TBD kuruluşundan beri e-devletin savaşını veriyor

Fatma Ağaç / Ankara

TBD’nin kurucusu Aydın Köksal, 1968’de söylediği “Türkiye’nin kalkınması için bilişimi bir araç olarak kullanacağız” deyimini ilke olarak benimsediğini ve Bilişim Derneği’ne de öyle baktığını söylüyor.

TÜRKİYE Bilişim Derneği (TBD) 1971 yılından beri Türkiye’de e-devletin oluşturulması savaşını verirken; TBD’nin kurucusu Aydın Köksal, e-devletin Türkiye’de yavaş yavaş kurulmaya başladığını ifade ediyor. “Uygarlığın verilerini insanımıza artık sunuyoruz” diye konuşan Köksal, bu savaşa katkısını şu cümlelerle anlatıyor:
“Uzun süre ben bu sektördeki düzenlemeleri devlet katında kovalayan, mesleğimizin oluşmasını, toplumun başka kesimleriyle denge içinde, onlarla anlayış birliği ve karşılıklı yardımlaşma içinde ilerlemesini sağlayan bir konumda oldum” diyen Köksal, Türkiye’nin hala ne yazık ki, siyasal düzeyde belirsizlikler, ekonomik krizler, dalgalanmalar ve kimlik bunalımı içinde yaşadığını dile getirdi.
TBD’nin 1971 yılında TÜSİAD’ın kuruluşundan birkaç ay önce kurulduğunu anlatan Köksal, daha TÜSİAD kurulduğu anlardan başlayarak, o zaman TÜSİAD başkanı olan Feyyaz Berker’le işbirliği öngördüklerini, fakat işbirliğini ileriye götürecek yasayı çıkaramadıklarını ifade etti. 1968’de söylediği “Türkiye’nin kalkınması için bilişimi bir araç olarak kullanacağız” deyimini ilke olarak benimsediğini söyleyen Köksal konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bilişim Derneği’ne de öyle baktım. Çok mütevazı bir şekilde başlayan atılımlardan önce diğer ülkelerdeki bu sektörün derneklerini yöneten, bu sektöre ilişkin ulusal düzeyde planlama çalışmalarını yöneten kişilerle de iletişim içinde olduk. Şu anda dernek çalışmalarında en önde gözükmüyorum. Gençlerin daha hızlı biçimde çalışma yaptıklarını görüyor; bu nedenle onları desteklemek gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye’deki bütün dalgalanmalar, gelişme sürecinin doğal zorluklarıdır. Bu zorluklar içinde mesleğimizi ülke düzeyinde ileriye taşıdıysak da, sektöre ilişkin yasal düzenlemeleri gerçekleştiremedik. Halbuki, planlama bir seçim öngörür. Neresinden başlayacağınızı, neye önem vereceğinizi, başka sektörleri ya da yerleri ihmal ederek, onları önemsiz sayarak değil ama kaynakların kısıtlı olduğu durumda, kaynağın sonuca gidecek biçimde çok özenli seçilmiş, başarı şansı yüksek ve her ne pahasına olursa olsun bu başarının elde edileceğini kestirebildiğiniz yerlerde kullanılması, bütün diğer sektörleri de sürükler.”
Yazılım endüstrisinin gelişmesinin Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir atılım olduğunu söyleyen Köksal; “Ancak Türkiye bunda o kadar geç kaldı ki, bu gecikmeden dolayı çok üzgünüm” dedi.
Köksal, ileri teknolojinin diğer sanayi alanlarının verimliliğini yükselten bir itici güç olarak kullanılması ve yazılım endüstrisinin gelişmesinin Türkiye’nin geleceğine yön vereceğini kaydetti. Ancak Türkiye’nin yazılım alanında çok geç kaldığını belirten Köksal, “Bu gecikmeden dolayı çok üzgünüm” diye konuştu. Köksal, Türkiye’de her ne kadar İstanbul, Ankara, İzmir üçlüsü ekonomide çok önemli bir yer tutsa da, Türkiye’nin gerçekte son derece büyük ve dinamik bir gençliğe sahip olduğunu söyleyerek, bu genç nüfusun Türkiye’nin yeni parlayan endüstri bölgelerinde patlamalar yaratacağını kaydetti. İstanbul’un bugün Avrupa kıtasının üçüncü büyük kenti olduğunu dile getiren Köksal, “Avrupa içinde ya da yanında olalım, küreselleşme ortamında Avrasya kavramı ortaya çıkmaktadır. İstanbul, bu büyük oluşumun belki de merkezi konumuna geliyor” dedi. Köksal sorularımızı şöyle cevaplandırdı:

