Dr.Azmi KOÇAK
dr.azmikocak@gmail.com

Medyasör

Anlamak mümkün değil...

Bu aralar özellikle sanat dünyasından kayıplarımız oldu. Sırası gelen gidiyor. Arkadan sosyal medyada ya da asosyal medyada ağıtlar, methiyeler. Veryansın gidiyor. Merhum Ferdi Özbeğen'i çok eskiden ve çok yakından tanırım. İyi bir dostumdu. Piyanist şantör furyası Ferdi'den çok öncelere dayanır. Şefik Uyguner'i bilmem tanır mısınız? Taksim Elmadağ'da Sevillanas adlı mekanda sahne alırdı. Başlangıçta Ferdi çıkar, yemek müziği tarzında bir şeyler çalar. Daha sonra da Şefik Uyguner sahneye çıkardı. Tabi bu arada merhum Yaşar Güvenir'i atlamamak lazım. "Sensiz saadet neymiş! Tatmadım bilemem ki. Alnımın yazısıydın, ne yapsam silemem ki...
Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli. Alıştım hasretine gel desen gelemem ki..." Orkestrasını dağıttıktan sonra Güvenir de uzun yıllar piyanist şantör olarak çalıştı. Yine acı kayıplarımızdan yakın arkadaşım Ergun Özer yıllarca Tarabya Palet’lerde ve İzmir Fuarı'nda piyanosu ile tek başına sahne almadı mı? Hatta gırtlak kanseri olup sesi kısıldığında bile Tarabya'da çalışmaya devam etti. Şimdilerde İzmir Bostanlı'daki malikanesinde zarif eşi Stanislava ile ikinci baharını yaşayan Aziz Özen hiç unutulur mu? Aziz kardeşim, ilkokul dahil hep müzik okumuştur. Ve eski Yugoslavya'da Yüksek Müzik Akademisi'ni bitirmiştir. Şimdi biri çıkmış, "Bizi bugün geldiğimiz yere o getirdi. Herşeyimizi ona borçluyuz. O bizim mesleğimizin önderidir," falan gibi romantik cümlelerle ahkam kesiyor. Onun bu sözlerini de gırtlağına kadar magazine batmış medyamız, haber diye değerlendiriyor. Bir gün televizyonun birinde, iki kişi konuşuyor. Biri magazin duayeni imiş, ev sahibi o işte. Diğeri de eleştirmen. Hani derler ya, "Körler, sağırlar birbirini ağırlar" diye. İşte o hesap! Birbirlerini yüceltmek için adeta yarışıyorlar. Eleştirmen diye kasım kasım kasılan garip, Türkiye'de ilk kez bir radyo dergisi çıkardığını gururla anlatıyor. Ne diyeyim, Tanrı akıl fikir versin. Versin de; bu arkadaş, Milli Kütüphane, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ya da iletişim fakültelerinden birine uğrayıp kısa bir araştırma yapsın. O zaman görecektir ki, o daha doğmadan ne biçim radyo dergileri çıkartıldı. Merhum Oğuz Özdeş Ağabeyimizi de bu vesile ile anmış olduk. O da ışıklarda yatsın. Ahmet Özal ile Cem Uzan, yürürlükteki yasayı es geçip ilk özel TV yayınını başlattıklarında, "İlk kez yasanın delindiği" yazıldı çizildi. Ama işin aslı öyle değil işte. Yasa ilk kez daha televizyon kelimesi bile yokken, Kırşehir'de delindi. O yıllarda yürürlükte olan yasa "Telsiz Kanunu" idi. Delen de "Azmi'nin Sesi" isimli radyo...
Yaşlı adam, almış tahlil sonuçlarını doğruca gitmiş doktora. Hali perişan mı perişan. "Doktor bey," demiş telaşla. "Bunlar benim raporlar, tahlil sonuçları". Hanımla ancak yıldan yıla görüşebiliyorum." "Yaş kaç amca?" diye sormuş doktor. "Yetmiş beş". "Normal amca normal. Merak edilecek bir şey yok," diye gülmüş doktor. Adam sinirlenmiş: "Ama ne zaman kahveye gitsem, arkadaşlar," Hafta da 5 -6" diyorlar. Doktor basmış kahkahayı. "Sen de söyle amca sen de söyle. Söylemekle bir şey olmaz...