ITU'daki ülke etkinliğimiz artıyor

Dr.T. Ayhan BEYDOĞAN / Telekomünikasyon Kurumu Kurul Üyesi

Geçtiğimiz ay, Dr. Ayhan Beydoğan'ın ITU Genel Sekreter Yardımcılığı'na adaylığı konusunda kısa bir söyleşi yaptık. Bu adaylık konusunun nasıl gündeme geldiğini ve gelişmeleri detaylarıyla kendi ağzından dinledik. Bu çok hassas ve önemli bilgileri sizlerle de paylaşmak istedik.

Beydoğan'a göre adaylık konusunun gündeme gelmesinin üç sebebi var. Beydoğan sözlerini şöyle sürdürüyor: "Birincisi, bildiğiniz gibi ITU Konsey üyeliği ve üst düzey yönetici (Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, Büro Direktörleri) seçimleri Birliğin en üst karar organı Tam Yetkili Temsilciler Konferansı'nda yapılmaktadır. ITU'nun önümüzdeki Tam Yetkili Temsilciler Konferansı da 6 - 24 Kasım 2006 tarihleri arasında Antalya'da yapılacaktır. Dolayısıyla, ev sahibi olmanın avantajını kullanmak istiyoruz.

İkinci sebep ise, ülkemizin son yıllarda ITU çalışmalarına aktif olarak katılmasıdır. ITU'nun kurucularından biri olan ülkemiz (1865 yılında) uzun yıllar Birlik ile doğru düzgün ilişkide bulunmamış ve çalışmalarına katılmamıştır. 1990'ların ikinci yarısından sonra bir kıpırdanmanın başladığını ve 2000 yılından itibaren ITU'da ciddi faaliyetlere imza atıldığını görüyoruz. Örneğin, 2000 yılında Dünya Radyokomünikasyon Konferansı ve 2002 yılında Dünya Telekomünikasyon Kalkınma Konferansı İstanbul'da yapıldı. Aynı şekilde, ülkemiz 2002 yılında Fas'ta yapılan Tam Yetkili Temsilciler Konferansı'nda tarihte ilk defa ITU Konseyine seçilmiştir. Tüm bunlar, ülkemizi ITU'da daha etkin bir ülke konumuna getirmiştir.

Üçüncü ve zannımca en önemli sebep ise, dünyadaki değişim dalgasının Türk Dış Politikasında oluşturduğu stratejik değişikliktir. 19 uncu yy da başlayan ve 20 nci yy da hızlanarak devam eden haberleşme ve ulaştırma alanındaki buluşlar mesafeleri kısaltmış, bireyler, toplumlar ve devletler arasında yeni sinerjiler yaratmıştır. İkinci dünya savaşından sonra bilgisayarın ve İnternet'in keşfi, telekomünikasyon teknolojilerinin hızlı gelişimi, 20.yy'ın son çeyreğinde ticari uyduların fırlatılması, mobil teknolojilerin geliştirilmesi ve özellikle de İnternet'in yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelip yaygınlaşması neticesinde sınırlar ve sınırlamalar geçerliliğini yitirmiş ve dünyamız küresel bir köye dönüştürmüştür. Küreselleşen dünya bireyleri ve toplumları, değişen uluslararası çevre de devletleri mevcut durumlarını gözden geçirmeye ve yeni davranış şekilleri ve yaklaşımlar geliştirmeye zorlamaktadır".

Size göre; teknolojik gelişmeler dış politikaların gözden geçirilmesini mi sağlamıştır?

Gayet tabiî ki. Teknolojik gelişmeler dünyamızı küreselleştirmiştir. Sorunlar da çözümler de küreselleşmiştir. Durum böyle olunca eski politikalar etkisini yitirmiş; yeni yaklaşımlar ve alternatifler önem kazanmıştır.

Sizce yeni alternatifler neler olabilir?

Bu konudaki sorunuzu biraz daha geniş bir perspektiften ele alarak Stratejik Derinlik kitabının yazarı Prof. Davutoğlu'nun cümleleri ile cevaplandırmak istiyorum. Davutoğlu'na göre; dinamik bir uluslararası çevrede kendileri de dinamik bir değişim süreci içinde bulunan toplumların ve ülkelerin önünde temelde üç farklı alternatif bulunmaktadır. Birincisi, kendi dinamizmini sınırlayan statik bir tavrı benimseyerek uluslararası yapının dinamizminin geçmesini beklemek ve bütün tanımlama ihtiyaçlarını uluslararası sistemin istikrara kavuşmasına kadar ertelemektir. Eğer bir toplum kendi dinamizmini yönlendirme konusunda özgüvene sahip değilse, kendi dinamizminden korkuyorsa ve kendisini bu nedenle statik tanımlamalar içinde tutmaya çalışıyorsa bu yolu tercih edecektir.

