Refik ARKUT

Yansımalar

Fix-Make-Break

Yazının başlığını İngilizce (Fix-Make-Break) koyduğum için özür dilerim. Mesleki yaşantımda önemli bir yer tuttuğunu görüp anlayışla karşılayacağınızı umarım. Yıllar önce genç bir mühendis olarak meslek yaşantıma başladığım zaman, telefon santrallarında zamanın teknolojisi ‘elektro-mekanik krosbar’ idi. Herhangi bir haberleşme sistemi işlevinin iki temel aşaması vardır. Birincisi, haberleşme kanalının sağlanması veya kurulması, diğeri verimli (bilgi) iletimi. Örneğin, ses haberleşmesinde (sabit veya mobil) önce bir bağlantı, işaretleşme sistemi kullanımı ile kurulur. Ondan sonra ikinci aşama bu bağlantı üzerinden mümkün olduğunca hatasız haberleşme idame edilmeye çalışılır. İşte bu birinci faz, bağlantı kurulumu, her teknolojide bir dizi ‘lojik-mantık işlemlerden’ oluşur. Örnek telefon santralı ise, aradığınız numaranın telefon santralına iletilmesi ve sonra bu verilerden yararlanılarak aranan yöne doğru bağlantı kurulması işlemine ‘anahtarlama’ (switching) veya veri ağı (İnternet) söz konusu ise, veri paketlerine bilginin gönderen ve alıcı adresleri ile konması ile bu paketlerin ağda ‘ veri yönlendirilmesi’(routing) alıcıya iletilmesi işlevi bir takım mantıksal işlemlerin yerine getirilmesi ile olur.
‘Lojik (mantık) nedir?’ sorusu başlı başına bir konu ve bunun matematik temellerini George Boole geliştirmiş. Esas itibarıyla, ikili (binary) sistemde durum ikili değerden biri olabilir. ‘Var’ veya ‘yok’, ‘0’ veya ‘1’; biz bu ikili mantık sistemine göre düşünürüz. Bir lamba hem açık hem de kapalı olamaz. (Şimdilik düşünce seviyesinde – kuramsal- olan kuantum bilgisayarlarını saymıyoruz). İşte bu iki duruma karşı düşen lojik devre, krosbar telefon santrallarında bir ‘anahtar’ (contact) ki, bunlar bir röle çalıştırılması ile ya kapalı veya açık konumda olabilirler. O zamanın telefon santralının temel donanımı ‘tel kontaklı röle’, bunlardan binlercesini kullanarak santralın mantıksal tasarıma dayanan işlevleri gerçekleştiriliyor. Anahtarın üç ucu bulunuyor. Biri, ‘sabit uç (fix), ikincisi ‘yap veya kapat (make)’ sonuncusu ‘kes veya aç (break)’ . Elektro-mekanik X-Bar santralında bir bağlantı kurulumuna ilişkin ‘lojik akışlar’ gerçekleştirme amacıyla kullanılan rölelerin çalışma sıraları bir ‘programa’ göre yapılıyor. Programı; şimdiki yazılımdan (software) ayırmak için, ‘telle bağlanmış program’ diyebiliriz. Daha sonraki elektronik sayısal santrallarda bu, teknolojinin gelişimi ile program kayıtlı (stored programmed) haline dönüşüyor. Krosbar santrallarında çalışan binlerce rölenin çıkardığı sese alışmak, bu işe başladığımda çok zor olmuştu. (İşitme zayıflığımı şimdi, yaşlılığımdan çok bu santrallarda geçirdiğim oniki yıla bağlıyorum!). Anahtarların ucunda paladium malzeme bulunuyor ve çok pahalı. Bu yüzden lojik tasarımda ‘en az kontak’ kullanılması önemli bir ‘en iyileme’(optimizasyon) problemi idi. Çeşitli firmaların ürettikleri telefon santrallarında çalıştım. Kuzey Amerika (Northern Electric), Japon (Hitachi) ve İsveç (Ericsson). O zamanki deneyimimi anımsıyorum. Amerikan santrallarında çok fazla röle ve dolayısıyla kontakt bulunuyordu. Japon santrallarında ise, zarif bir tasarımla kontak sayısı azaltılmış, fakat yine de yedek kontaklar mevcuttu. İsveç santrallarında ise, nerdeyse yedek kontak hiç yoktu. Kendimce, bu Amerikanlar çok zengin, Japonlar sanatkar ruhlu, İsveçliler ise çok akıllı diyordum! İşin özeti; bu santrallarda çalışabilmek için, telefon santralının en küçük, önemsiz gibi görünen işlevini ve donanımını bilmek zorundaydınız. Binlerce sayfalık devre çizim şemaları içinde kaybolabilirdiniz. Ustalık seviyesine sanırım beş yıl çalıştıktan sonra çıkmıştım!
Sonra ‘sayısal’ bilgisayar kontrollü santralar geldi. Artık lojiksel işlemleri ‘yazılım’ (bir program) yönetiyordu. Yeni teknoloji maliyetleri düşürdü, sürat ve esneklik getirdi. Fakat bu santrallarda çalışma için herşeyi bilmenize gerek yoktu. Sistemler daha da akıllı hale geldikçe size yapılacak iş miktarı da azalıyordu. İlginçtir, bu teknolojinin de ömrü 15-20 yıl içinde geçti ve yerini bağlantısız temelli ‘veri ağları’ (IP ağları) aldı. Bir teknolojinin başka biri tarafından ‘emekliye’ sevk edilmesinin, her ne kadar ekonomik yararları olsa da, hüzünlü bir tarafı da vardır. O da insan unsuru. Yıllarca bir teknolojide çalıştıktan sonra, değiştirilen telefon santralları ile birlikte insanların ‘hurdaya’ çıkarılması hem hüzünlü hem de acı. İşte profesyonel yaşantımın gençlik dönemlerinde yaşadığım ‘Fix-Make-Break’ böyle bir hikaye. Ancak yaptığınız işi anlamanın verdiği mutluluğu, ondan sonra geliştirilip gelen teknolojilerde bulamadım. Belki de bu, yaşlanmanın verdiği bir duygusallık. Şimdi, hiçbir şey anlamanıza gerek olmayan veya gerek bırakmayan ‘yazılım temelli’ teknolojiler var. Belki de, bu sistemlerle çalışan insanlarda ‘mutsuzluk’ şayet varsa bundandır. Stephen Hawkins’in dediği gibi, ‘mutluluk anlamaktır’. Zaten yaşam dediğiniz nedir ki? Fix- Make- Break!
Bu yazıyı, T.C. PTT Genel Müdür Yardımcılarından rahmetli Berkan Uysal’ın hatırasına ithaf ederim.