İnovasyon Konferansı 2011

Cenk Yapıcı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, T.C. Cumhurbaşkanlığı himayesinde; Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından ve Turkcell stratejik ortaklığında düzenlenen Türkiye İnovasyon Konferansı'nın açılış oturumuna katıldı.
Himayesinde düzenlenen Türkiye İnovasyon Konferası'nın açılışında bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Gül, milletlerin yükselişinde ve geri kalmasında en önemli faktörün, bilim, teknoloji ve yenilik olduğunu vurgulayarak, “Millet olarak, tarihin hızlı akışı karşısında bilim, teknoloji ve inovasyon konusunda artık yürümek değil, koşmak zamanıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Gül yaptığı konuşmada, Türkiye’nin ve dünyanın ağır gündemi içinde inovasyon gibi son derece önemli bir konunun, kamuoyu gündemine taşınmasından ve konferansa Türk ve yabancı çok sayıda müteşebbis ile bilim insanının katılmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. İnovasyonun uluslararası boyutu dâhil tüm ilgili tarafların bir arada bulunmasının takdire şayan olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, başarılı bir inovasyon politikasının, ancak, bu tarz eş güdüm ile yürütülebilecek bir husus olduğuna dikkat çekti.;

İnsanlık tarihinde inovasyonun önemi
İnsanlık tarihinin esasen, inovasyonun tarihi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, “Çağları açan da, kapatan da; büyük medeniyetleri yükselten de, çöküşe sürükleyen de; hep teknolojik değişme ve yenilikler olmuştur. Yenilikler, toplumların siyasi, askerî, iktisadi, beşeri ve hatta günlük hayatlarını radikal bir şekilde değiştiren en etkili ve mutlak bir dinamiktir” diye konuştu.

“Yeniliklerle bir şekilde yaşamak durumundayız”
Cumhurbaşkanı Gül sözlerine şöyle devam etti: “Teknoloji ve inovasyonu, ister sosyolog Herbert Marcuse ve romancı Simone de Beauvoir gibi insanı köleleştirmek için bir araç olarak görelim, ister Adam Smith ve Karl Marks gibi insanı özgürleştirmek için temel güç olarak değerlendirelim, hepimiz yeniliklerle bir şekilde yaşamak durumundayız. Özellikle biz iktisatçıların, ekonomik büyümenin ve uluslararası rekabetin temel faktörlerinden biri olan yenilik ve teknolojiyi göz ardı etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle Alfred Marshall’dan, Friedrich List’e; modern bilgisayarın ilk mucidi olarak tanınan Charles Babbage’dan, inovasyonun felsefi ve ekonomik temellerini en iyi ortaya koyan Joseph Schumpeter’e; kadar büyük iktisatçıların bu konuyla yakından ilgilenmesi boşa değildir. Çünkü ekonomik büyüme, her zaman kalkınmaya yol açmayabilir. Ekonomik kalkınmadan anlaşılan, büyümenin uzun dönemde sürdürülebilir olmasıdır. Schumpeter’in söylediği gibi, istediğiniz kadar posta arabasını birbirine ekleyin, demiryolu seviyesine ulaşamazsınız.”
Yapılan pek çok iktisadi analizin kalkınma ve gelişmeyi tetikleyen temel dürtünün yenilik, inovasyon olduğunu gösterdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Schumpeter’in deyimiyle, ‘yaratıcı imha’ süreci, bugünkü dünyanın bir realitesidir ve söylediğim gibi toplum hayatının tüm veçhelerine de sirayet etmektedir” dedi.

