Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e

Toplumsal Cinnet Kanunu

Bildiğiniz ama pek çoğunuzun umursamadığı üzere 3 Ocak 2008 tarihinde çıkarılan 5727 sayılı Kanun ile 4207 Sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun değiştirildi. Bu değişiklik uyarınca; 5727 Sayılı Kanunun yayınının 4üncü ayında, yani 19 Mayıs 2008 tarihinden itibaren Türkiye'de hiçbir iş yerinde sigara içilemeyecek. Gelecek yıl ise, bütün lokanta ve kahvehaneler bu yasağın kapsamına girecek. Öncelikle bazı açıklamalar yapmam gerekiyor, 20 yıldır sıkı bir nikotin bağımlısıyım ama sigara içmem dolayısıyla bu kanun beni etkilemiyor. Sigara üreticilerinin avukatlığını üstleniyorum ama, burada yazacakların tamamen kendi şahsi görüşlerimdir ve müvekkillerimle hiçbir ilgisi yoktur ve son olarak çevreci kişiliğim tütünün üretim aşamasından itibaren tamamen yasaklanması gerektiğini söylüyor ama, ancak kırmızı et tüketimi gibi dünyamızı çok daha hızla tüketen bir sorunla ciddi olarak ilgilendikten sonra.
Kanunların meşruiyeti çok önemli bir hukuk kavramıdır. Basit olarak kanun yapma yetkisini halkın bir grup vekile vermiş olması onların yaptığı her kanunun kabul göreceği anlamına gelmez. Bazı kanunlar meşruiyeti ciddi bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu çerçevede; örneğin türban yasağının kalmasında bu meşruiyet sorununu ciddi olarak yaşıyoruz. Kanunların meşruiyetinin sağlanması için iki ana araç kullanılır, öncelikle anayasa ve daha sonra kanunlara ilişkin gerekçeler. Anayasa genel çerçevede toplumun meşruiyet anlayışını belirler. Gerekçeler ise ilgili kanunun niye o sınırların içinde olduğunu açıklar. Kanaatime göre 5727 sayılı kanun meşruiyet testinden geçememektedir. Kanunun amacı sigaranın zararlarından korunmaktır. Bu amacın iki görünümü vardır, birincisi pasif içicilerin uğradığı zararların engellenmesi, ikincisi ise sigara tüketiminin özendirilmesini engelleyecek (özellikle 18 yaş altındakilere) tedbirlerin alınması. 5727 sayılı kanun bu amaçları aşan bir düzenleme ile kişisel özgürlükleri etkileyecek ve sınırlayacak bir özellik göstermektedir. İşyerlerinde sigara içenlere bir bölüm ayrılması ve bu sayede pasif içiciliğin engellenmesi son derece mümkünken, bu yönde bir uygulamaya imkan sağlanmamıştır. Daha da önemlisi ve anlaşılmaz olanı, yasak kapsamına “emme, çiğneme ve burna çekme yöntemiyle” tüketilen tütün mamulleri de sokulmuştur. Bu ürünlerin tüketen dışındaki kişilere hiçbir zararı yoktur. Bunların işyerlerinde tüketilmemesi için herhangi bir haklı gerekçe ileri sürmek mümkün değildir. Bunu da bir fantezi olarak söylemiyorum. Yasağa uymak isteyen ve aynı zamanda da sigarayı bırakmak isteyenler için, bu tür ürünler (örneğin enfiye veya İsveç'te yaygın kullanılan snus) önemli bir çözüm olabilirdi.
Amaç aslında tütün ürünlerinin tüketiminin olabildiğince zorlaştırılmasıdır. Burada kanun koyucu son derece tehlikeli ve yanlış bir yola sapmaktadır. Eğer tütün ürünleri tamamen yasaklanacak kadar tehlikeli ve bu konuda bireylere kişisel karar vermelerine izin verilemeyecek kadar zararlı ise; bu ürünlerin üretimi, ticareti ve tüketimi tamamen yasaklanmalıdır. Bu yasağın anayasaya ve genel olarak toplumun meşruiyet duygularına uygun olup olmadığı tartışıldığında, böyle bir yasağın gerçekleşemeyeceğidir. Bu nedenle kanun koyucu toplumun meşruiyet anlayışının arkasına dolanmakta ve sonuç olarak yasaklamak, aynı sonucu doğuracak bir yaklaşımda bulunmaktadır.
Önümüzdeki günlerde neler olacak? Bazıları bu yasağa hiç uymayacak. İşyerlerinde uyulmasını isteyenlerle uymayanlar arasında tartışmalar çıkacak. Bir kanuna uyulmaması, genel olarak kanunlara uyulması gerekir duygusunu zayıflattığı için, diğer alanlarda da hukuka aykırılık artacak. Bir grup ise; uyacak veya uymaya çalışacak, bunun üzerine zaten kriz geldi, geliyor, gelemiyor diye diken üstünde olan halkımız toplumsal bir cinnete doğru gidecek.
Bakın aklıma ne geliyor: Meclisi Web kameralarla donatalım. Mecliste odalarında dahil olmak üzere her sigara için milletvekilinden, her bir sigara için kanunda yer alan minimum 500 YTL'lik cezayı tahsil edelim. Bakın bakalım bu kanun ne oluyor. Ama yapamayız tabi. Milletvekillerinin dokunulmazlığı var ve bu kanun onlara uygulanmak zorunda değil.
Tolga İşmen
1 Mayıs 2008, Esentepe


Köşe Yazarları