Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e


‘Altın Çağ’

Geçen hafta oğlum okuldan geldi veya çok büyük bir müjde verdi: “Baba, bugün Altın Çağ başladı” dedi. 21 Aralık 2012’de dünyanın sonunun gelmesini bekleyen çocuklara anlaşılan 22’sinde öğretmenleri bu açıklamayı yapmıştı, Altın Çağın başladığı hem de tam o gün başladığı açıklamasını. İkinci on yılının da neredeyse ortalarına geldiğimiz 21inci yüzyılın bir Altın Çağ olacağına ilişkin temennin de ötesinde pek çok ciddi tahmin bulunmakta. Ama aynı şekilde petrolün tükenmesi, küresel ısınma ve bu iki felaketin yol açacağı gerginlik ve savaşlar sonrasında yeni bir orta çağın da başlayabileceğini ileri süren son derece önemli ve ciddi düşünürler var. Hangisinin doğru çıkacağı bize bağlı. Her birimizin kendimizle olan mücadelesine bağlı.
Herhalde 21 Aralık’ın yarattığı bilinç atlında bile olsa bir heyecan varmış. 2012’i ağız tadıyla bitiremedim. Hani sallantıda devam eden ilişkiler gibi kapanışı yapamadım. 2012, 2013’e sarktı. Ancak dün sabah kalktığımda 2012’nin bitmiş, 2013’ün başlamış olduğunu idrak edebildim. Bu yazıyı biraz gecikmeli yazıyor olmam bu açıdan faydalı oldu, aksi takdirde geçen ayki temadan devam edip Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Aralık ayında yayınlamış olduğu “Mobil Çağrı Sonlandırma Pazarında Pazar Analizi Nihai Dokumanı”nı irdeleyecek, özellikle hala tam olarak kafama yatmayan ortak yerleşim yükümlülüğünü inceleyecektim. Daha geçen yılı kapatamamıştım. Bu sabah hangi gezengende güneş tutuluyorsa bana olumlu etkide bulundu bir rahatlama ile uyandım, 2012 nihayet bitmişti. 2013’ten beklentilerimi de gayet net görebiliyordum. 2013’ün Altın Çağ olacağına inancım tamdı. 2013’ün 2012’den daha iyi bir yıl olması için aslında şu anda görünen bir neden yok. Ne dünya üzerinde, ne bölgemizde, ne de Türkiye’de siyasetin, ekonominin, küresel ısınmanın, gelir dağılımının daha iyiye gitmesi için bir neden bulunmuyor. Ben yine de 2013 ile birlikte Altın Çağın başladığını düşünüyorum. Altın Çağın dışsal bir çağ değil içsel bir çağ olduğuna inanıyorum. Beklentilerimizi dışsal, yani bizim dışımızdaki etkenlerin belirlediği hedeflere göre değil, içsel yani tamamen kendi kontrolümüzde olan hedeflere göre belirleneceğine ve bu durumda devamlı kazanacağımıza inanıyorum. Yarışımızı, savaşımızı, iddiamızı kendimize karşı yaptığımız zaman kaybetmeyi öğrenmemize gerek yok, hep kazanabiliriz. Rakibimiz, yani kendi zayıflıklarımız ve zaaflarımız aslında içten içe kaybetmek istiyorlar, aslında bize rakip değiller. Kontrol bizde. En azından ben bu yılı içsel hedeflere ayıracağım. Başkaları ile değil kendim ile mücadele edeceğim. Biliyorum ki kazanacağım.
Size de aynısını öneririm. Kendinize bakın, neleri geliştirmek, neleri iyileştirmek istediğinizi bulun. Çevrenizin aklınızı çelmesine izin vermeyin. Hedeflerinizin dışsallaşmasına izin vermeyin. Bu yıl kendinize odaklanın. Kontrolü başkalarına veya dış etkenlere vermeyin, kontrol sizde kalsın. Hedef olarak daha fazla satış yapmayı koymayın, ne kadar satış yapabileceğiniz başkalarına bağlıdır. Hedefiniz, ne kadar potansiyel müşteriye ulaşabileceğiniz olsun. O telefonu kaldırmak, o mesajı atmak, o konferansa, o fuara katılıp müşteri adaylarınızla ilişki kurmak sizin elinizde. Satışı kapatamayabilirsiniz ama kendinizi yenmiş olursunuz. Sınıf birincisi olmaya çalışmayın, ortalamanızı 90’a çıkarmaya çalışın. Birisi 91 ortalama yaptı diye kendinizi başarısız hissetmeye gerek yok. Kendinizle uğraşın, borsa, ekonomi, siyaset sizi üzemesin. Bunu sağladıysanız en azından siz ‘Altın Çağa’ girmişsiniz demektir. Kolay gelsin. (Ortaköy-11 Ocak 2013)


Köşe Yazarları