Bilim, teknoloji ve yenilik
Cumhurbaşkanı Gül, milletlerin yükselişinde ve geri kalmasında da en önemli faktörün, bilim, teknoloji ve yenilik olduğunu, ülkeler arasındaki medeniyet yarışını belirleyenin de, tarihin akışını hızlandıranın da, inovasyon ve teknolojik değişme olduğunu vurguladı.
Sanayi devriminin başlamasıyla birlikte zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki gelir farkının dramatik bir şekilde arttığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, “1750’lerde çok az olan en zengin ülke ile en fakir ülke arasındaki gelir farkı, son yıllarda hızlanan inovasyon, teknolojik değişme ve sermaye hareketleri nedeniyle bugün yüzlerce kat açılmıştır.” diye konuştu.
Son yıllarda yapılan pek çok ekonometrik çalışma ve ekonomik büyümenin temel lokomotifinin emek ve sermaye gibi geleneksel üretim faktörlerinden ziyade, bilgi, yenilik ve teknoloji gibi faktörler olduğunu açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, bu nedenle, tüm ülkelerin büyüme ve kalkınma için bilim, inovasyon ve teknolojiye yatırım yapmaları gerektiğini belirtti.

“Kayıpları aşmak için süratli yol almalıyız”
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’de uzun yıllar ihmal edilen bu konularda son yıllarda gözle görülür bir bilinçlenme yaşandığına, hükümetten, akademik çevrelere, iş dünyasından sivil topluma kadar pek çok kesimin bilim teknoloji ve inovasyon alanında çabalarını ve aralarındakini arttırdıklarını ifade ederek şöyle dedi: “Ancak, uzun yılların ihmalinin yarattığı kayıpları aşmak için bu alanda süratli ve etkili yol almamız gerektiğine inanmaktayım. Sadece kişi başına millî gelir bakımından gelişmiş ülkelerle aramızdaki gelir farkını kapatmak için değil, aynı zamanda bölgesel dengesizlikleri gidermek ve gelir dağılımındaki adaleti sağlamak için de çok çalışmamız gerekmektedir. Yüksek oranlı büyümeyi gerçekleştirebilmek için, bütün gayretlerimizi toplam faktör verimliliğini artıracak reformlara yoğunlaştırmalıyız. Bu verimliliği artırmanın en etkin yolu da şüphesiz inovasyon ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ağırlık vermektir.”

“Mikro reformlara ağırlık verme zamanı gelmiştir”
Türkiye’nin bilişim ekonomisine dönüşmesi için son yıllarda atılan adımları takdirle karşıladığını, özellikle; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kurulmasıyla, Türkiye’nin “millî inovasyon sistemi”nin amiral gemisinin belli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, 2001 krizinden sonra gerçekleştirilen kapsamlı reformlar ve kararlı ekonomik politikalarla makroekonomik istikrar ve hızlı büyümeyi büyük ölçüde başarmış bir ülkedir. Bugün Türk ekonomisi, sağlam makroekonomik temelleriyle, büyük bir kamu borcu ve finansal kriz altında ezilen Avrupa ekonomilerinden kendisini ayrıştırmıştır. Artık başta cari açığın düşürülmesi ve reel sektörün rekabet gücünün artırılması gibi yapısal bazı sorunlara yoğunlaşmak için imkân ve kabiliyetlere sahip ülkeyiz. Bu bağlamda, yenilik kapasitesini artıracak mikro reformlara ağırlık vermenin zamanı gelmiştir. İşletmelerimizin ARGE, inovasyon, tasarım ve markalaşma yeteneklerini ve becerilerini artırmaları için her türlü destek verilmelidir. Türkiye, bir yandan bilgi üreten, diğer yandan ürettiği bilgiyi ticarileştiren ve yurtdışına ihraç eden bir yapıya kavuşmalıdır. Bu şekilde dönüşüm geçirmiş bir ekonomi, gerek ekonomik istikrar gerekse ödemeler dengesiyle ilgili sorunlara karşı en güçlü teminattır. Son yıllarda yakalanan güven ve istikrar ortamı, ülkemize orta ve uzun vadeli programlar hazırlama imkânı vermiştir. Bu meyanda, bir süre önce, uzun yıllardır ihtiyacı hissedilen Sanayi Strateji Belgesi’nin uygulamaya konulmasını takdirle karşılıyorum. Bu belgenin temel hedeflerinden biri de, orta ve yüksek teknolojili sektörlerde, ülkemizi üretim, teknoloji ve ihracat üssü haline dönüştürmektedir.”
Cumhurbaşkanı Gül, bugünkü Alman ekonomik mucizesinin ve AB Gümrük Birliği’nin fikir babası olan Friedrich List’in sanayi ve teknoloji politikalarında ortaya koyduğu “corporatist” anlayışın, herkes için yol gösterici olduğuna dikkat çekerek, “Millî inovasyon sistemimiz, başta Hükümet olmak üzere özel sektörün ve akademik camianın etkin eş güdüm ve iş birliğini sağlayacak bir vasıfta olmalıdır. Özellikle üniversitelerde bilgi üretim süreciyle, reel sektörün gerçekleştirdiği ARGE ve üretim süreçlerinin bütünleşik hale getirmesiyle, bu faaliyetlerin kamu tarafından yönlendirilmesi ve desteklenmesi hayati önem taşımaktadır” dedi.