İkincisi, kendi dinamizminin odaklandığı güç unsurlarını anlamaksızın uluslararası dinamizmin akışına kendini kaptırmaktır. Bu da kendini tarih içinde bir özne olarak tanımlama sıkıntısı çeken ve tarihi akan bir nehir, uluslararası güç merkezlerini bu nehri yönlendiren etken unsurlar, kendini de bu akışa kapılmak zorunda olan sıradan bir nesne olarak gören bir bakış açısının ürünüdür.

Üçüncüsü ise, kendi dinamizminin potansiyelini uluslararası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabası içine girmektir. Bu tercih her iki dinamizmin kaynaklarını da, mekanizmasını da, akış seyrini de resmedebilen, açıklayabilen, anlayabilen ve anlamlandırabilen bir yaklaşımın ürünü olabilir. Bu alternatifi seçenler, kendi tarih ve coğrafya derinliklerinden kaynaklanan bir özgüvene sahip olmanın psikolojik gücü ile sadece diğer iki yaklaşımca risk unsuru gibi görünen kendi dinamizmlerini bir güç oluşturma kanalına akıtmayı bilmekle kalmazlar, aynı zamanda uluslararası dinamizmin dengeye dönüşmesi sürecinde belirleyici olabilen bir strateji performansı da gösterebilirler. Ayrıca, vaktin her anını geleceği şekillendirme potansiyeli taşıyan bir büyük değer olarak telakki ederler ve hakkıyla değerlendirilmeden geçen her anı kaçırılan bir büyük fırsat olarak görürler. Bu alternatifi seçenler, kendi toplumları ile tarihi bir yürüyüşe çıkmış olmanın kararlığı içinde toplumun kendi bünyesinde barındırdığı her dinamik unsuru gerektiği anda ve gerektiği şekilde kullanmaya çalışırlar. Kendi yerel varoluş alanları ile, küresel varoluş alanları arasında yeni bir anlamlılık ilişkisi kurarak gelecek nesillerini tarihte onurlu birer özne kılacak zemini hazırlamaya çalışırlar. Bu toplumlar ve ülkeler kaostan kozmosa geçişin aktörleri olmaya gayret ederler.

Ülkemizin son dönem dış politikasına bakıldığında, üçüncü alternatifin seçildiği açıkça görülmektedir. AB mevzuatına uyum çalışmaları, ABD ile yürütülen yakın ama dengeli ilişkiler, komşu ülkelerle sıfır sorun eksenli yürütülen çalışmalar, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği'nin ülkemiz adayınca kazanılması, kronik hale gelmiş Kıbrıs sorununda inisiyatif alınarak, "Kıbrıs Türk Devleti"nin tanınmasının sağlanması, ülkemizin G - 8 Zirvesine demokratik ortak olarak davet edilmesi, Afganistan'daki NATO güçlerinin başına bir Türk'ün atanmasının sağlanması, ülkemizin peş peşe İKÖ ve NATO toplantılarına ev sahipliği yapması ve ülkemizin BM Güvenlik Konseyi'ne 2008 - 2010 dönemi adaylığı için ciddi müzakereler yürütmesi üçüncü alternatifin bilinçli ve planlı bir şekilde seçildiğini ve başarılı olunduğunu net bir şekilde göstermektedir. Benim ITU Genel Sekreter Yardımcılığı'na aday gösterilmemi de bu aktif dış politikanın bir uzantısı olarak değerlendiriyorum.

Adaylık süreci hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Adaylık konusunun gündeme gelmesi, 2005 yılının Ağustos - Eylül aylarında oldu. Bunun üzerine Eylül 2005'te Cenevre-İsviçre'de yapılan Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi III. Hazırlık Komitesi Toplantısı'na katıldım. Bu toplantıda ITU yöneticileri, diğer ülke adayları, ITU'da tanınan saygın kişiler ve diğer ülke delegeleri ile ikili görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerimizle ile ilgili olarak Ulaştırma Bakanımızı bilgilendirdik. Daha sonra, Ulaştırma Bakanlığı Kurumumuza ve Dışişleri Bakanlığı'na bir yazı yazarak benim Genel Sekreter Yardımcılığı'na adaylığımı resmileştirdi ve bu adaylık ITU'ya ve ITU üyelerine duyuruldu.  

