlamadan önce gerçek ihtiyacını belirlemesi ve bunu satıcılara en iyi şekilde anlatması gerekmektedir. Tüm bunların açık ve net bir şekilde açılanabilmesi de alım öncesi yapılan ekip çalışmasının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Aksi taktirde, ya proje başarısızlıkla sonuçlanacak ya da ciddi bütçe artışı talep ederek firma için baş ağrısı olacaktır.
İşte burada profesyonel danışmanlık müessesesi devreye giriyor. Artık bilgi çağında olduğumuza göre bilgiye ve bilgili insanlara saygı duymak, onları en iyi şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Günümüzde bu konuda yapılan en önemli yanlışlıkların başında bilgi sistemleri yöneticilerinin her konuda uzman olma beklentisi gelmektedir. Oysa bu beklentinin artık, hangi konuda ne tür uzmandan yararlanılacağı şekline dönmesi gerekmektedir. Teknolojide her detayda oluşan gelişmeleri uzman seviyesinde takip edebilmek artık imkansız hale gelmiştir. Uzman danışman kullanma konusunda ikinci eksik nokta ise; satıcı firmalar tarafında göze batmaktadır. Satıcı firma iş yapmayı hedeflediği kuruluşlarda bu tür danışmanlık müessesesini, ya maliyet olacak veya kendi iş ilişkileri açısından risk taşıyacak düşüncesi ile gözardı etmektedir.
Hele de ekonomik krizin içerisinde her türlü yatırımın kılı kırk yararak verilen kararlar ile ele alındığını düşünürsek. Ülkenin ve firmaların boşa harcayacak ne parası ne de zamanı var.

Saygılarımla…