İşimiletişim

Öngörülemez geleceğe dönüş

Her ne kadar biz yatay bakış açımızla kavrayamadığımız için adına düzensizlik anlamına gelen “kaos” diyor olsak da, bilim insanlarına göre artık doğanın evrensel yasalarının yanı sıra bir geometrisi, hatta bizce adı kaos olanın bir düzeni var.
Bu bilimselliği kanıtlanmış evrensel düzen içerisinde, insan iradesinin henüz galebe çalamadığı, kontrolüne alamadığı, bu yüzden de tehlikeli ilan ettiği bir alan var: “Belirsizlik”… Belirsizlik, doğayla uyum yerine, daha fazla kar amacıyla ona karşı zafer kazanmak için mücadeleyi seçen çağdaş (!) insanın en büyük baş belasıdır. Sürekli kesinlik arayışındadır insanoğlu. Sınırlılıklar ülkesi mekan ile izafi zaman spiralindeki olasılıkların sonlu seçeneği olan geleceği bilebilmek, onu öngörebilmektir “stratejik düşünce”nin işi… Karşılaşılmak istenen, arzu edilen “gelecek “tasarımı”nın aracı, “stratejik planlama”. Onun da en temel iki parametresi, gerçekliğimiz kılarak görmeyi arzu ettiğimiz hakikatin “ülküsü”sü ile bu yolculuğu başarabilmek için üstlenmemiz gereken “amacı”dır.
Kolay gibi görünse de, hiç kolay değildir “öngörülemeyeni öngörmek”! Bunun için, belirsiz olan yürüyüşü belirginleştirebilecek “hedef”lere ihtiyaç vardır; ana hedef ile bizi o hedefe götürecek, ulaştıracak olan tali hedeflere… Ardından, kuvvetli ve geliştirilmeye muhtaç (diğer bir deyişle–zayıf) tarafları da içine alan, kapsayıcı bir durum muhakemesinin yanı sıra; belirli varsayımlara, senaryolara dayalı bir olasılık planlamasına…
Bu küçük alana sığdırılması pek de kolay olmayan stratejik planlama üzerine daha detaylı bir içerik “gelecek bir yazıda gelecek” diyerek, şimdi sizlerle Ankara’da 23 Şubat 2012 tarihinde, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde Kalite Derneği’nin Ankara şubesi tarafından düzenlenen ve insan kaynakları profesyonellerini bir araya getiren “Geleceğe Dönüş” başlıklı İnsan Kaynakları Kongresinden kimi izlenimlerimi paylaşmak isterim.
Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Fahir Altan’ın açılış konuşmasının ardında KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Doğan, kurumsal performansın ölçümünde kullanılan araçlardan biri olan Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) Mükemmellik Modelinin gerek girdiler, gerekse sonuçlar başlıklarının en önemli unsuru olan “çalışanlar”a dikkat çekti. Küresel rekabete hazırlanan Kobilerimizin bunu çalışanlarıyla başarabileceklerini, geleceğin “iyi kurum”unu meydana getirecek olanın da “kaliteli insan” olacağını vurguladı. Sürdürülebilirlik ile, sıçramalı gelişme de diyebileceğimiz inovasyonu iki yeni girdi olarak niteledi. “Bütün İK kongrelerine bakıyorum da, hepsindeki ortak yanın, inovasyon (yenileşim) ile fark yaratmak olduğunu görüyorum” dedi.
HSBC Genel Müdür Yardımcısı Şengül Demircan, gelecekte, 2020 ve sonrasında, üç dünya olacağından söz ederek, her dünyanın da farklı İK ihtiyaçları olacak kendine has organizasyonları olacağını belirtti. Mavi dünyada bugün bilinen küresel firmaların, yeşil dünyada renk kodunun da çağrıştırdığı çevreci, sosyal sorumluluğa, iyi vatandaşlığa duyarlı kurumların, turuncu dünyada ise entelektüel sermayeye dayalı işgücünün hakim olacağı daha ziyade bireysel firmaların yer alacağını ileri sürdü. Yönetimde kadın bakış açısı, liderlik ve yetenek yönetiminin altını çizerken, kurumda değerlerin artık konuşulmaksızın hayata geçirilmesi ilkesinin hayatiliğine dikkat çekti.
Türkiye’de alanında bir ilk olarak Nazım Serin kurum psikoloğu kavramını, 2011 yılında Avrupa Kalite Büyük Ödülünü kazanan Bilim İlaç başarısı ve deneyimi ile anlattı. Tamamen insan mutluluğuna dayalı olan “performans”ın iş ile iş dışı yaşam arasındaki dengeye bağlı olduğunu vurguladı.
Avea İK Direktörü Ayça İşbilir, çok önemli bir kavramsallaştırma ile genç çalışanlarını “iç müşteri” olarak nasıl memnun ettiklerini anlattı. Sınırlandırmalara dayalı eski mesai anlayışının yerini yüksek teknolojinin de zorunlu kılmasıyla esneklik ve verimliliğe terk ettiğini, hatta eskiden birilerini firma işe alırken, artık neredeyse iş görenin firma seçtiğini söyledi. Farklı olmanın önemine vurgu yaptı.
Coca Cola Türkiye İK Direktörü Elif Sezgin ise; kültürün fark yarattığını, bunu da tavır, davranış ve tutumları belirleyen; değerler, inanışlar ve varsayımların etkilediğini anlattı. İK İş Ortaklığı Modelinin yanı sıra firmada uyguladıkları çok katmanlı ve kapsamlı “Liderlik Gelişim Programı”nı anlattı.
Kapanış konserinden hemen önce sahneyi bir duayen aldı: Gürkaynak Yurttaşlık Enstitüsü kurucusu ve Umut Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mehmet R. Gürkaynak. Samimi bir anlatımla, “insan” odaklı bir sunum ile adeta tüm günün yorgunluğunu aldı katılımcılardan! Genel memnuniyetsizliğimizle birbirimize nasıl da ‘mobbing’ uygulamakta olduğumuzdan, “ohh-öff kültürü”ne, yaşamın ebeveynlerden ve kültür coğrafyasından nasıl öğrenildiğinden şirket kültürüne, psikanalizden coşku ile yaşamanın sırrına kadar geniş bir içeriği paylaştı söyleşi tadında oturumun sonunda…
Girişte, anlatılmak istenenin doğası gereği karşılaştığınız karmaşıklığın ardından, yazıyı Kongrenin son konuşmacısı Prof. Dr. Mehmet R. Gürkaynak’ın son derece basit, anlaşılır, hayat dolu bir önerisi ile bitirelim: “Gündüz işinizi öldürün, akşam eşinizi güldürün! Çünkü, işlerimiz var yapılacak, aşklarımız var yaşanacak”!
Özetle hocaya kulak vermekte yarar var: “Gelecek”teki başarıyı kovalarken, varoluşumuzun “şimdi”sindeki mutluluğunu da aman kaçırmayalım…

James Gleick, Kaos, (çev.) Fikret Üçcan, Tubitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 1995.