ARGE harcamalarındaki artış
Türkiye’de söz konusu faaliyetlerin koordinasyonu ve desteklenmesi bakımından da umut verici gelişmelerin yaşandığına değinen Cumhurbaşkanı Gül, ARGE harcamalarının geçen sene, 2000 yılına göre 3 kat artarak 9 milyar TL’yi aştığını, aynı dönemde, ARGE harcamasının GSYİH’ye oranının da binde 48’den binde 84’e ulaştığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin 2023 yılına kadar bu oranı yüzde 3’e çıkarmasının hedeflendiğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Gül, “Ayrıca, 2010 yılında tam zaman ve eşdeğer ARGE Personeli sayısı 82 bine; araştırmacı sayısı ise, 64 bine ulaşmıştır. Bu rakamlar, yine 2000 yılındaki sayıların yaklaşık üç katıdır. 2009 yılında ilk defa özel sektörde tam zamanlı çalışan ARGE personeli sayısı, yükseköğretim sektöründe çalışanların sayısını geçmiştir” diye konuştu.

“Avrupa’da ilk üçün içindeyiz”
Cumhurbaşkanı Gül daha sonra şunları söyledi: “Türkiye olarak teknoparkların önemini ancak 2000’li yıllarda fark edebildik. Ancak kısa sürede çok önemli aşama kaydettik. Bugün 32si faal olmak üzere toplam 43 teknoparkımız mevcuttur. Bu teknoparkların 31 farklı şehrimizde kurulmuş olması da son derece anlamlıdır. Teknoloji alanında kaydettiğimiz başarıları takip edebileceğimiz en önemli göstergelerden biri de sınaî mülkiyet haklarıdır. Geçen yıl, patent ve faydalı model başvuru sayıları tarihimizde ilk defa 11 bini geçmiştir. Son yıllarda, marka ve endüstriyel tasarım başvuruları bakımından Avrupa’nın ilk üç ülkesi arasında yer almaktayız. 2011 yılı sonu itibariyle, 100 binin üzerinde marka başvurusuyla, Avrupa’da ilk sıraya yükselmemiz beklenmektedir.”
İnovasyon konusunun uluslararası ve küresel bakış açısına açık bir alan olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, bu itibarla, Türkiye’nin AB Çerçeve programları kapsamında yürüttüğü çalışmalardan duyduğu memnuniyeti ifade etti ve Türkiye’nin, Avrupa Araştırma Alanı’nın tam ve etkin bir üyesi olduğunu, bu durumun, en az Gümrük Birliği kadar Türkiye ekonomisini dönüştürecek bir kurumsal ve yapısal çerçeve sağladığını belirtti.