Hazırladığınız, yazılımların vergiden muaf tutulmasını sağlayacak olan yeni yazılım yasasının Meclis’ten geçmesi için neler yapacaksınız?
“3 kasım seçimleri ilan edilmeden önce yasanın çıkarılması için anlayış birliğine vardık. Bilişim Şurası’nda bu konuyu gündeme alıp, gerçekleştirilmesinin önemli bir olmazsa olmaz koşul olduğunu dile getirdik ve imzaya bağladık. Yasa taslağı hazırlığında mali mevzuat konusunda iyice uzmanlaşmış kişilerin desteği ile Maliye Bakanlığı’yla temasa geçtik. Hazırladığımız yasa taslağını Meclis’e vermek üzereydik ve Meclis’te üye olan meslektaşlarımızla hangi gün konuşuruz derken 3 Kasım seçimleri çıktı ve iş yeni hükümete kaldı. Umuyorum ki, Meclis’i oluşturan yeni partiler de bu konuya olumlu bakabilecekler. Örneğin CHP Başkanı Deniz Baykal bir hitabında ve özel görüşmelerimizde CHP’nin eğitim ve bilişim alanında önemli aşamalar kaydedecek hazırlıklar içinde olduğunu açıklamıştı. Zaten bütün meslek örgütlerini arkamıza aldık. Türkiye’de pazarlanan değil ama üretilen yazılım çok önemli. Sadece Türk firmaları değil, üretimini uluslararası pazarlara sunan firmaları da Türkiye’ye çekmemiz lazım. Amaç, Türkiye’yi teknolojinin üretildiği, buluşların yapıldığı, yurtiçinde ve dışında kendine sağlam yer bulacak ürünlerin üretildiği bir ülke haline getirmektir. Türkiye’nin çağdaş bir ülke, bağımsız ve zengin insanların yaşadığı bir ülke olması ancak yazılımla mümkün olacak. Bu laikliğin kurulması kadar önemlidir. Teknoloji olmadan çağdaşlığın, laikliğin ayakta kalabileceğine inanmıyorum.”

