İşimiletişim

Hayat değişimdir; değişim de hayat…

Güneşin karanlığı aydınlatmakla kalmayıp günü sıcaklığıyla ısıtmaya başladığı ilk saatlerde ışığa doğru ilerledim. Pencereyle birlikte bir çocuk sevinciyle kollarımı da açtım. Kuş sesleri eşliğinde dans ederek pencereden içeriye giren baharın taze havasıyla doldurdum ciğerlerimi. Derin bir nefes daha alarak gözlerimi kapattım. Bahar kokusunun kanatlarına binerek çocukluğuma uçtum. Kah kelebeklerin peşi sıra ardımda çoban köpekleri, kah önde ben ardımda yaban kuşlar uçsuz bucaksız çayırlarda dere boyunca deli bir sevinçle aktım, çağlayan su misali.
Pencereden güne baktım, gözlerimi kamaştıran yükselen güneşe.
Kafamda hiçbir takvimin gösteremediği zamanın çarkının dişlileri arasında geride kalan dünle gelmekte olan yarının tavında bir sürü yapılacaklarla yepyeni bir gün. Ben onu “hangi işi ne vakit, nasıl yapsam daha iyi olur” düşünceleri ile planlarken o beni, çalan telefonları, yeni girdileri, yeni öncelikleri ile çoktan akışı ve kendi öngörülemez dinamikleriyle sarıp sarmalamakta.
Gün de bahar gibi, insan ömrü de; sonsuz bir çeşitlilikte, hatta zenginlikle değişmekte.
Değişmeyen hiç bir şey yok. Zamanın, mekanın ve insanın tanıklığında, her şey değişmekte. Hayatın kendisi bütün unsurlarını değiştirerek değişmekte, dönüşmekte…
Modadan müziğe, sosyolojiden siyasete tüm yapılar, bilimsel bakıştaki değişim ile yeni biyoloji, dualitenin mekanik anlayışını aşan ve gözlemci özneyi de işin içine katan çok olasılıklı kuantum gerçekliğe pencere açan yeni fizik ile anlayışlar, eğilimler, değerler, değişmekte. Hele de artık her an yeni ürettiği ile kendi kendini eskiten, değişimin en belirgin algılandığı yeni bir alan var: Teknoloji…
Eskilerin deyişiyle, “insan muhayyilesinin ötesi” aşikar oldu bu adı teknoloji olanın eliyle. Görsel, işitsel, vb. alanda geliştirilen yeni teknolojilerle, haberleşme başta olmak üzere, ulaştırma, tıp, ne yazık ki silah teknolojileri de dahil hayatın her alanında baş döndürücü bir değişim yaşanmakta. Hatta mikro düzeyde, nano teknoloji ile üretilen yeni ürünler ile her an hayatımız eskiden imkansız sanılan pek çok konuda hızla değişmekte.
Yaşamakta olduğumuz dünya böylesine hızla değişirken asıl en büyük değişim insan bilincinde olmakta. Eski insan yerini kendini bilinmeyenleri bilinir kılacak yenisine bırakmakta, bilgiyi aşıp yaşanmışlıklarının senteziyle bilgeliğe ulaşacak yolculuğun önemli bir kavşağında, adına milenyum dediğimiz yaşamakta olduğumuz şu ikibinli yıllarda…
(…)
Bütün bunlar akarken yaşanmışlık olarak zihnimden, pencereden sürekli değişen, değiştikçe de halden hale bürünen, sabahki pırıltısını fark edebilen insanlar üzerine bırakıp yitip giden güne baktım, solan güneşe, artık gözlerimi kamaştıramayan.
Gün bitti. Güneş çekildi. Işık yerini karanlığa bıraktı. Gündüzle gece yer değiştirdi. Sıcaklığın yerini alan serinlik örterken geceyi gene güneşle kulağıma gelen kuş seslerini duyar gibi oldum bir yerlerden. Kulak kesildim. Dikkatle dinledim. Fark ettim ki; bu kez dışarıdan değil içerimden, çocukluk günlerimdeki gibi heyecanla çarpan yüreğimin derinliklerinden gelmekte sesler. Burnumda baharın kokusu, yüzümde tatlı bir yel…
Gelen karanlık geceye nispet yaparcasına gönlümün güneşi altında, gözümün önünde baharın rengarenk çiçekleri arasında dans eden, narin ama dayanıklı gelincikler, kafamdaki porteden yedi oktavlık notalarla bütün varoluşa yayılan bir müzik evren.
Değişimin en büyük sanatçısı doğa biz insanoğlunu değişimiyle eğitiyor, özendiriyor, değiştiriyor. Hiçbir şey yapmadığımızı sansak da değişim dinamikleriyle üzerimizde kendisini gösteriyor. Bize düşen ise, direnmeyi bırakarak bu değişim raksına irademizle katılmak. Yaşam(ak)la değişmek… Ondan da öte, değişimin kendisi olmak… Hayatın ta kendisi gibi…
Not: Bu sayı; günümüz Türkiye'si şartlarında, sektöründe öncü konumdaki Telepati dergisinin bir imkansızı mümkün kılarak ulaştığı 200. sayısı. Bu sayıda, bu müstesna aile ile birlikte sizlere ulaşabilmenin de kıvancı ve mutluluğuyla… Nice başarı dolu yıllara...