Bilim ve Teknoloji Müşavirliği
Yedinci Çerçeve Programı kapsamında yürütülen projelerin finansmanında sağlanan fonların, millî katkının üzerinde gerçekleşmesinin Türkiye’nin bilgi ekonomisi bakımından potansiyelini ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, bilim, teknoloji ve yenilik alanında pek çok ülkeyle ikili iş birliği mekanizmalarının ihdas edilmesine de büyük önem verdiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Gül, “Bu bağlamda, geçen yıl yapılan Büyükelçiler Konferansı’nda yurtdışındaki hedeflerimizde artık Bilim ve Teknoloji Müşavirlerinin görevlendirilmesi çağrısında bulunmuştum. İlgili makamlarımızın bu yönde çalışmalar başlattıklarını öğrenmekten memnuniyet duydum” dedi.

“Dünya çapındaki bilim insanlarımızdan faydalanmalıyız”
Türkiye’nin bilim, inovasyon ve teknoloji konusunda muazzam bir beşeri sermayeye sahip olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti: “Geçen yıl New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ardından Boston’da Türk bilim adamlarıyla bir araya geldim. Söz konusu toplantı vesilesiyle dikkatime getirilen bir istatistik, doğrusu bu muazzam potansiyeli ortaya koyacak niteliktedir. ABD üniversitelerinden bilim ve mühendislik alanında doktora derecesi alan Türk vatandaşlarının sayısı, bu alanlarda doktora alan İngiltere, Almanya ve Fransa vatandaşlarının üçünün toplamından daha fazladır. Bu durum, bir yandan, ülkemizden ciddi bir beyin göçü yaşandığına işaret ederken; diğer taraftan, söz konusu dünya çapındaki bilim insanlarımız ve mühendislerimizden yararlanmamız konusunda bizlere ciddi fırsatlar sunmaktadır.”
Cumhurbaşkanı Gül, bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarını, milletin geleceği ve bekasını şekillendiren temel dinamikler olarak görmekten başka çare olmadığına değinerek, “Bu itibarla, her şeyden önce bu politikaları, iktisadi büyüme stratejimizin merkezine yerleştirmek zorundayız. Ülke olarak temelleri ve hedefleri iyi çalışılmış, ancak hali hazırda yeterince bütünleşemeyen, bilgiye dayalı bir iktisadi büyüme stratejisini, tüm veçheleriyle hayata geçirmeliyiz. Ayrıca, eğitim sistemimiz aracılığıyla bilim, teknoloji ve yenilik konusunda ciddi bir farkındalık programına işlerlik kazandırmalıyız” dedi.
Türkiye’nin, bölgesinde ve ötesinde yıldızı parlayan bir ülke olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Geçen hafta İngiliz Sanayi Odaları Konfederasyonu Genel Kurulu’nda ifade ettiğim gibi, ekonomik bakımdan, ‘Avrasya’nın yükselen hilalidir.” diye konuştu.

“Türkiye 2050 yılında Avrupa’nın en büyük iki ekonomisinden biri olacak”
Şimdiden pek çok uluslararası danışmanlık kuruluşunun Türkiye’nin 2050 yılı itibariyle Avrupa’nın en büyük iki ekonomisinden biri olacağı tahmininde bulunduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, bunun gerçekçi bir öngörü olduğu kanaatinde olduğunu belirtti ve “Dolayısıyla, önümüzdeki 10–15 yıllık süreçte, bilimsel, teknolojik, askeri ve ekonomik açıdan ciddi bir ‘yakalama’ ve ‘öne geçme’ çabası içine girmek ve milletimizi bu yönde harekete geçirmek, orta vadeli hedefimizi oluşturmalıdır” dedi.

