Başar Tunçel

basartuncel@gmail.com


Bay Meraklı

Patalog candır!

Bazı meslekleri anlatmak zordur, kendi meslektaşlarınıza bile zor anlatırsınız. Ben de şu "dijitalci"lerden olduğum için aynı dertten mustaribim. En büyük sıkıntıyı da anneannemle yaşıyoruz. Senelerdir arkadaşlarının benim mesleğimi sorduğunu ama yanıt veremediğini söylüyor. "Soranlara 'Başar serseri oldu' dersin" dediğimde, hayli güldük beraberce (yalan değil, bu yolla arkadaşlarını güldürerek bir süre idare etmiş). Ama yine de, bir "şey" demek istiyor. "Editör de" dedim en sonunda, aslında şu an yaptığım iş, yani sanal yayıncılık konusunda danışmanlık hizmeti bırakın anneannemi, kendi neslimde bile anlatamadığım bir iş. Bazen o kadar çok istiyorum ki "mesleğin ne?" dediklerinde, "avukat", "doktor" diye bir çırpıda söyleyivereyim, ama olmuyor.
Doktor demişken, aslında bu ay yazmak istediğim konu da doktorlarla ilgili… Patoloji uzmanlarıyla. Hani şu vücuttan bir şey kesilip çıkarılınca "patolojiye" gider ya, kötü huylu bir şeyler var mı yok mu diye, işte o patoloji. Geçenlerde klinisyen bir doktorun, patoloji uzmanı doktorlar için "oturdukları yerden para kazanıyorlar" dediği kulağıma gelince, bu dalla ilgili bir şeyler yazmak istedim. Yıllardır bir şekilde tıpla, doktorlarla, akademik olsun klinik olsun çeşitli temaslarım oldu ve size net olarak şunu söyleyebilirim ki, doktorun doktora yaptığını kimse yapmaz. Yapsaydı, o "oturduğu yerden para kazanıyor" diyen kansızın kanı donardı zaten. Kasap bile oturduğu yerden para kazanmıyor, insafsız! İnsan, Allah çarpar diye korkar böyle bir şey söylerken. Neden mi? Bakın anlatayım. Söz, basitçe anlatacağım.
Mühür gibi tanı
Bir kere hemen şunu söyleyeyim: Patoloji, sanılanın aksine, bir "laboratuar" dalı değildir. Aksine, cerrahi bir branştır ve yurt dışında, "klinikler üstü" bir branş olarak geçer. Çünkü bir tanı, hücre düzeyinde net olarak ancak ve ancak patoloji tarafından konur. Bilmiyorum, hiç 5 mikron inceliğinde (sordum, gerçekten o kadar ince) bir hücre bloğuna mikroskopta baktınız mı? Ben baktım! Hani Matrix filminde yeşil yeşil akan sayılara bakıp tüm dünyada ne olduğunu gören Neo var ya, işte onun gibi imkansız geldi ondan bir şey anlamak bana. Altı sene tıp fakültesi okuyup, 4-5 sene arasında da ihtisas yapan, dolayısıyla bu işe en az 10 yıl baş koyduktan sonra, "oturduğu yerde para kazanmaya oturan" patologlar, bunlara "nihai" tanı koymak durumunda! Emin olamadıklarında; çeşitli kaynaklardan araştırıyor, birlikte bakıyor ve uzlaşmaya vararak raporlarını yazıyorlar. Üstelik altına attıkları imza mühür gibi. 10 sene sonra bile o dokuyla ilgili ne klinisyen, ne cerrah, ne de başka biri... Sadece patoloğun imzası var.
Patolog, sadece mikroskoptan bakarak tanı koymuyor. Makroskopi adı verilen aşamada, dokular önce çıplak gözle ayrıştırılıyor ve bu önemli bir süreç. 12-24 saat takip denen aşamada parafin içinde tutularak 5 mikronluk şeritler halinde kesiliyor, boyanıyor ve ancak mikroskopta bakılabilir hale gelebiliyor.
Gördüğünüz gibi, bu iş kolay bir iş değil. Mesleki açıdan ciddi bir uzmanlık ve kompetans gerektiriyor. Tüm mesleki zorluğun yanı sıra; patolog olmak, nihai kararı vermek adına da zor. Dolayısıyla, bilgileri her daim diri olmak zorunda. Düşünün, bir patolog size "kansersiniz" dediği zaman, kansersinizdir. Ve, o andan itibaren hayatınız değişir. İlaveten bu insanların taze tuttukları bilgileri, ancak sizin hayatla ölüm arasındaki çizgide nerede durduğunuza ışık tutar. Bu yüzden eğitimlerine çok önem verirler. Size ilginç bir şey söyleyeyim mi? Patologlar, eğitimleriyle ilgili destek alamazlar. Evet! Bu insanlar, sürekli olarak eğitimlere katılıyorlar, ama ceplerinden para harcayarak. Ve öyle ufak miktarlardan bahsetmiyorum. (Bkz. Avrupa Patoloji Kongresi indirimli katılım ücreti 680 avro) Klinik branşlar, "mücbir sebeplerden" ötürü ilaç firmaları tarafından sürekli desteklenirken, ilaç satmaya alet olması imkansız olan patoloji tayfası, bu sponsor desteğinden zinhar mahrum. Kendilerini diri tutmak adına, ceplerinden harcayıp eğitimlere gidiyorlar. Ve sizi temin ederim, bir patoloji kongresine gidin, 7:30'da başlayan bir seans tam kadro doludur.
Tüm bunlara şimdi tıpta performans sisteminin patologlar nezdindeki adaletsiz var oluşunu da eklemek isterdim... Hani şu; “Performansı reddediyoruz”, “Holding değil, tıp fakültesi”, “Hastalarımız sayı değil insandır” diye protesto edilen, hastaya nitelikle değil, nicelikle bakmayı teşvik eden sistemden bahsediyorum. O da başka yazının konusu olsun.
Özetle patolog candır, sahip çıkmak ve bu konuda bir şeyler yapmak gerek. Bu ülkenin patologları daha iyisini hak ediyorlar.