Uygulamada olan Teknoparklar Yasası yazılımcıların veya yazılım sanayinin ihtiyaçlarını karşılayamıyor mu?
“Teknoparklar Yasası Türkiye’deki tüm yazılım firmalarına bağışıklık getiremese de yine de bir yarar sağlıyor. Yasa, yazılım sektörüne sadece vergi bağışıklığından ibaret bir destek sağlıyor. Teknoparklar Yasası’nın bir sinerjiyi ortaya çıkaracağına ve Türk yazılım gücünün dış pazarlara yönelip, kendine olumlu bir arz yaratması, güven yaratması, pazar edinmesi için ön koşul olan dayanışmayı sağlayacağına inanıyorum.
Teknoparklar ayrıca, daha çok üniversitelerde ve üniversite yerleşkelerinde veya yakın yerlerde oluştuğu ve oluşacağı için, eğitim öğretim kesimi ile sanayide uygulamalı olarak yazılım üretim sürecini yaşayan teknik güç, yani öğretici güç ve araştırmacı güç arasında da işbirliği sağlayacak. Yalnızca vergi bağışıklığı gibi görmüyorum teknopark olayını. Onu aşan bir başarıya yönelme fırsatı yaratacak. Ama eğer bu vergi bağışıklığı teknoparklarla sınırlı kalırsa, oralarda üretilebilecek bütün yazılımların maliyeti, kalkan gelir vergisi dolayısıyla düşerek neredeyse yarıya inecek, ancak dışarıda kalan yazılım firmalarının yaşaması zorlaşacak (Çünkü yazılımın katma değeri hemen hemen insan gücünden ibarettir. Diğer unsurlar yüzde 3-5 oranında kalacak kadar düşüktür. Yüzde 90-95 insan gücü maliyetidir). Bu da tabii rekabetin baltalanması demek. Bu koşullar altında Türkiye’de bir yazılım endüstrisinin ve ulusal bir gücün doğması güçleşecektir. Ulusal bakış açısı; Türk firmalarının nerede olursa olsun, herhangi bir kentteki çalışmalarının, dünyada benzer rakiplerine karşı zayıf düşmeyecekleri biçimde desteklenmesi olmalıdır. Teknoparklar Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de ve Marmara Bölgesi’nde bir bir kuruluyor. Çok sayıda milyonluk şehirlerin yavaş yavaş oluştuğu bir ülkeyiz. Bursa büyük bir sanayi merkezi. Gaziantep’in nüfusu 853 bin çıktı. Konya makine sanayiinde ön plana çıktı. Adeta Avrupa otomotiv sanayiinin bir yedek parça üretim merkezi haline geldi. Kayseri, Antalya ve diğer şehirlerimizde gelişmeler sürüyor. Örneğin İrlanda, Hindistan ve İsrail’de yazılım alanında yapılan atılımlar neden bizim ülkemizde de olmasın. Yıllarca Maliye Bakanlığı vergi muafiyeti konusunda direndi, ‘başka meslekler de bunu talep eder’ denildi. İrlanda gayri safi milli hasılasında yazılımı, 10 yıl gibi bir sürede özel desteklerle ön plana çıkarmayı başardı. En büyük ülkeler bile yazılıma katkı veriyor ve sınırlamalar koyuyor, kendi ülke yazılımlarını koruyor. Bunu Türkiye de yapmak zorunda.
Mali mevzuat konusunda iyice uzmanlaşmış kişilerin desteği ile Maliye Bakanlığı’yla temas kurarak, uzmanların yorumlarını da alarak, son derece kısa, az ve öz birkaç maddelik iyi bir gerekçesi olan; hemen yasaya dönüşebilecek bir taslak hazırladık. Bunu Meclis’e vermek üzereydik 3 Kasım seçimleri gündeme geldi. Yasanın çıkarılması yeni hükümete kaldı. Şu anda elimizde, yazılmış çizilmiş, redaksiyondan geçmiş ve çok kısa güzel bir yasa metni var.”

Sahibi olduğunuz Bilişim Limited, Adalet Bakanlığı’nın yürüttüğü önemli bir projeye katkı sağlıyor? Yargının otomasyona geçmesi neleri getirecek?
“E-devletin oluşturulması bakımından Adalet Bakanlığı hizmetlerinin otomasyona geçirilmesi o kadar önemlidir ki; Bilişim Derneği’nin kurulmasından hemen sonra Barolar Birliği ile ortak bilgisayar kullanımı adı altında bir büyük sempozyum yapmıştık. Milli Prodüktivite Merkezi de kitabımızı bastı. Sempozyumda Adalet Bakanlığı’nın otomasyona geçirilmesi gereken bakanlıkların başında geldiğini duyurduk. Bu benim tezimdi. Çok sayıda bildiri sunuldu, çok ses getirdi. Askeri Yargıtay, Yargıtay, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve yetkilileri katıldı. Ne yazık ki, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP Projesi) 1999 yılına kadar bir türlü istediğimiz biçimde ayağa kalkmadı. Bu projenin gerçekleştirilmesine katkı veren bir kurumda olmak beni çok duygulandırdı. Tabii ki üzüntüm de çok. Aradan 30 yıl geçmiş.
Adalet Bakanlığı’nın Ulusal Yargı Ağı Projesi’nin gerçekleştirilmesi; yalnızca yargının işlerini hızlandırmakla kalmayacak, yurttaşların çok saydam biçimde Internet üzerinden kendi davalarını izleme olanağını da getirecek. Dolayısıyla UYAP’ı saydam devlete, e-devlete dönük en büyük altyapı sayıyorum. Çünkü adalet mülkün temelidir. Adalet Bakanlığı devlet-halk ilişkisinin biçimlendiği bir bakanlıktır. Devlete 90 kadar proje yaptık, çıkardığım sonuç şu; e-devlet Türkiye’de yavaş yavaş kuruluyor. Uygarlığın verilerini insanımıza sunuyoruz.”