| |
| Ercan ARSLAN
|
ercan@telepati.com.tr |
| |
|
Tel-e-vizyon
“Simputer”
‘SIMPUTER' bir avuç içi bilgisayar. (http://www.simputer.org)
“Simply” ve “Computer” kelimelerininin birleştirilmesiyle oluşturulmuş.
Bir noktayı belirtmeden geçemeyeceğim. Günlük gazeteleri bile okuyup
anlayabilmek için, hepimizin İngilizce bilmesi gerektiğinden, hatta
Türkçe artık, İngilizce bilmeden anlaşılamadığından, “Simply” ve
“Computer” kelimelerinin yanına parantez içerisinde Türkçe anlamlarını
yazmaya gerek yok diye düşünüyorum. Vah benim Türkçem! Nerelere
gelmiş.
Simputer'i duyduğumda ‘Türkiye'de, yazılım yahut donanım pazarlayan
bir şirket herhalde' dedim kendi kendime. Ne de olsa onların da
isimleri Simputer'i aratmayacak kadar yaratıcı! Fakat, Hindistan'da
herkesin kolay ve ekonomik olarak İnternet'e erişebilmesi için
1999'larda başlayan bir proje olduğunu öğrendim. Halkın her kesiminin
rahatça sahip olabilmesi, İnternet'e ulaşabilmesi ve İnternet kullanımının
yaygınlaşması için tasarlanmış. Başka ülkelerde de bu tip projelere
veya ürünlere rastlamak mümkün. Ancak, ‘Simputer' ismini ben çok
beğendim. Hatta 14 tanesi resmi, 2 si gayri resmi olmak üzere toplam
17 (İngilizce de var tabi) dilin konuşulduğu bir ülkede, böylesine
bir İngilizce ismi, sanki bir yurttaşımızın önerdiğini de düşündürüyor
bana. Bilgi toplumu yolunda proje üretmediği, sadece fasonculuk
yaptığını iddia ettiği Hindistan örneği olarak, Yurtsan Atakan'a
özellikle duyurulur.
‘Simputer' gibi projeler, bilgi teknolojileri açısından, gelişmekte
ve gelişmiş ülkeler arasındaki farkı kapatabilmek amacı ile, gelişmekte
olan ülkelerde hayata geçirilen projelerden bir tanesi bence.
Bizim ülkemiz de, farkı kapatmaya çalışan ülkelerden. Ve ‘Simputer'
misali ürünler, başka İngilizce isimler ile ülkemizde de mevcut.
Yani pratik ve ekonomik olarak, İnternet'e bağlanmanızı sağlamak,
daha doğrusu İnternet kullanımını arttırmak için, ucuz donanım
satışı ülkemizde de sağlanıyor. Bunlara örnek olarak aklıma; ilk
olarak VeezyGo, son olarak da Superonline PC geliyor.
Peki donanım satmakla iş bitiyor mu? Taylor Nelson Sofres adlı
şirketin 32 ülkede yaptığı bir araştırmaya göre; 2003 yılında e-devlet
uygulamalarının kullanımında, bir önceki yıla göre düşüş yaşayan
sadece iki ülke var. Birisi Faroe Adaları, öbürü de biz. Nam-ı
diğer, Demirtaş Ceyhun'un kitabı: “Ah Şu Karabıyıklı Türkler”.
Tabi bunda tek suçlu kullanıcılar olamaz. Ayrıca, e-devlet'in en
az kullanıldığı 5 ülke içerisinde de yerimizi almış durumdayız,
yine bu araştırmaya göre. Gerçi bu bir istatistik örneği. Ve diyelim
ki istatistiklerde yalan söyler. Peki her gün yaşadığımız, şahit
olduğumuz örneklere ne demeli? İnternet bankacılığı konusunda uluslararası
alanda ödüller kazanmış ve bunu neredeyse tüm gazetelerde, dergilerde,
reklam panolarında ve televizyonlarda bizlerle paylaşmış bir bankamız
ve kredi kartı kuruluşu, tüm işlemlerinizi elektronik ortamdan
yapabilmenize olanak sağlamış. Bununla yetinmeyip televizyon bankacılığı,
telefon bankacılığı, gibi imkanları sunmuş müşterilerine. Fakat
bir giriyorsunuz bankanın kapısından içeriye, 80'li yıllardaki
o meşhur yağ, tüp, şeker kuyrukları geri dönmüş sanki. 21.yüzyıl
bankacılığı tamam da, hani nerede 21.yüzyılın kullanıcıları? Diye
aklınızdan geçiveriyor.
‘Bankamatik'lere güvenmeyen bir başka toplum var mıdır bilemiyorum.
Ama biz güvenmiyoruz işte. Saatlerce kuyruk beklemeyi, ‘Bankamatik'e
tercih edenleri gözlerimle görüyorum. Banka çalışanlarından bir
yetkili yardım etmeye çalışıyor: “Kredi kartı borcu ödeyecekler,
dışarıdaki ‘Bankamatik'ten ödeyebilirler” ancak kimse oralı değil.
İşlemlere bakıyorum, çoğu kredi kartı, taksit kartı vs. gibi kolayca
sıra beklemeden yapılabilecek işlemler. Fakat, sırada beklemek
yeğ tutuluyor. Sebebini düşünüyorum, yok! bulamıyorum. Alışkanlık
herhalde.
Bu olay İstanbul'da yaşanıyor. Benzeri olayların, nüfusumuzun
%35'inin yaşadığı ve kırsal kesim olarak adlandırılan, bilgi toplumu
yoksulluğunun en üst seviyede olduğu bölgelerde yaşadığı gerçeği
var ki, o daha da üzücü.
Bu örneklerden sonra, nedense hiç karamsarlığa kapılmaya gerek
olmadığını düşünüyorum. Güveniyorum. Eminim ki bu insanlar, en
kısa sürede beklenin üstünde bir başarı gösterecekler. Genç nüfusumuz
bu konuda zaten çok başarılı olduğunu, hatta yaşlı olanlara ve
yaşlı olmayıp, ilgisiz olanlara da inanılmaz derecede öğretmenlik
ve yardımcılık yaptıklarına birçok kere şahit oludum. Çok yerde
karşılaşıyorum, genç kişi çağırılıyor ve ‘şuraya girdim böyle oldu'
türünden dertleri çözüveriyor. Ve nasıl yapıldığını, neden olduğunu,
bir daha olmaması için gerekli olanları anlatıyor. Bir nevi ders
veriyor. Bu o kadar hoşuma gidiyor ki. Hem öğretenin, hem de öğrenenin
o anki yüz ifadesi nasıl da izlenmeye değer geliyor. Bizzat kendim
de yaşıyorum bu örneği, ancak izlemek daha keyifli.
|
|