Başar Tunçel

basartuncel@gmail.com


Bay Meraklı

Ağustos Böceğine Bir Kırıntı

Ağustos böceğiyle karıncanın hikayesini bilirsiniz. Bütün yaz şarkı çalan Ağustos böceği, kışın dara düştüğünde karıncanın kapısını çalar ama kapı yüzüne kapanır, sokakta ölüme terk edildiği yetmiyormuş gibi bir de ders alır "bütün yaz çaldın, şimdi de oyna" diye. Dikkat ederseniz karınca tekildir. Binlerce milyonlarca karınca adına bir tanesi konuşur. Kapıyı kapar ve diğer hiçbir karınca sesini çıkaramaz, çünkü sesleri yoktur. Otoritenin arkasında gizlenmiş, tüm yaz toplanan erzaktan kendilerine düşen miktarla yetinen zavallı kitleler. Evet, acı olan bir tanesinin bile Ağustos böceğine yardım edemiyor olması. Hatta Ağustos böceğinden haberdar bile olmamaları.
Verilen mesaj şudur: Otoriteye boyun eğ, çıkıntılık yapma, senin adına düşünülmesine izin ver, senden farklı olanı düşünme, acıma, onun gibi olma, yoksa sokakta kalır, açlıktan ölürsün.
Oysa yeni ekonominin dinamiklerinde bu durum tamamen tersine dönüyor. Artık yığınların içindeki bireyler değil, bunlardan kafalarını dışarı uzatabilen bireyler daha değerli. Ağustos böceği daha değerli. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde iletişim kurmak, ağlar ve takipçiler oluşturmak, çok daha kolay, efektif ve ucuz. Diğer bir deyişle artık hikayeyi şöyle anlatabiliriz:
Ağustos böceği, böceknet üzerinden bütün yaz çalışan karıncalara müzik yapabileceğini duyurmuş. Karşılığında bir şart koşmamakla beraber sadece kendisi için her gün küçük bir kırıntıyı kendi kuyusuna bırakmalarını rica etmiş. Hiçbir karınca müzik çalmayı bilmediği için Ağustos böceğinin müziği çok farklı ve orijinal gelmiş. Karıncalar her gün sadece tek bir kırıntıyı onun kuyusuna memnuniyetle bırakıyorlarmış. Kış geldiğinde ağustos böceği herhangi bir karıncadan daha zenginmiş.

Esnafın şansı ve şanssızlığı
Bu dönem esnafın da çok güzel yükselebileceği bir dönem. 5 sene önce yazdığım bir yazımda esnafın ne kadar gerekli, ne kadar sıcak ve güzel bir alışveriş ve çözüm noktası olduğunu anlatmıştım. Gerçi o yazıyı yazdıktan sonra esnaftan da çokça ve ardı ardına kazıklar yediğim, affedilemez yanlışlarını gördüğüm oldu. Mesela son 10 gün içerisinde yere dökülmüş salamura zeytinleri yeniden kutusuna dolduran bir bakkal gördüm. Telefonla duraktan misafirime çağırdığım taksinin yarı yolda kendine el eden başka bir müşteriyi alıp devam ettiğini gördüm. Paramı bozamayacağını söyleyen markete "alışveriş etmeyeyim mi?" diye sorduğumda: "ya aşağıdaki fırında bozdur ya da etme" demesi. Aşırı yüksek fiyat çekmeler, yanlış bilgi vermeler, vesaire, vesaire...
Ama önemli olan benim başıma gelen olumsuzluklar değil, şansın ve şanssızlığın ne olduğu... Şans, tabi ki insan faktörü, birebir iletişimin ve çözüm üretebilmenin gücü. Bunun farkına varan herhangi bir esnaf, orta ve uzun vadede işini çok güzel yerlere getirebilir. Çünkü insanların vurkaççı değil, güvenilir bir referans noktasına ihtiyaçları var. Bu, değerlendirilmeyi bekleyen büyük bir şans. Şanssızlık ise; bir esnaf tarafından kazıklanınca müşterilerin sürekli alarm durumunda, diğerlerine şans vermeksizin yine büyük alışveriş merkezlerine ve zincir mağazalara dönüyor olması.