Demet Zübeyiroğlu

Büdütör

Nitelik, nicelik...

Saatler an itibariyle 00.19’u gösterirken, günlerdir kafamda kurgulamaya çalıştığım bu yazıyı tamamlayabilmek için 41 dakikam olması baskısı altında kıvranma eğilimim had safhada... Neden mi 41 dakika? Çünkü aksi halde sabah kalkış zilime beş buçuk saatten az kalmış olacak ve öğleden sonra-akşamüstü saatlerine doğru, dakikada 1500 kelime işleme kapasitem 1000’lere düştüğünde, yayının hayati fonksiyonlarını yeterince yerine getiremediğimden, saliseler bile eksi bakiyeler olarak üzerime yürümeye başlayacaklar... “Yok artık, o kadar da değil” diyorsunuz belki içinizden ama o kadar... Dünyanın bilgisine maruz kalıp, sonra onlardan anlamlı bilgiler üretmeye çabalamanın ve bunları sektörel bir Türkçe medya biçiminde çıktı olarak sunmanın manasızlığı gittikçe ve hızlı bir biçimde artmakta. Bunun yerine fırıncı ol, sesin de güzelse ekmeklerinle ilgili yaptığın bir mini besteyle, dükkanın kapısında iki türkü çığır, müşteri sayını ikiye katlar, mutlu memnun yaşar gidersin. Üzerine üstlük, ertesi gün “Fırıncının konserleri” başlıklı bir değil 10-15 video ile Youtube’a düşer, en çok izlenen videolar arasına girince de TV programlarına davet edilir, ünlü bile olursun. Ve dahi, Sesigürekmek.com adresinden 50 farklı biçimde ekmek modeliyle satışa geçti mi, sınırlı sipariş kapasitesi nedeniyle de “İlk 10 bin kişiye teslim edebiliyoruz, tanesi kargo bedeli dahil 10 TL” dedi mi, kim tutar seni... Sosyal medyan hazır, TV’de de yıldız olduktan sonra, dış mekan reklam alanlarına bile ihtiyacın olmaz. Fırın değil, fırın zinciri olmaya başlar, kendin bir reklam panosu haline gelirsin. Bu arada müzik işi de ilerlemiş, “Ekmeğim dilim, dilim” adlı parçan listelerde 1 numaraya oturmuş olur. Sonrasında işin daha da kolaylaşır, aranan reklam yüzü haline gelmişsindir artık, yüzünü kime vereceğine karar vermekte zorlanırsın, en çok verene mi, logosunun rengi kıyafetlerinle daha uyumlu olana mı? En az iki yıllık milyonluk sözleşme cepte iken, fırın zincirinin yönetimini de profesyonel yöneticilere emanet eder, bu arada eksik gördü isen (çok da elzem değil ama) eğitimini bir üst seviyeye taşır, İngilizce’yi de söktün mü, ver elini yurtdışı pazarlar...
Güzel hikaye değil mi? Senaryoyu daha çoook ama çok uzatabilirim. Hayallerinizle sınırlı... “Sky is the limit J” Kısacası; kısa yoldan para kazanmak popüler ilgilerine ve basit ihtiyaçlarına hitap eden ve bunları da onları yormadan basit bir biçimde halleden şeylerden geçiyor.
Bu satırlardan taş çatlasa bu dilde 100 bin kişiye erişebilirim. İngilizce’ye çevirsem, atasın bir 500 bin daha en çok... Halbuki akşam altı trafiğinde zaten duran Boğaz Köprüsü trafiğinde arabamı durdurup, getirdiğim bir güçlü ses sitemiyle ve seksi bir kıyafetle “Ekmeğim dilim, dilim” parçasının “My bread is slice slice” sürümünü söylesem, çok daha kolay olurdu hayat. Video siteleri erişimim, milyonlarcasını bulurdu. Tanesi 1 liradan 1 milyar ciklete dönerdi hikayem o zaman.
Peki ya o milyonlar ile benim buradan erişebildiğim 50 bin kişi aynı kitle mi? Daha da önemlisi o videoyu izlerken ki beklenti ve algıları ile beni buradan okurkenki algı biçimleri ve beklentileri aynı mı? Peki ya bir ekonomi ya da gezi yayını okurkenki algılamaları aynı mı?
Aynı diyen varsa “El insaf!” gibi bir tepkiden başka verecek birşeyim olamaz.
Nicelik önemlidir. Ancak kalite ve nitelik parametrelerini unutmamanız dileğiyle.
Saat 02.12... Yarınki kelime işlem kapasitesi 800 seviyelerine gerilemiş oldu...