Arap Baharı’nın ortaya çıkışında sosyal medyanın gücü
Cumhurbaşkanı Gül, inovasyonun dünyayı küçülttüğünü, tarihin akışını hızlandırdığını, inovasyonun ivme kazandırdığı küreselleşmenin, adeta toplumların kimyasını değiştirdiğini vurgularken, “Bugün, Arap Baharı’nın ortaya çıkışında El Cezire’nin, İnternet’in ve sosyal medyanın rolünü kim göz ardı edebilir?” dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle tamamladı: “Siyasi hayatında Yenilikçi Harekete öncülük etmiş; siyaset, ekonomi ve hukuk dâhil toplum hayatının her alanında yeniliğe, reforma ve inkişafa inanmış; sürekli olarak yeni bir siyaset dili, yeni bir diplomasi dili, yeni bir uluslararası düzen, yeni bir anayasa çağrısında bulunmuş ve nihayet sosyal medyadan imkanlar ölçüsünde yararlanan biriyim. Bu nedenle, inovasyonun milletimizin bugününü ve geleceğini şekillendiren en önemli güçlerden biri olduğuna samimiyetle inanıyorum. Ancak, şunu da hatırlatmak ihtiyacı duyuyorum: Millet olarak, tarihin hızlı akışı karşısında, bilim, teknoloji ve inovasyon konusunda artık yürümek değil, koşmak zamanıdır.”

Katar Emiri: “Birlikte çalışalım”
Daha sonra söz alan Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Khalifa Al Thani, rekabetçi olmanın öneminin altını çizdi. Rekabetin insanlara yenilik için ilham verdiğini, teşvik ettiğini kaydetti. Al-Thani, “Asıl amaç başkalarının buluşunu kopyalamak değil, onun üzerine koymaktır. Toplumun ihtiyaçlarına uygun teknoloji üretmektir" dedi.
Katar'da ilerlemenin odağının gençler olduğunu aktaran ve insan altyapısının önemini vurgulayan El Tani, ''İnandığımız bu ilerleme nüfus ve orduların kapasitesine itibar etmeden insanoğluna arzulanan haysiyet ve umudu gerçekleştirme fırsatı vermektedir. İnovasyonla ilerlemeyi gerçekleştiren insan başkasıyla etkileşime geçen, onunla dayanışan, barış ve istikrar kültürünü oluşturmak üzere bilgisini istihdam eden, şiddeti reddeden, çatışmaya değil kültürlerin bütünleşmesine dayanan insanların ilerlemesine ortak olacaktır'' dedi. Gelinen aşamada Arap gençlerin buluşlarını artırdığını anlatan Katar Emiri, ülke olarak gelirlerinin yüzde 2,8'ni inovasyona yatırdığını da açıkladı. Türkiye ile Katar arasında güvenin esas olduğunun altını çizen Al Thani, “Ekonominin yanında bilimde de böyle Türkiye deki üniversitelerle birlikte çalışmak istiyoruz” dedi.
 
Büyükekşi: “Teknolojik ilerleme ihracatı artırır”
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de ihracatı artırmada inovasyonun önemli bir rol oynayacağına kaydetti. Büyükekşi, “Şu an biz, icat çıkaranları öyle bir desteklemeli ve baş tacı etmeliyiz ki, herkes ben nasıl yenilik yaparım, onurlandırılırım desin. İnovasyon insanlarımızın genlerinde var, bunu açığa çıkarmak için onlara her türlü desteği vermemiz gerekiyor. Evet, ihracatı artırmanın, dış ticareti dengelemenin, hayatımızın sorunlu alanlarına çare bulmanın yolu yenilenmeden geçiyor” şeklinde konuştu.
Vasat olanın değil sıra dışı olanın ödüllendirildiği bir dünyada her şeyin daha iyi olacağını vurgulayan Büyükekşi, şunları belirtti: “2023 için 500 milyar dolar ihracat hedefi koyduk. Bu hedefi kuşkusuz tutturacağız. Azim ve irademiz buna yetecek. Ama burada inovatif olabilmek, inovatif kalabilmek önemlidir. Onun için Türkiye İnovasyon Konferansı'nda anlatılanlardan, açıklananlardan ilham alacağız. Diliyoruz, konferansımız gök kubbede hoş bir seda olarak kalmasın günlük hayatta karşılık bulsun.”