İşimiletişim

 

Huzurun başladığı yer olarak Ben - Ho’oponopono

Geç çocukluk yıllarımla birlikte ömrümün çeyrek asrını kapsayan “savaşçılık” mesleğimden tam da zirvesindeyken, yaşadığım bir krize tepki olarak, o günün ortak kanaatiyle “erkenden” ayrıldım. Bu kadarla kalmayıp, ir-rasyonel bir karar ile aklımı “akıllıca” kullanmamanın yanı sıra, mesleki birikim ve ilişkilerimi de “akıllıca” kullanmamayı seçtim. Bunun doğal sonucu olarak, uzunca bir süre işsizlik işim oldu. İyi de oldu. Hayata dair merak ettiklerimden fazlasını yaşadım. Aklıma dahi gelmeyenler başıma geldi; hani herkesin bir pişmiş tavuğu vardır ya! Kimi, hayatı paylaşamadıklarımla yakınlaşırken, kimi sevdiklerim de, zarar gördüklerim oldu. Kazanmak ve kaybetmek kavramlarının sözlük anlamından daha fazlasını yaşayarak öğrendim.
Bu gölgeler dünyasında ışığa doğru ilerlerken, ben haddimi bilip kendimi “bişey” sanmazken, niceleri beni bir yerlere, bir şeylere yakıştırdı durdu kendi sanrı dünyasında!
Bu, krizi fırsata çevirme yolculuğumdaki ikinci yaşamımda, Şahika Tekand’ın Stüdyo Oyuncuları ile birlikte farklı bir ekolde katılmış olduğum tiyatro eğitiminin yanı sıra TRT’de Ejder Akışık’ın diksiyon eğitimleri sonucunda geliştirdiğim doğru Türkçe – Güzel konuşma becerilerinin de altyapı desteği ile hayat beni eğitim sahnesine taşıdı…
Verdiğim seminerlerden birisi olan, “Problem Çözme Becerileri” eğitimine geniş bir problem tanımıyla başlanır ve pek çok teknik anlatılır. Beyin fırtınasından balık kılçığına, öncelik matrislerinden nominal grup yöntemine, PUKO’dan Bono’nun altı şapka yöntemine kadar “problem odaklı” yaklaşımlar ele alınır. Bu çalışmalara ünlü epistemolog Karl R. Popper’ın bir kitabı da adıyla adeta bir çerçeve oluşturur: “Hayat problem çözmektir.”
Bu seminerde katılımcılara ben nasıl “farklı” bir yöntem önerebilirim diye gayret eder, okumalar yaparken bilinen metodoloji dışında, bambaşka, hatta akıl ötesi bir kitap, beni bilgeliğini yarım asır sonra idrak edebildiğim büyükannemi anmaya götürdü…
İşte başlık, bu son derece ilginç kitabın sadece önsöz girişi değil, aynı zamanda da ruhu!
Daha evvelce de altını çizdiğimiz gibi, mutluluğu en başta “başarı” olmak üzere, arsızca her şeye “sahip olma”ya dayandıran günümüz insanı mutsuzdur. Sürekli ister. Sahip olmak ister. Satın almak ister. Elinde teknolojinin son ürünlerinden birisi vardır, yenisi çıkar, elindeki eskimeden, hemen, en yenisini, en pahalısını ister. Bu sınırsız arzuları nedeniyle, aç olmasa da arsızlığından sürekli bir şeyler isteyen çocuklar gibi her daim de doyumsuz, mutsuzdur!
Böylesi bir çevrede yaşanmakta olan hayatın içerisinde, anlam arayışındayken karşıma çıkan bu kitap, bu köşeye verdiğim ismi de haklı çıkarmakta: “İşimiz iletişim”.
Barış içerisinde huzurlu bir yaşam için en önemli ihtiyaç, bireyin en başta kendisiyle içsel düzeyden başlayarak -sağlıklı- iletişimidir. Daha sonra katman katman, aile içinde iletişim, mesleki alanda, işyerinde ve toplumun her ortamında insanların, bir diğeriyle “iyi iletişim” kurabilmeleridir.
