|
|
Kanun-e
Düzenleme takıntısı
KANUNLAŞTIRMA
ve düzenleme hareketleri, bugün anladığımız anlamda toplumun kaynağı,
ancak zaman zaman toplumlar için bir takıntıdır da. İlkel kabileler
hukuk olarak adlandırabileceğimiz kurallar silsilesini yerleştirdikleri
noktada birer toplum kimliğini kazanmışlardır. Ancak aynı zamanda
yeni kurallar koymama, daha iyi veya kaleme alanlar bakımından daha
faydalı düzenlemeler bulmamanın çekiciliğine de kapılmışlardır. Hammurabi’den
Iustinainus’a, Napolyon’dan Atatürk’e kadar çeşit çeşit lider; yeni
kanunlar, yeni hukuklar peşinde koşmuşlardır. Bu liderler ve onların
tesis ettikleri düzen bazen (yukarıda saydıklarım gibi) toplumlarını
ve hatta dünyayı daha da geliştirmiş, bazen sadece yararsız çabalar
olarak kalmış, bazen ise bir zaman kaybına neden olarak toplumların
verimliliğine zarar vermişlerdir.
Telekomünikasyon hukuku, yakın dönemde en ciddi kanunlaştırma/düzenleme
hareketinin odağı olmuş bir hukuk dalıdır. Telekomünikasyon alanının
karmaşıklığı, bu alanda son derece geniş kapsamlı düzenlemeleri gerekli
ve hatta zorunlu kılmaktadır. Ancak bu gereksinim sonucunda telekomünikasyon,
hukuken son derece karmaşık, anlaşılması ve uygulaması zor bir alan
haline de gelmiştir.
Avrupa Birliği’nin telekomünikasyon hukukuna ilişkin ana düzenlemeleri
küçük harflerle 400 sayfayı aşan bir metin oluşturmaktadır. İngiliz,
Amerikan ve Alman telekom mevzuatları da daha az kapsamlı değildir.
Sadece bir iki yıllık bir geçmişi olan Türk telekomünikasyon mevzuatı
da bugünden 300 sayfayı aşan bir kapsama ulaşmıştır. Bu kadar geniş
bir mevzuatın anlaşılması, yorumlanması, günlük somut olaylarla biçimlenmesi
çok ciddi zaman gerektirmektedir. Buna rağmen hemen her yerde yeni
bir telekomünikasyon reformu gündemden hiç düşmemektedir.
A.B.D.’de 1996 yılında çok önemli bir reform ile Telekomünikasyon
Kanunu kabul edildikten sonra, bu yıl bu düzenlemelerde ciddi değişikliklere
gidilmesi gündemdedir. Avrupa Birliği de telekomünikasyon mevzuatında
ciddi değişiklikler yapmaya hazırlanmaktadır. Türkiye’de de telekomünikasyon
hukukunun yeniden yazılmasından bu yana sadece üç yıl geçmesine ve
bu dönemde hali hazırda ilgili kanunlarda son derece önemli değişikliklere
gidilmiş olmasına rağmen, yine yeni kanun tasarıları hazırlanmaktadır.
Hem de benim bildiğim kadarı ile en az üç farklı kurum tarafından.
Düzenlemelerde yapılan her değişiklik uygulamanın oturmasını ve yaşamasını
geciktirmekte, her taslak haberi “hele şu yeni düzenlemeyi bekleyelim”
düşüncesi ile sektörü atalete sevk etmektedir.
Değişen kurallar uygulandıkça gelişecek bu hukuk dalının gerekli olgunluğa
ulaşmasına izin vermemektedir. İşadamları, uygulamacılar, hukukçular
(özellikle hakimler) daima değişen kurallar karşısında konuya hakim
olmamanın verdiği çekingenliği atamamakta, hep el yordamı ile hareket
etmektedirler. Bunları belirtmekle birlikte Türk telekomünikasyon
mevzuatında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu olduğunu da hatırlatmak
gerekmektedir. 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nda yer alan uygulanamaz
ve anlaşılmaz hükümlerin değiştirilmesi zorunluluğu ve 2813 sayılı
Telsiz Kanunu ile uyumsuzlukların giderilmesi ihtiyacı yadsınamaz.
Ancak her yeni değişiklik sektörün gelişmesinde bir gecikmeye de yol
açmaktadır. Bu nedenle yapılacak değişikliklerin çok dikkatlice hazırlanması,
sadece zorunlu noktalar ile sınırlı kalması, uygulanmakta olan ve
kabul görmüş temel esasları değiştirmemesi ve uzun bir süre yeni bir
değişikliğe ihtiyaç duyulmayacak bir vizyon ile kaleme alınması zorunludur.
Sadece değişiklik yapmak için yapılacak, bir takıntının sonucunda
ortaya çıkan değişiklikler sektöre ve ülkemize sadece zarar verecektir.
20 Şubat 2003
|
|