Resmi duyurudan sonra ne tür çalışmalar yaptınız ve yapıyorsunuz?

Resmi duyurudan sonra hemen lobi ve tanıtım çalışmalarına başladık. Önce Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım ile birlikte Dünya Bilgi Toplumu Tunus Zirvesi'ne katıldım geçen Kasım ayında. Orada ikili görüşmelerde konuyu gündeme getirip muhataplarımızdan destek talebinde bulunduk. Müteakiben, Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım, Kurum Başkanımız Dr. Tayfun Acarer ve benim adıma tüm ülkelere yılbaşı ve kurban bayramı kutlama kartları hazırlayıp gönderdik. Şubat ayında Amerikan Ülkeler Birliği Telekomünikasyon Konferansına katılmak için, Kurul II. Başkanımız Galip Zerey ile Kostarika'ya gittik. Son olarak da, Doha-Katar'da yapılan Dünya Telekomünikasyon Kalkınma Konferansına Antalya'da yapılacak ITU Tam Yetkili Temsilciler Konferansına Başkanlık edecek olan ve halen Türk Telekom'da Danışman olarak görev yapan Dr. Tanju Çataltepe ile birlikte katıldım. Yaptığımız tüm görüşmelerde kendimizi, ülkemizi, niçin aday olduğumuzu ve kazanmamız halinde neler yapacağımızı ayrıntılarıyla anlatıyoruz. Nisan ayında Cenevre'de ITU Konsey toplantısına katılıp lobi çalışmalarını devam ettirmeyi ve Konsey'e katılan tüm delegelere bir resepsiyon vermeyi planlıyoruz. Çalışmalarımızı Nisan'dan sonra yoğunlaştırarak devam ettirmeyi planlıyoruz.

Biraz da rakipleriniz hakkında konuşabilir miyiz?

Genel Sekreter Yardımcılığı için ben dahil 4 aday var şu anda. Bu sayı zamanla azalabileceği (Adaylıktan çekilme gibi sebeplerle) gibi artabilir de. Birinci rakibimiz Çin'li Haolin Zhao'dur. Kendisi şu anda ITU'nun Telekomünikasyon Standardizasyon Bürosunun Direktörüdür ve 8 yıldır bu görevi yürütmektedir. Görev süresi dolduğu için başka bir koltuğa aday olmuştur. ITU'yu iyi bilmesi, tecrübesi onun için çok ciddi avantaj oluşturmaktadır. Ancak, ITU'nun mevcut yönetiminin genelde başarısız bulunması ve Zhao'nun da mevcut yönetimde olması onun için bir dezavantaj teşkil etmektedir. Ayrıca, bazı ülkeler "Mahkeme Kadıya Mülk Değildir" anlayışından hareketle, Zhao'ya sıcak bakmamakta ve yeni adaylara yönelmektedirler. İkinci rakibimiz ITU'da Finans Bölümü'nün başkanı olan İspanyol Carlos Sanches'tir. Onun da ITU tecrübesi var ancak, o da Zhao gibi yıpranmış ve dezavantajlara sahip. Üçüncü rakibimiz ise yeni ortaya çıktı. Gana'nın telekomünikasyon düzenleyici kurum başkanı bir arkadaşımız. Henüz hakkında fazla bilgi sahibi değilim.

Seçilmeniz halinde öncelikleriniz neler olacak?

Öncelikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında var olan "Sayısal uçurumun" azaltılması için yoğun bir çalışma içerisine girmeyi planlıyorum. Bu çerçevede, ITU olarak Dünya Bilgi Toplumu Zirveleri sonuç dokümanlarına paralel olarak az gelişmiş ülkelerin telekomünikasyon altyapılarının geliştirilmesi ve dünya üzerinde yaşayan her insanın temel hakkı olan iletişim kurma imkanlarının artırılmasına çalışacağım. Ayrıca, ITU'da çalışan personelin çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve ITU'da Türkiye'nin daha iyi temsil edilmesini sağlanması diğer önceliklerim arasında yer alıyor.