Başarı ve mutluluk için özetle, birbiriyle ilişkili iki asal koşuldur “anlamak ve anlaşılmak”…
İşte tam da bu noktada anılan kitap, post-postmodern insanın kaybettiği huzuru nerede bulacağının cevabı. Hani ikibinli yıllarda bir şeylerin ‘secret’ vaziyetleri vardı ya, arayışında olduğumuz; işte bu kitap[] ile “huzurun secret”ını -Türkçesi sır olup sikrıt okunur! – öğrenebiliyorsunuz.
Hawaili 70 yaşlarında bir Psikoterapist Dr. Ihaleakala Hew Len. Kendisini kısaca İngilizce “E” diye adlandırıyor. Türkçesi “İ”. İyileştirme sistemi de kadim bir Hawai yöntemi: Ho’oponopono.
Sevgili “İ”, “Zero Limit-Sıfır Sınır” adlı kitabında, 3 yıl boyunca çalıştığı Hawai Devlet Hastanesinin Psikiyatri Kliniğinde, kimsenin yanlarına dahi yaklaşamadığı, zincire vurulmuş akıl hastası mahkumları hem de hiç görmeden nasıl iyileştirdiğini anlatıyor, Amerikalı bir çoksatar yazarı olan Joe Vitale’nin kaleminden. Bunu nasıl başardığını soran yazara cevabı inanılmaz: Dosyalarını önüne alarak “kendi içimde ne bu soruna neden oluyor ve içimdeki bu sorunu nasıl düzeltebilirim?” sorusunu sorarak onlara sadece sürekli olarak, “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum” deyip durduğunu açıklıyor…
Tanrılar Okulu adlı kitabında da Stefano E. D’Anna, adeta destek verircersine şunu diyor: “Dışarıda bir şey yok”! Her şey iç evrenimizde! Dışarısı, dışarıda sandığımız her şey iç evrenimizin bir yansıması. Dış evrenimizde her ne varsa bizim yansımamız. Çevrenizdeki kişilerden başlayarak dünyayı dahi değiştirebilme gücünüz var. Yeter ki iç dünyanızı huzura kavuşturarak kendinizi iyileştirebilin. Dünyayı değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde, kendinizi iyileştirin, geliştirin; kendinizi değiştirin.
Ünlü barış aktivisti Osho da aynısını söylüyor: “Ego”dan kurtuluş reçetesi “yanılsamadan kurtulmak”tır. Bilin ki: Dışarıda bir şey yok!
Bir de ünsüz biri var, buraya kadar belirttiklerimi bu kitaplar yazılmadan çok önce söyleyen: Rahmetli babam. Hayatın bir yolculuk olduğunu ısrarla söyleyip duran ve kendi mesleği ile özdeşleştirip örnekler veren: “Hikaye, bir ‘direksiyona geçmek’ meselesidir, evlat! O kadar!”
Çocukluk yıllarımdan, bir diğer tavsiyesi de Hawaili terapistinkine paralel: “Bin mumluk projektör olup da insanların gözünü kamaştırmaya kalkışma! Sadece içinde, kendine bir mum yak, o da kendini aydınlatmak için! O kadar!” Hey gidi, koca Mustafa! Nur’içinde yat…
Tam yazımı ünlü psikolog Carl G. Jung’un “Dışarı bakan hayal görür; içeri bakan uyanır.” sözü ile bitirmeye niyetleniyordum ki, iç sesim gene tutamadı çenesini ve fısıldadı: “Bu sana nice zamandır kulağından yankısı bir aksi seda olarak gitmeyen, -adeta ezoterik- bildik bir özdeyişi de hatırlatmıyor mu: “Yurtta sulh, cihanda sulh!” .

[ ] Joe Vitale – Dr. Ihaleakala, Zero Limit, (çev.) Zeynep Esin, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2008.

.