Medyasör

Görüşmeler sürüyor ama Denktaş'ın ‘kuş'una ilgi yok

GEÇENLERDE gazetenin birinde sayfadan büyük bir haber gözüme ilişti. Sıra sıra yazarlar, aralarında manevi babam Denktaş, gazetenin en genel yayın müdürü ve kucağında bir köpek. Haberi okuyunca anladım ki, köpek Denktaş'ın köpeği. Ve köpek üzerine yazılmış on numara önemli bir yazı. Yazının ana teması, resimde görülen sevimli köpek. Denktaş Bey'de (Kendisine Kıbrıs'ta böyle denir), görüşmelerden döndükten sonra köpeğinin kendisine pek ilgi göstermediğini filan anlatıyor. Kimsenin aklına da Denktaş'ın kuşunu sormak gelmiyor. Aslında o daha önemli ama bilen yok.

Lefkoşa Saray Oteli'nin rufunda, Güneri Civaoğlu, Cengiz Çandar, Azmi Koçak (Sol başta) ve bir grup gazeteci Başkan Denktaş ile geçmiş günlerden birinde yemekte.

Koskoca Cumhurbaşkanı, yaşı gelmiş seksene. Büyük gazetenin heyeti akıl edip sormazsa, o nasıl girseydi konuya ki; “Benim kuşumu biliyor musunuz?” filan mı

deseydi! Arkadaşlar köpeğe ilgi gösterince, Denktaş Bey'in kuşunu yazmakta bana kaldı haliyle...

Yıllar önce idi. Babamı ziyarete gittim. Lefkoşa'da sarayında başbaşa görüşüyoruz. Odada bir kuş, cik cik cik bir o tarafa, bir bu tarafa uçuşup duruyor. Bir Denktaş'ın omuzuna konuyor, bir benim başıma. Babam rahatsız oluyor ama, ben hiç kıpırdamıyorum. Ne de olsa, başıma konan devlet kuşu. Vardır bir hayır diye

Eski Başbakan ve yeni muhalefet lideri Dr.Derviş Eroğlu ve ben.
düşünüyorum.

Denktaş kıs kıs gülerek anlatıyor:

“Kuşumdan hiç memnun değilim. Bırak memnuniyeti, şikayetçiyim ‘gendinden'. Beni olmadık yerde mahcup ediyor.”

Denktaş'ı anlamak kolay mı? İşin aslını merak ediyorum doğrusu.

“Bana ne vakit bir hanım ziyaretçi gelse, gidiyor kadının omuzuna, bacağına, koluna bir yerlerine konuyor. Hanımlar bana saygılarından bir şey demiyorlar ama, o, bir kaç dakika sonra mastürbasyona başlıyor. İşte o zaman çok fena oluyorum.”

Ben o yıllarda çalıştığım gazetede bu hikayeyi yazmıştım. Gazetede köpek haberini görünce, bir kez daha yazayım istedim.

Konu Kıbrıs'tan açılmışken, aynen devam edelim. Görüşmeler sonrası, teknisyenler seviyesinde çalışma grupları oluşturulacakmış. ‘Annan Planı'nda tüm ayrıntılar düşünülmüş. Tarafların, gerek duydukları belgeleri birbirlerine vermeleri öngörülmüş.

Ancak arşivlerin çalışmasına ait usul ve esaslara hiç değinilmemiş. Ben de Milli Arşiv Müdüründen duydum. İyi niyetli müdür, bir taraftan harıl harıl arşivi yeniden düzenlerken, bir yandan da gelişmelerin altından nasıl kalkacağını düşünüyor.

Başkent Lefkoşa hareketli günler yaşarken, adının nereden geldiğini bilmem kimler biliyor?

Lefkoşa ile Belgrad'ın ilginç bezerlikleri var. Bir kere, ikisi de birer başkent. Slav dillerinde ‘Beo', beyaz anlamına geliyor. Yani, Belgrad, beyaz şehir. Lefkoşa ise, Yunanca beyaz anlamına gelen ‘Lefko' kelimesinden türemiş. O da beyaz şehir. İkisinin de ne kadar beyaz olduklarını bilmiyorum ama, neden beyaz denildiğini de bir başka zaman yazacağım.

Hasta Eden Hastane

Hastaneler, hastaları iyileştirmek için vardır. İstanbul'da bir hastane var ki, insanın ruh sağlığını bozuyor, şekerini artırıyor, tansiyonunu fırlatıyor. Bu hastanenin kısa mesaj yolu ile insanları çıldırttığını en az elli kişiden duydum. Sonunda benim de başıma geldi. Abuk sabuk mesajlar gün geçmiyor ki, telefonuma gelmesin. Hem de hiç olmayacak zamanlarda. Önceleri sabrettim. Sabrım tükenince telefon açıp, nazik bir üslupla ilgililerini uyardım. “Lütfen bana kısa mesaj göndermeyin” dedim. Kısaca bir süre kestiler. Sonra yeniden başladılar. Tam beş kez uyardım. Geçen hafta bir kısa mesaj daha aldım. Şifa kapısı imiş. Olmaz olsun böyle kapı. Bu yaşıma geldim, böyle arsızlık, utanmazlık görmedim. Eğer bir daha yaparlarsa, rahatsız ettikleri tanıdıklarımla birlikte yasal yollara başvuracağım. Sonuçlarına katlanırlar artık. Tanrı hepimizi böyle sözde sağlık kuruluşlarından korusun.